ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta “İran’ın nükleer ve füze programını durdurma” gerekçesiyle başlattığı savaş, ateşkes ilan edilmiş olmasına rağmen 65’inci gününe girdi. Çatışmaların şiddeti zaman zaman azalsa da taraflar arasındaki gerilim devam ediyor. İran’ın misilleme saldırılarıyla birlikte savaşın etkisi Körfez ülkelerine kadar yayılırken bölgede dengeler ciddi şekilde sarsıldı.
![]()
HEDEFLER TUTMADI, DENGELER DEĞİŞTİ
Washington ve Tel Aviv yönetimleri, savaşa başlarken farklı hedefler ortaya koymuştu. İran halkına “özgürlük” ve “rejim değişikliği” mesajları verilirken ABD ve İsrail kamuoyuna ise “varoluşsal tehditten kurtuluş” vaadi sunuldu. Ancak gelinen noktada bu hedeflerin hiçbirine tam anlamıyla ulaşılamadığı görülüyor. Tahran yönetimi, yoğun askeri baskıya ve uluslararası yaptırım tehditlerine rağmen ayakta kalmayı sürdürdü.
SAVAŞIN BEDELİNİ SİVİLLER ÖDEDİ
Uluslararası analizlere göre savaşın en büyük kaybedeni siviller oldu. İran’da binlerce kişi hayatını kaybederken ülke içinde ekonomik kriz derinleşti. İnternet kesintileri, artan güvenlik önlemleri ve yaşam koşullarının zorlaşması halk üzerindeki baskıyı artırdı. İsrail’in hedef aldığı bölgelerde, özellikle Lübnan’da yüz binlerce kişi yerinden edildi. Körfez ülkeleri ise İran’ın misillemeleri ve Hürmüz Boğazı’ndaki kriz nedeniyle ekonomik açıdan ciddi zarar gördü.
Savaşın siyasi yansımaları da dikkat çekici oluyor. ABD Başkanı Donald Trump, daha önce terk ettiği müzakere masasına yeniden dönmek zorunda kaldı. Ancak ortaya çıkan tablo, savaş öncesine kıyasla daha karmaşık bir hal aldı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise ülkesinin ABD’yi savaşa sürüklediği yönündeki iddialar nedeniyle eleştirilerin odağında yer aldı. İran tarafında ise yönetim, ciddi kayıplara rağmen varlığını sürdürmeye devam ediyor.
Yaklaşık iki ayı geride bırakan savaşta tarafların hiçbiri net bir zafer elde edemedi. Askeri ve siyasi hedeflerin karşılanamaması, çatışmanın “kazananı olmayan” bir tabloya dönüşmesine neden oldu. Buna karşın hem ekonomik hem de insani kayıplar giderek arttı.
ÇİN VE RUSYA KRİZİ FIRSATA ÇEVİRDİ
Savaşın yarattığı küresel sarsıntıdan en az etkilenen ve hatta avantaj sağlayan ülkeler arasında Çin ve Rusya öne çıktı. Çin, enerji tedarikindeki çeşitlilik ve stratejik rezervleri sayesinde süreci daha kontrollü yönetirken kendisini uluslararası arenada “dengeleyici güç” olarak konumlandırdı. Rusya ise dünya gündeminin Ortadoğu’ya kaymasıyla birlikte Ukrayna’daki baskının bir kısmından kurtulmuş oldu.
Uzmanlara göre çatışma yalnızca askeri değil aynı zamanda teknolojik ve istihbarat açısından da önemli sonuçlar doğurdu. ABD’nin kullandığı yeni nesil silah sistemleri, rakip ülkeler tarafından sahada gözlemlenme fırsatı buldu. Bu durum, Çin, Rusya ve diğer aktörler için önemli bir veri kaynağına dönüştü.
GERİLİM YENİDEN TIRMANABİLİR
Ateşkese rağmen tarafların geri adım atmaması, gerilimin yeniden tırmanabileceği ihtimalini güçlendiriyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın sunduğu son teklifi yetersiz bulduğunu açıklaması sonrası Amerikan basınında operasyonların yeniden başlayabileceğine dair değerlendirmeler yer aldı. İranlı yetkililer de benzer şekilde, olası bir çatışmanın yeniden gündeme gelebileceğini ifade ediyor.
Tahran yönetimi, Pakistanlı arabulucular üzerinden ABD’ye 14 maddelik yeni bir teklif iletti. Teklifte savaşın 30 gün içinde sona erdirilmesi, İran’a savaş tazminatı ödenmesi, ABD’nin bölgeden çekilmesi, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve yaptırımların kaldırılması gibi maddeler yer aldı. İran tarafı “topun artık ABD’de olduğunu” belirtirken Washington yönetimi ise bu şartların kabul edilebilir olmadığını savundu.
Öte yandan Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim de küresel ticareti tehdit etmeye devam ediyor. ABD, İran’a ödeme yaparak geçiş sağlamaya çalışan gemi şirketlerini yaptırımlarla karşı karşıya kalabilecekleri konusunda uyardı. Uzmanlar, boğazdaki olası bir uzun süreli kapanmanın dünya enerji piyasalarında ciddi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor.




