Kemal Tahir, romancılığımızın uç noktasıdır. Güçlü anlatımı, kelime tercihi, seçmiş olduğu konular açısından yazdığı her roman birbirinden özgün ve değerlidir. Yazar için roman, toplumu değiştirmenin ve ileriye taşımanın bir aracıdır. Onun için yazmış olduğu öyküler bir dönemin tahlili ve bizzat kuramlaştırdığı tarih tezlerinin açıklayıcısıdır.
Ancak burada diğer yazarlardan farklı bir durum Tahir için söz konusu olacaktır. Kemal Tahir, anlattığı öykülerde tarihi döneminin hükümdarlarını ve merkezinde yer alan kişiliklerini ön plana çıkarmaz. Merkezde yer alan kişiler, romanın arka planında belirleyici bir güç olarak şekillenir ve onlara dair anlatılar oldukça azdır.
Kemal Tahir için bu durum bilinçli bir tercihtir. Çünkü Tahir, anlatılarının kişilikler üzerinden heba edilmesini ve tartışılmasını istemez. Onun için ön plana çıkarılması gereken temel olgu, işlediği tarih tezi ve kendine has yorumlayış biçimidir. Dolayısıyla kişiliklerin övülmesi veya yerilmesi olayların gerçekliğine zarar vereceği için Tahir, kişi tartışmalarından kaçınır.
Bu tutumu sanılanın aksine kaçamak bir tavır değildir. Tarihsel figürlere eleştirilerini daha uygun ve ustaca yapmasına sebebiyet veren bir roman gerçekliğidir. Toplumsal çatışma alanlarından uzaklaşarak tasarladığı anlatıları ile Kemal Tahir, yeni tartışma konularının kapısını aralar. Bu sayede bir anlamda değişim göstererek kendi anlatılarının tartışmasına yol açar.
Tarihi yorumlayış biçimi ve ele aldığı kuramları sanat ve fikir dünyasının merkezinde konumlandırır. Tüm bunları bir öykünün parçaları içinde tamamlar. Tahir’in tarih tezlerini anlatmak için roman türünü aracı görmesi herkesten farklı bir anlayışın temsili olarak ortaya çıkart. Tahir’e göre romanlar, belirli amaca hizmet etmek için en etkili araçtır.
Dolayısıyla Kemal Tahir, tarihi figürlerin çekiştirildiği bir söylenceye itiraz eder. Asıl amacın arka planda değişen sosyolojiyi yorumlamak olması gerektiğini düşünür. Bu açıdan kendine ait bir evrende, kendine has bir bilinçle öykülerini kaleme alır.