Kira uyuşmazlıklarında süre ve usul şartları, hem kiracılar hem de ev sahipleri açısından büyük önem taşıyor. Avukat Hazal Arıbaş, kira tespit davalarında 5 yıl şartını, ihtiyaç nedeniyle tahliye edilen evlerin yeniden kiraya verilmesi halinde doğabilecek sonuçları ve 10 yıllık kiracılara ilişkin yanlış bilinen noktaları anlattı.
KİRA TESPİT DAVASINDA 5 YIL ŞARTI
Kira tespit davasının, mevcut kira bedelinin benzer taşınmazlara göre düşük kalması ve tarafların yeni kira bedelinde anlaşamaması halinde gündeme geldiğini belirten Arıbaş, emsal kira bedellerinin dikkate alınabilmesi açısından 5 yıllık sürenin önemli olduğunu söyledi.
Arıbaş, kira sözleşmesinin 5 yılını doldurmasının ardından mahkeme yoluna başvurulabileceğini ifade ederek, taşınmazın özelliklerinin ve çevredeki benzer kiraların bilirkişi tarafından incelendiğini aktardı. Yapılan değerlendirme sonucunda hazırlanan bilirkişi raporunun ardından hâkimin de somut olayın koşullarını dikkate alarak yeni kira bedelini belirlediğini söyledi.
5 YIL DOLMADAN DAVA AÇILIRSA NE OLUR?
Arıbaş, kira tespit davalarında sürenin yanlış hesaplanmasının önemli bir hata olduğunu belirtti. Gerekli süre oluşmadan emsal kira bedelleri üzerinden dava açılması halinde, ön koşulların yerine getirilip getirilmediğinin mahkeme tarafından değerlendirileceğini ifade etti.
Bu nedenle ev sahiplerinin yalnızca kira bedelinin düşük kaldığını düşünerek hareket etmemesi gerektiğini belirten Arıbaş, dava açılmadan önce sözleşmenin başlangıç tarihinin ve geçen sürenin doğru şekilde hesaplanmasının önem taşıdığını vurguladı.
İHTİYAÇ NEDENİYLE TAHLİYE EDİLEN EV YENİDEN KİRAYA VERİLİRSE
İhtiyaç gerekçesiyle tahliye edilen bir taşınmazın daha sonra başka bir kişiye daha yüksek bedelle kiraya verilmesinin eski kiracı açısından hukuki sonuç doğurabileceğini belirten Arıbaş, bu durumda tazminat talebinin gündeme gelebileceğini söyledi.
Arıbaş, eski kiracının tahliye sonrasında daha yüksek bedelle başka bir ev kiralamak zorunda kalması gibi durumlarda uğradığı maddi zararların da değerlendirme konusu olabileceğini ifade etti.
“10 YIL DOLDU, KİRACI ÇIKAR” DÜŞÜNCESİ YANLIŞ
Kamuoyunda, bir kiracının 10 yılı doldurmasının ardından ev sahibinin doğrudan tahliye talebinde bulunabileceği yönünde yaygın bir yanlış algı bulunduğuna dikkat çeken Arıbaş, sürenin hesaplanmasının sanıldığından daha ayrıntılı olduğunu söyledi.
Arıbaş, özellikle belirli süreli kira sözleşmelerinde başlangıç dönemi ve sonraki uzama yıllarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, yalnızca “10 yıl doldu” düşüncesiyle hareket edilmemesi gerektiğini vurguladı.
TAHLİYEDE BİLDİRİM SÜRESİNE DİKKAT
Tahliye sürecinde yalnızca sürenin dolmasının yeterli olmadığını belirten Hazal Arıbaş, kanunda öngörülen süre içerisinde kiracıya gerekli bildirimin yapılmasının da önemli olduğunu söyledi.
Bildirim şartının yerine getirilmeden doğrudan dava yoluna gidilmesi halinde davanın usul yönünden reddedilebileceğine dikkat çeken Arıbaş, bu nedenle ihtar ve süre hesaplarının titizlikle yapılması gerektiğini ifade etti.
“USUL, ESASTAN ÖNCE GELİR”
Kira tespit ve tahliye davalarında usul kurallarının belirleyici olabildiğini vurgulayan Arıbaş, “Her zaman usul, esastan önce gelir” değerlendirmesinde bulundu.
Tarafların haklı olduklarını düşünmelerinin tek başına yeterli olmayabileceğini belirten Avukat Hazal Arıbaş, süre, ihtar ve diğer usul şartlarının eksik bırakılmasının hem hak kaybına hem de zaman kaybına yol açabileceğini söyledi. Arıbaş, bu tür süreçlerde somut olayın özelliklerine göre hukuki destek alınmasının önem taşıdığını ifade etti.



