İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin Meclis’te düzenlenen haftalık grup toplantısına katıldı. Burada gündeme ilişkin mesajlar veren Dervişoğlu, önemli açıklamalarda bulundu. Dervişoğlu, “Top sesleri duyulurken bile meclisimiz kanunlar çıkarmaya devam etmiş, asayişi sağlamış, diplomasi ve ekonomiyi yönetmiştir. Yani bizim Meclisimiz ‘devlet kurandır’ Türk devletinin kurucu değeri bu anlayışta saklıdır” dedi.
EKONOMİ ÇIKIŞI
Dervişoğlu, ekonomiye ilişkin eleştirilerde bulunarak, “İktidarın büyük bir debdebeyle sunduğu, ‘Türkiye Yüzyılı Yatırım Programı adlı o parıltılı paketi gördünüz. Yüzyılın projesi olarak pazarlanan bu çalışma 25 yılın ağır bir faturasıdır. 2026 yılı bütçesi Devasa bir kara deliğe işaret ediyor. Bu yıl faize ödenecek tutar 2,74 trilyon liraya ulaşıyor. Bu rakam Cumhuriyet tarihimizin en yüksek faiz yüküdür. Bu borcun muhatabı milletimizdir. Bu bedeli her alışverişinde, her faturasında alamadıklarıyla ödüyor. Yükü omuzlayan biz, buna rağmen köle muamelesi gören yine biziz” diye konuştu.
“AR ETMEZ, KANUN TANIMAZ…”
Dervişoğlu, konuşmalarına şu sözlerle devam etti:
“Onlarca KOBİ ve esnaf batarken, yayınlanan cumhurbaşkanlığı kararı ile iktidarla anılan ünlü bir iş adamının Seydişehir’deki arazisini ‘Özel endüstri bölgesi’ ilan ettiler. Allah’tan korkmazsınız, kuldan utanmazsınız, ar etmez, kanun tanımazsınız. Hukuku yok sayan bir ülkeye, vergi sıfır olsa dahi gerçek yatırımcı gelmez. Koydukları program isimleri maşallah parıl parıl parlıyor. Ancak hakikatin rakamları kan ağlıyor. Bu, ekonomik felaketin asıl sorumlusunu gizlemek gayretidir. Vitrindeki isim zaten bellidir. Kendisinin, Londra’da fon yöneticisi olması dışında bir önemi de yoktur. Milletin altında ezildiği hayat pahalılığının gerçek sorumlusu bellidir. O da Beştepe’de ikamet etmektedir. Kabinedeki isimler değişse de, İktisat politikasına yön veren, Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bilimsel temelden yoksun bu ekonomik deneylerin ağır faturası, milyonlarca hanenin rızkından tahsil edilmektedir.”
ERKEN SEÇİM ÇAĞRISI
Dervişoğlu, erken seçim çağrısında bulunarak, “Süleyman olmak, mühür sahipliğinden ileri gelmez. Mühürse… Nemrud’un da mührü vardı. Mesele onu nasıl kullandığınızdır. Ey Erdoğan! Bugün mühür sende ya, tarihin sayfalarına nasıl geçeceğine de, sen kendin karar vereceksin. Ya Süleyman olacaksın ya da Nemrut diye yazılacaksın! Gel, Nemrutlaşmadan millet iradesine teslim ol! Seçim sandığını milletin önüne koy! Bil ki, çare, dostun Trump da değil! Tek bir çıkışın var! Parlamenter sisteme geri dönmek, meşvereti hâkim kılmak ve milletin şaşmaz iradesine teslim olmak” diye konuştu.
MADEN İŞÇİLERİ TEPKİSİ
Dervişoğlu, maden işçileri ile ilgili de, “Hakkını alamayan maden işçileri günlerce feryat etti, gaz yedi, cop yedi. Hakkını alamayan derken, aslında yutkunmak gerekiyor. Çünkü bu insanlar zam istemiyordu, daha iyi çalışma şartları için bile yürümüyordu. Hepsini sineye çekmişlerdi. Aylardır alamadıkları maaşlarını istiyorlardı. Bir ücretli çalışan,1 ay maaş alamasa neler olacağını düşünün. Asıl mesele ne biliyor musunuz;1 yıldır, yargı çözememiş. Çalışma Bakanlığı oralı olmamış. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı kulağının üzerine yatmış. SGK devreye girip, bu haksızlığın cezasını kesmemiş. Yani emek hırsızlığını devletin hiçbir birimi görmemiş. En sonunda mevzuyla hiç alakası olmayan İçişleri Bakanı patronu aramış, söz alınmış, eylem sona erdi. Anadolu’da bir laf vardır, derler ki; ‘Ört ki ölem!’ Asıl mesele bu. Devlet öncelikle emeğin arkasındaki güç olmalıdır” açıklamasında bulundu.
GÜLİSTAN DOKU ÇIKIŞI
Dervişoğlu, Gülistan Doku dosyası ile ilgili de, “Devletin valisinin İşlenen bir cinayeti, devletin gücünü kullanarak gizlemesi ancak böyle bir döneme nasip olabilirdi. Korgeneral rütbesiyle insan ticareti yapılması, makamında oturduğu bakanlığa, fahiş fiyatla mal satması, savcının beylik tabancasıyla adliyede hâkim vurması, işte hepsi bu döneme mahsus işlerdir. İşte kardeşlerim, o karanlık ve çamur dolu bataklık, kurutulmadan, Bize gün yüzü yoktur! Bize rahatlık yoktur! Bu iktidardan, yarattığı sistemden hepimizi sapladığı bataklıktan kurtulamazsak gideceğimiz yer, daha fazla yoksulluk, daha fazla adaletsizliktir” dedi.
