İstanbul Bilgi Üniversitesi, 22 Mayıs 2026 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararı ile resmen kapatıldı. Geçtiğimiz aylarda yönetimine kayyım atanan üniversitenin faaliyet izninin tamamen kaldırılması, hem akademik camiada hem de öğrenciler arasında büyük yankı uyandırdı.
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin kapatılmasına ilişkin süreç, üniversitelerle ilgili alınan idari ve yapısal kararların yalnızca hukuki gerekçelerle açıklanıp açıklanamayacağı tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Akademik çevrelerde ve öğrenci grupları arasında, siyasi atmosferin üniversite yönetimleri üzerindeki olası etkisine ilişkin iddialar ise daha yüksek sesle dile getirilmeye başlandı.
İstinye Üniversitesi İletişim Bilimleri doktora öğrencisi ve daha önce İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Bilimleri doktora programında eğitim almış olan Tuğba Şimşek, sürece ilişkin Türkinform muhabiri Sümeyye Aksu’ya açıklamalarda bulundu.

“SİYASİ İKLİM ÜNİVERSİTELERİ DOĞRUDAN ETKİLİYOR”
Şimşek, üniversitelerde yaşanan gelişmelerin yalnızca teknik ya da mevzuat temelli karar süreçleriyle açıklanmasının yeterli olmadığını belirterek bu yaklaşımın önemli bir eksiklik içerdiğini ifade etti. Türkiye’de yükseköğretim kurumlarının uzun süredir siyasi iklimden tamamen bağımsız bir yapıda hareket etmekte zorlandığını savunan Şimşek, akademik kurumların karar alma süreçlerinin içinde bulundukları toplumsal ve siyasal atmosferden doğrudan etkilendiğini dile getirdi.
Bu nedenle söz konusu türden gelişmelerin yalnızca “mevzuat gereği alınmış idari kararlar” şeklinde değerlendirilmesinin gerçeği tam olarak yansıtmadığını vurgulayan Şimşek, siyasi atmosferin üniversiteler üzerindeki olası etkisinin göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade ederek, akademik alanın daha geniş bir bağlam içinde ele alınması gerektiğine dikkat çekti.
“DENETİM GEÇ KALINCA KRİZ DERİNLEŞİYOR”
Akademik yapıda denetim mekanizmalarının zamanında işletilmemesinin ciddi sorunlar doğurduğunu belirten Şimşek, krizlerin biriktiğini ve sonrasında sert kararlarla müdahale edildiğini savundu. Şimşek sözlerine şöyle devam etti;
“Akademinin zaten çok özgür hissetmediği bir dönemde böyle kararlar ister istemez ‘çizgiyi aşmayın’ mesajı gibi algılanıyor. Bu da akademisyenlerde ve öğrencilerde otosansürü artırıyor.”

“AKADEMİDE SESSİZLİK KÜLTÜRÜ OLUŞTU”
Şimşek ayrıca akademide ifade özgürlüğü tartışmalarına dikkat çekerek, birçok akademisyenin kariyer kaygısı, kadro güvencesizliği ve kurumsal baskı algısı nedeniyle açık şekilde görüş bildirmekte zorlandığını ifade etti. Türkiye’de akademik ortamın giderek daha temkinli bir yapıya büründüğünü savunan Şimşek, özellikle eleştirel görüşlerin dile getirilmesi konusunda çekincelerin arttığını belirtti. Akademisyenlerin yalnızca bilimsel üretim değil, aynı zamanda kişisel gelecekleri açısından da risk hesaplaması yapmak zorunda kaldıklarını söyleyen Şimşek, bu durumun akademik tartışma kültürünü zayıflattığını dile getirdi.
“İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ VE KADRO KAYGISI YAN YANA”
“İnsanlar işini, kadrosunu kaybetme korkusuyla sessiz kalmayı tercih ediyor. Bu sadece bir üniversitenin değil, genel akademi atmosferinin sorunu” sözleriyle mevcut tabloyu özetleyen Şimşek, ifade özgürlüğünün akademinin temel unsurlarından biri olduğuna ve bu alanın güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.
“ÖĞRENCİLER EN AĞIR BEDELİ ÖDÜYOR”
Üniversite süreçlerindeki belirsizliklerin en büyük etkisinin öğrencilere yansıdığını belirten Şimşek, eğitim planlamasının ciddi şekilde zarar gördüğünü ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü;
“Bir kurumda yaşanan değişim yöneticileri değil, en çok öğrenciyi etkiliyor. Öğrencinin kaybettiği zaman geri gelmiyor. İnsanlar hayat planını, ekonomik düzenini, kariyer hedefini ona göre kuruyor. Bir kurum kapanınca yöneticiler başka yere geçebiliyor ama öğrencinin yaşadığı belirsizlik çok daha ağır oluyor. Ben açıkçası Bilgi’den İstinye’ye geçtiğim için şu an ‘iyi ki geçmişim’ diyorum. Böyle bir sürecin içinde kalmak gerçekten çok yıpratıcı olurdu.”
BİLGİ ÜNİVERSİTESİ NEDEN KAPANDI?
İstanbul Bilgi Üniversitesi'nin faaliyetlerinin durdurulmasına giden süreç, 2025 yılının son aylarında başladı. Eylül 2025'te, üniversiteyi bünyesinde barındıran şirketin bağlı olduğu Can Holding'e yönelik kapsamlı bir adli operasyon düzenlendi. "Suç örgütü kurmak", "kara para aklama" ve "dolandırıcılık" gibi iddialarla yürütülen soruşturmalar kapsamında holdinge ait 121 şirkete Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından el konuldu.
Bu adli sürecin bir yansıması olarak, Küçükçekmece 9. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kararıyla üniversitenin bağlı olduğu vakfın mütevelli heyeti görevden uzaklaştırıldı ve kurumu yönetmek üzere bir kayyım heyeti atandı.





