Dünyanın ateş çemberinden geçtiği bir dönemdeyiz.

Sınırlarımızın ötesinde savaş var, küresel piyasalarda dalgalanma var, enerji hatlarında belirsizlik var, hammadde akışında risk var.

Evet… Bunların hepsi doğru.

Ama bir başka gerçek daha var ki, onu da açıkça konuşmak zorundayız:

Dışarıdaki savaşı bahane edip içeride millete ekonomik savaş açanlar var!

Henüz maliyetlere tam anlamıyla yansımamış gelişmeleri, fırsata çevirip;

hammaddenin fiyatını bir gecede ikiye katlayanlar,

piyasayı panikle yönlendirenler,

stokla, spekülasyonla, korku ticaretiyle kazanç devşirmeye çalışanlar bilsin ki:

Bu millet sizin açgözlülüğünüze teslim olmayacaktır.

Serbest piyasa ekonomisi;

ahlaksız kazanç kapısı değildir.

Ticaret özgürlüğü;

fırsatçılığın ruhsatı değildir.

Kriz dönemleri ise;

milletin sofrasına el uzatma zamanı hiç değildir.

Bugün hammaddeyi gerekçesiz biçimde şişirenler,

yarın üretimin durmasına sebep olacaktır.

Bugün sanayiciyi boğanlar,

yarın fabrikaların yavaşlamasına yol açacaktır.

Bugün esnafı maliyet altında ezenler,

yarın kepenklerin kapanmasına neden olacaktır.

Bugün vatandaşın cebini hedef alanlar ise,

yarın çarşının, pazarın, piyasanın çöküşüne ortak olacaktır.

Çünkü ekonomi; fırsatçının değil, güvenin omuzlarında yükselir.

Güven yıkılırsa, piyasa çöker.

Piyasa çökerse, kazanç da çöker.

Bu kadar nettir.

Kimse kusura bakmasın…

Milletin alın teri üzerinden servet büyütmeye çalışanlar, yalnızca piyasayı değil; toplumsal huzuru da sabote etmektedir.

Bu, basit bir fiyat artışı meselesi değildir.

Bu, doğrudan doğruya ekonomik düzene saldırıdır.

Bu, üretim zincirine vurulan darbedir.

Bu, vatandaşın sofrasına uzanan kirli bir eldir.

Ve artık devletin bu tablo karşısında daha sert, daha net, daha caydırıcı davranması kaçınılmazdır.

Denetim yapılmalıdır, evet.

Takip edilmelidir, evet.

Ama yetmez!

Gerekirse çok ağır yaptırımlar devreye girmelidir.

Stokçuluk yapan da, spekülatif fiyat oluşturan da, piyasayı manipüle eden de, “kriz var” diyerek milleti sömürmeye kalkışan da hukuk önünde hesabını vermelidir.

Çünkü bu ülke sahipsiz değildir.

Bu millet çaresiz değildir.

Bu devlet seyirci değildir.

Kriz zamanlarında gerçek tüccar, fırsat kollayan değil; dengeyi koruyandır.

Gerçek sanayici, yangına körükle giden değil; üretimi ayakta tutandır.

Gerçek vatansever, millet dara düşerken kendi kasasını büyüten değil; gerektiğinde kazancından fedakârlık yapandır.

Bugün yapılması gereken şey çok açıktır:

• Savaşı bahane edip fiyat şişirenler tespit edilmelidir.

• Haksız kazanç peşinde koşanlar ifşa edilmelidir.

• İç piyasayı bozanlara karşı devlet refleksi sertleşmelidir.

• Milletin ekmeğini, esnafın emeğini, sanayicinin üretimini koruyacak kararlı adımlar atılmalıdır.

Çünkü unutulmasın:

Dışarıdaki savaş kadar tehlikeli olan, içerideki fırsatçılıktır.

Milleti en çok kur artışı değil, vicdansız zamcılık ezer.

Ekonomiyi dış krizler değil, içerdeki ahlaksız spekülasyon çökertir.

Ve son sözümüz nettir:

Bu milletin sabrını sınamayın!

Savaşı bahane edip sofrasına uzanmayın!

Hammaddeyi değil, vicdanınızı fiyatlandırın!

Çünkü devlet de burada, millet de burada!

*Bu siteye yazılan köşe yazıları Türkinform'un editöryal politikasını yansıtmamaktadır. Köşe yazılarındaki görüşler yalnızca yazarları ilgilendirmektedir.*