SAĞLIK SİSTEMİ ELEŞTİRİSİ
Dervişoğlu, Türkiye’deki sağlık sistemine yönelik de eleştirilerini dile getirerek, “Bu sistem, vatandaşı hasta yatağında, hekimi görev başında, milleti de çaresizlik karşısında yalnız bırakmaktadır. Devasa hastaneler yaptınız ama vatandaş hâlâ randevu bulamıyor. Aylarca tetkik sırası bekliyor. Hele ki kanser şüphesiyle zamanla yarışanlar bile bekletiliyorsa burada başarıdan söz edilemez. Vatandaş çareyi özel hastanelerde arıyorsa, bu sistem adil değildir. Bu sosyal devlet ilkesinin zedelendiğinin açık göstergesidir. Çünkü devlet, vatandaşını hasta yatağında piyasanın insafına terk ederse, orada yalnızca sağlık sistemi değil vatandaşlık bağı da çöker. Siz bütün bu sorunları gidermek yerine üstüne bir de memleketin dört bir tarafında, 50 yıllık 100 yıllık hastaneleri satmaya çalışıyorsunuz” ifadelerini kaydetti.
TOM BARRACK TEPKİSİ
ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın monarşi açıklamalarını anımsatan Dervişoğlu, “Kendisi züccaciye dükkânına tayin edilmiş, arsız bir fil olarak görev yapmaktadır. Bu sefire şunu hatırlatmak isterim: Orta Doğu’da çalışmayan demokrasi değil,2003 senesindeki ABD işgali sonrası kurulan ucube siyasal yapı olmuştur. ABD yönetimi, Saddam rejimini yıkmakla kalmamış, bütün Irak bürokrasisini de suçlu ilan ederek Irak devletinin çökmesine zemin hazırlamıştır. Böylece, ülke iç savaşa sürüklenmiş ve IŞİD gibi örgütlere alan açılmıştır. Yani ortada, demokrasinin başarısızlığı değil, bir grup düşük zekâlı veya kötü niyetli Amerikalı siyasetçinin mahvettiği bir ülke vardır. Bu yıkımın sorumlusu, demokrasi değildir. Bizzat demokrasi yoksunluğudur” dedi.
“TAVSİYE ETTİĞİ ŞEY İTAAT DÜZENİ!”
Dervişoğlu, konuşmalarına şu sözlerle devam etti:
“Son İran savaşı da göstermiştir ki, bir ülke, alışveriş merkezlerinden, lüks otellerden ya da konut projelerinden ibaret değildir. Zaten Tom Barrack’ın istediği de istikrarsızlıktır. Tavsiye ettikleri şey istikrar değil, itaat düzenidir. Önerdikleri şey barış değil, hanedan aklıdır. Oysa çözüm, Cumhuriyet düşüncesinden başka bir şey değildir. Nasıl ki,1920 senesinde Kurtuluş Savaşı’nı vermek için bir meclis kurduysak, ardından cumhuriyeti kurup cuntacılığı ve komitacılığı ortadan kaldırarak aynı yol Orta Doğu için de mümkündür.”
“HANDEDAN PROJESİNE HEVESLİ”
Dervişoğlu, Barrack’ın açıklamalarının Türkiye için bir modele dönüşme olasılığının da can sıkıcı olduğunu ifade ederek, “İçinde yaşadığımız dönem, bu tip bir hanedan projesine hevesli olanları teker teker ortaya çıkarmıştır. Bir yanda, Cumhurbaşkanı ve yardımcılarını etnik ve mezhepsel kimliklerine göre belirleme hayalleri kuranlar vardır. Diğer yanda, Erdoğan’ın eline mühür verip ferman bekleyenler vardır. Tıpkı Körfez ülkelerinde olduğu gibi, Varlık Fonu Türkiye’de de ekonomiyi domine etmektedir. Geçmişte parti devleti derdik. Üzülerek söylüyorum ki, parti devletinden bile daha geriye gittiğimiz, bir dönem yaşıyoruz. Bütün bu aktörler bir araya gelince, çözüm sürecinde, Tom Barrack haliyle çok mutlu oluyordur. Merhametli bir monarşi kuruluyor diye seviniyordur” eleştirisini dile getirdi.
CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİTEMİ ELEŞTİRİSİ
Dervişoğlu, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile ilgili de eleştirilerde bulunarak, “Tek adam yönetimi, devlet egemenliğinin tek bir kişiye ve onun maiyetine bırakılması, tüm milletlerin en büyük milli güvenlik sorunudur. Bizim için de Meclisimizin itibar kaybetmesi en büyük güvenlik sorunudur. Unutulmasın! Sevr’i imzalayarak, vatana tecavüzü kabul eden hainler de Saltanat Şurası’nın üyeleridir” diye konuştu.
“TEK ADAM MAİYETİNE TESLİM ETMEYECEĞİZ!”
Dervişoğlu, konuşmalarını şu sözlerle tamamladı:
“Türk egemenliğine kast eden işgalciler, milletle ve onun temsilcisi meclisle müzakere edemeyeceklerini biliyorlardı. Bu yüzden tek adamı tercih ettiler. Bugün i işgalci zihinler, bizlere yalan bir geçmiş dayatmakta, 106 yıl önce, bu millet egemenliği saraydan aldı, Meclis’e verdi. Teslimiyetten aldı, Hürriyete verdi. Bugün o egemenliği yeniden saraylara, atanmış monarşi sevdalılarına ve tek adamın maiyetine teslim etmeyeceğiz.”




