Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, Türkiye ekonomisinin mevcut küresel belirsizliklere ve savaşın olumsuz etkilerine rağmen dayanıklılığını koruduğunu vurguladı.
Erdoğan, “Dönemsel sıkıntılarımız olabilir, geçici olarak bazı zorluklarla karşılaşabiliriz. Ancak bu arızi durumlar, Allah’ın izniyle bizi hedeflerimizden alıkoymayacaktır. Hedeflerimize bağlıyız ve inşallah eninde sonunda menzile ulaşacağız” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin son 23 yılda yaşadığı krizlere, bölgesel çatışmalara ve içerdeki yapısal engellere rağmen sağlam durduğunu belirterek, “Kimse bu Türkiye’ye diz çöktüremeyecek. Göreceksiniz, kazanan Türkiye olacak. Kazanan 86 milyon mensubuyla Türk milleti, kardeşlik, barış ve adalet olacak” ifadelerini kullandı.
Konuşmasında, ekonominin güçlü yapısına ve ülkenin karşılaştığı zorluklara rağmen gösterdiği dayanıklılığa dikkat çeken Erdoğan, halkın güven ve desteklerinin Türkiye’yi hedeflerine ulaştırmada kritik öneme sahip olduğunu söyledi.
Erdoğan, “Kimse bu Türkiye’ye diz çöktüremeyecek. Göreceksiniz, inşallah kazanan Türkiye olacak. Kazanan, 86 milyon mensubuyla Türk milleti olacak. Kazanan kardeşlik olacak, barış olacak, adalet olacak” değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasının satırbaşları şu şekilde;
“Kadrolarımızı sürekli yenilerken emektarlarımızla irtibatımızı her zaman güçlü bir şekilde muhafaza ettik. Bizi biz yapan, bizi güçlü ve özgün kılan en önemli vasıflarımızdan biri işte budur, değerli kardeşlerim. Bu davaya omuz vermiş, bu harekete katkı sunmuş, partimizin çınarları ve yaşayan hafızaları olarak gördüğümüz her bir yol arkadaşımızın başımızın üstünde yeri vardır. Bu anlayışla, kuruluşundan itibaren teşkilatlarımızda görev alan partimizin emektarlarıyla genel merkezimizde, illerimizde, ilçelerimizde düzenlediğimiz vefa iftarları vesilesiyle hasret giderdik.
İRAN SALDIRILARI
Değerli kardeşlerim, İsrail’in kışkırtmalarıyla 28 Şubat’ta İran’a karşı başlatılan savaş, bölgemizi kan ve barut kokusuna boğmaya devam ediyor. Bir günahı olmayan, hiçbir şeyden haberi olmayan çocuklar okullarında ders dinlerken füzelerin ve bombaların hedefi oluyor.
İster İran’da ister Körfez’de olsun, atılan her füzeyle zarar gören, vurulan, kanayan biz değil miyiz? Bu anlamsız savaş sebebiyle kan kaybeden bölgemizin ekonomisi değil mi? Füzeler, bombalar ve drone’lar tarafından tahrip edilen milyarlarca dolarlık altyapı tesisleri bölgedeki kardeşlerimizin kaynakları değil mi? 27 gündür hiçbir ilke ve norm gözetmeyen saldırganların nazarında Şii veya Sünni olmamızın, Türk, Kürt, Arap ya da Farisi olmamızın Allah aşkına bir farkı var mı?
“COĞRAFYAMIZIN DÖRT BİR YANINDAN AKAN KAN BİZİM DEĞİL Mİ?”
Bakınız, tüm samimiyetimle soruyorum: Mezheplerimiz, kökenlerimiz farklı olsa da coğrafyamızın dört bir yanında akan kan bizim değil mi?
