Türkiye siyaseti, son yılların en sert kırılmalarından birini yaşıyor. Bir tarafta seçimlerden birinci olarak çıkmış bir ana muhalefet partisi, diğer tarafta giderek artan soruşturmalar, gözaltılar, dava dosyaları. Bununla birlikte başlayan “yargı üzerinden siyaset dizaynı” tartışmaları. Görünen o ki, artık mesele yalnızca birkaç belediyeye açılmış soruşturma değil, “Cumhuriyet Halk Partisi’nin siyasal hareket alanına yargı üzerinden müdahale mi ediliyor?” sorusudur.
Peki bu noktaya nasıl gelindi? Son yerel seçimlerin ardından oluşan tablo, iktidar açısından alışılmış dengeyi bozdu. Özellikle büyükşehirlerde elde edilen başarı, muhalefetin uzun yıllar sonra ilk kez psikolojik üstünlüğü ele geçirmesine neden oldu. Ancak tam da bu noktadan sonra belediyelere yönelik operasyonlar, ihale dosyaları, soruşturmalar ve tutuklama talepleri siyasetin merkezine oturdu.
Tabii ki, ortada bir suç ve suçlu varsa bunun sorumluları mutlaka hesap vermeli. Bu durumdan belediyeler ve belediye başkanları da muaf değildir. Asıl tartışma, hukukun herkese eşit uygulanıp uygulanmadığıdır. Çünkü toplumun önemli bir kesimi artık soruşturmaların zamanlamasına, hangi dosyanın ne zaman raftan indirildiğine, hangi belediyeye hangi hızla operasyon yapıldığına bakıyor.
Adaletin herkese eşit işlemediği duygusu toplumda baskın hale gelirse hukuk sistemine güven azalır. Hukuk sistemine azalan güven, devlet otoritesini de sarsar. Bir süre sonra toplumun geniş kesimleri arasında, soruşturmalar gerçek ve çok sağlam delillere dayansa bile “siyasetin adalete müdahalesi” olarak görülmeye başlar ve operasyonlar inandırıcılığını yitirir.
Bugün gelinen noktada, “CHP, yargı baskısı altında siyaset yapmaya çalışıyor” görüntüsü ortaya çıkıyor.
Bir siyasi partide, yönetim kademelerinin nasıl belirleneceği parti tüzüğündeki kurallara ve Siyasi Partiler Kanunu’nda yer alan şartlara bağlıdır.
İlçe, il ve genel merkez seçimlerinin hangi koşullarda ve nasıl yapıldığını seçim kurulları takip eder. Bu sebeple bu seçimlerde hükümet komiseri bulunur, seçimlerin ve oy dağılımının kullara uygun olup olmadığını denetler. Son sözü ilgili seçim kurulu verir ve seçilen kişilere mazbataları teslim edilir.
“Kurultayda delegelere rüşvet dağıtıldı” ya da “Delegelerin oyları yönlendirildi” veya “Asıl seçilmesi gereken kişi seçilmedi” gibi iddialar, o partinin yönetimi ve delegeleri arasındaki bir meseledir.
Türkiye genelinde yapılan hangi seçim olursa olsun, birçoğunda buna siyasi partiler, sendikalar, dernekler, odalar hatta apartman yönetimi seçimlerinde bile benzer iddialar hep konuşulur. Hatta, “Ben seni seçeyim, sen de beni seç” şeklinde delege belirlendiğini duymuşuzdur.
CHP kurultayının bir mahkeme kararıyla iptal edilmesi, Türkiye siyasetinde ilk kez görülüyor. Bu durum ileride olacakların önünü de açacaktır. Yani yukarıda özetlemeye çalıştığım her seçimin bir şikayetle mahkeme kararıyla iptal edilmesi mümkün olabilir. Buna Türkiye genelinde yapılan genel seçimler, cumhurbaşkanlığı seçimleri ve yerel seçimler dahil… Seçim kurulları ve Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) kesinleşmiş kararlarının tümü tartışmalı hale gelebilir.
CHP’nin bugün başına gelenlerin, diğer siyasi partilerin başına gelip gelmeyeceğini kim bilebilir? Ya da yarın öbür gün iktidar değişip, AK Parti muhalefete düşerse bir mahkeme kararıyla parti içi bütün dengelerin bozulmayacağının? Siyasetin yargı eliyle (haklı veya haksız gerekçe tartışmasına girmeden) dizayn edilmeyeceğinin bir garantisi var mı? Yok çünkü bugün Pandora’nın kutusu açıldı.
Türkiye’de siyasetin tamamen “yargısal alan” üzerinden şekillenmeye başlamasının önünü nasıl alacaksınız? Eğer siyasi rekabet sandık yerine dava dosyaları üzerinden yürürse bu durum yalnızca siyasi partileri değil demokrasiyi de olumsuz etkileyecektir.
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey daha fazla gerilim değil, daha fazla güven duygusudur. Hukuka güven, seçime güven, kurumlara güven. Eğer toplumun geneli, yargı kararlarını siyasi kamplaşmanın parçası olarak görmeye başlarsa en büyük zararı devletin meşruiyeti görür.
Bundan sonraki dönem, sadece CHP açısından değil, Türkiye’de demokrasinin işleyişi açısından da belirleyici olacak. Çünkü mesele artık yalnızca kimin kazandığı değil, siyasetin hangi kurallar içinde yapılacağı meselesidir.