Uzman Psikolog Tuğana Akyürek, ayrılık sonrası yaşanan duygusal ve bedensel tepkilere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Akyürek, aşk acısının yalnızca duygusal bir durum olmadığını, beynin ve bedenin birlikte tepki verdiği bir süreç olduğunu belirterek yaşanan belirtilerin psikoloji biliminde belirli karşılıkları bulunduğunu açıkladı.

AŞK ACISININ YAS SÜRECİNE BENZERLİĞİ
Akyürek, aşk acısının psikolojide bir bağ kaybı olarak ele alındığını belirterek “Aşk acısı, psikolojide yalnızca bir ilişki bitişi değil; aynı zamanda bağlanılan bir figürün kaybı olarak ele alınır. Bu nedenle bir yas süreciyle oldukça benzer dinamikler içerir. Kişi sadece sevdiği insanı değil; onunla kurduğu hayalleri, geleceğe dair beklentilerini ve kimliğinin bir parçasını da kaybeder. İnkar, öfke, pazarlık, yoğun üzüntü ve kabullenme gibi evrelerin yaşanması bu yüzden oldukça doğaldır. Ancak burada yas tutulan şey somut bir kayıptan çok, duygusal bağın kopuşudur” dedi.

AYRILIĞIN FİZİKSEL AĞRI GİBİ HİSSEDİLMESİ
Ayrılık sonrası ortaya çıkan bedensel belirtilere değinen Akyürek, “Çünkü beyin ayrılığı yalnızca duygusal bir durum olarak algılamaz. Yapılan araştırmalar, duygusal reddedilme ve ayrılık sırasında beynin fiziksel acıyla ilişkili bölgelerinin de aktif hale geldiğini göstermektedir. Yani beyin, ‘terk edilme’yi bir tehdit olarak kodlar. Bu yüzden göğüs sıkışması, mide bulantısı, boğazda düğümlenme gibi bedensel tepkiler ortaya çıkar. Aslında beden, zihnin yaşadığı kayba eşlik eder” ifadelerini kullandı.

BEYİNDE OLUŞAN TABLO
Aşk acısının beyindeki etkilerine ilişkin Akyürek, “Aşk sırasında salgılanan dopamin ve oksitosin gibi nörokimyasallar, ayrılıkla birlikte ani bir düşüş yaşar. Bu durum, beyinde bir tür yoksunluk tablosu oluşturur. Kişi sürekli eski partneri düşünür, odaklanmakta zorlanır, uyku ve iştah düzeni bozulabilir. Beyin, daha önce ‘ödül’ olarak gördüğü kişiye ulaşamadığında alarm haline geçer. Bu da takıntılı düşünceler ve yoğun duygusal dalgalanmalarla kendini gösterir” dedi.
PSİKOLOJİK BELİRTİLER
Akyürek, sürecin bazı durumlarda ruhsal belirtileri artırabildiğini belirterek “Tek başına aşk acısı bir hastalık değildir. Ancak sürecin uzun sürmesi, kişinin günlük işlevselliğini bozması ve başka ruhsal hassasiyetlerle birleşmesi durumunda; depresif belirtiler, anksiyete bozuklukları ya da travma sonrası stres tepkileri tetiklenebilir. Özellikle daha önce kayıp, terk edilme ya da bağlanma travmaları olan bireylerde bu risk artar. Bu nedenle ‘geçer’ diye küçümsenen süreçler bazen profesyonel destek gerektirebilir” diye konuştu.