Herkes emin olsun; biz ne kardeşlerimiz ve komşularımız arasında ayrım yaparız ne de kardeşlerimizin acılarına seyirci kalırız. Türkiye ve Türk milleti olarak, iyi günde dost ve kardeş bildiğimiz halkları kötü günde yalnız bırakmayız. Hele hele bölgemizde hangi gövdeyi götürürken bin yıl önceki tartışmaları tekrar gündeme taşımayı, eski defterleri yeniden açmayı, vahdete değil fitneye hizmet edecek gündemlerin peşine takılmayı asla ve asla doğru bulmadığımızı tekraren vurgulamak mecburiyetindeyim.
Sosyal medya platformları üzerinden yürütülen psikolojik harekâtlara karşı son derece dikkatliyiz. Kardeş halklar arasında kırgınlıkları derinleştirecek, husumeti büyütecek, siyonizmin bölgemizi hedef alan “bölgeleri yönet” planlarına lojistik destek verecek her türlü eylemi ve tartışmayı reddediyoruz.
“SAVAŞIN BEDELİNİ TÜM İNSANLAR ÖDEMEKTEDİR”
Dünyanın en stratejik bölgesinde Türkler, Araplar, Kürtler, Farslar olarak asırlardır bir arada yaşıyoruz. Aynı kaderi, aynı coğrafyayı paylaşıyoruz. Ortak coğrafyamızda yüzlerce yıldır acımız bir oldu, derdimiz bir oldu, hüznümüz bir oldu; sevincimiz, heyecanımız, coşkumuz bir oldu, olacak. Mazimiz gibi inşallah istikbalimiz de bir olacak, beraber olacak. İçinde bulunduğumuz toz bulutu dağıldıktan sonra komşular ve kardeşler olarak biz yine birbirimizin yüzüne bakacağız inşallah. Sular durulduktan sonra biz bu coğrafyada yine birlikte yaşayacağız. Bu gerçeği kimsenin unutmaması gerektiğine inanıyorum, değerli kardeşlerim.
Basın açıklamamızda da ifade ettim: Savaş İsrail’in savaşı olmakla birlikte, ortaya çıkan ağır faturanın bedelini önce Müslümanlar, sonra da tüm insanlık ödemektedir. Neden? İsrail hükümeti sadece komşumuz İran’ı hedef almıyor; Lübnan’ı işgal planlarını da atıp adım adım hayata geçiriyor.
Tutsak Kudüs’e borcumuz, Kudüs’ü savunmaktır, özgürlüğüne kavuşturmaktır. Kudüs’ü savunmak, gerçek bağımsızlığı savunmaktır. Ben de bugün diyorum ki Kudüs-i Şerif’i ve Mescid-i Aksa’yı savunmak, insanlığı savunmaktır.
Güncel gelişmelerden bağımsız olarak, İslam dünyasının Mescid-i Aksa’yı hedef alan devlet terörüne itiraz etmesi, sesini yükseltmesi, olabilecek en güçlü tepkiyi vermesi asli vazifemizdir. Türkiye bu noktada üzerine düşenleri yapmayı sürdürecektir.
Çok kıymetli kardeşlerim, bu vesileyle altını çizmek isterim ki biz bölgemizin her karışında barışın, adaletin ve istikrarın tesisinden yanayız. Evrensel insani değerlerin, farklı kültürlerin, farklı kökenlerin, farklı inanç mensuplarının bir arada yaşama iradesinin en güçlü savunucusuyuz. Fakat her türlü hukuksuzluğun, kimden gelirse gelsin, sonuna kadar karşısındayız.
Şunu herkes bilsin ki devlet olarak etrafımızı saran nefret söylemlerine, savaş çığırtkanlıklarına ve çatışma iklimine asla teslim olmayacağız. Tarihin ve vicdanın doğru tarafında durmanın haklı özgüveniyle hareket edecek, aklıselimimizi ve soğukkanlılığımızı asla kaybetmeyeceğiz. Herkes için barış, herkes için istikrar, herkes için huzur eksenine oturttuğumuz barışçıl dış politikamızdan geri adım atmayacağız.





