Sağlık Bakanlığı’nın 12–18 yaş arası gençlere yönelik bağımlılık tarama programına ilişkin açıklamaları ve kamuoyuna yansıyan iddialar, eğitim ve çocuk hakları uzmanları tarafından farklı yorumlanıyor. Programın biyolojik test içermediği, bilimsel anketlerle risk tespiti yapmayı amaçladığı belirtilse de bazı eğitimciler uygulamanın pedagojik açıdan riskler taşıyabileceğine dikkat çekiyor. Türkinform muhabiri Sema Ersoy, Eğitim-Sen Genel Sekreteri Zülküf Güneş ile konuyu değerlendirdi.

"OKUL ÖNCELİKLE GÜVEN İLİŞKİSİ ÜZERİNE KURULU OLMALI"
Güneş, çocukların korunmasının elbette önemli olduğunu vurgularken, okulun denetim mekanizması haline gelmesinin tehlikelerine işaret ederek şu açıklamayı yaptı:
“Okullarda 12–18 yaş arası öğrencilere ‘uyuşturucu/yabancı madde testi’ uygulanması, güvenli bir gelecek için önemli olabilir; ancak okul öncelikle güven ilişkisi üzerine kurulu bir eğitim alanı olmalıdır. Toplu ve sistematik tarama yaklaşımı, öğrenciyi özne olarak değil potansiyel risk olarak görür ve ‘devlet beni izliyor’ duygusu yaratır.”
Güneş, yapılacağı iddia edilen bu tarz uygulamaların çocukların özgüvenini sarsabileceğini, pedagojik iklime zarar verebileceğini belirtti.
![]()
"PSİKOLOJİK DESTEK SAĞLANMADAN YAPILAN TESTLER HAK İHLALİNE YOL AÇAR"
Genel Sekreter, bağımlılık mücadele stratejilerinde cezalandırma veya fişlemenin değil, önleyici ve destekleyici yaklaşımların öncelikli olması gerektiğini söyleyerek,“Bağımlılıkla mücadele öncelikle maddelerin üretimi, ticareti ve yaygınlaştırılması ile olmalı. Önleyici eğitim, bilinçlendirme çalışmaları, rehberlik, psikososyal destek ve aile işbirliği yaygınlaştırılmalıdır. Psikolojik destek mekanizmaları olmadan yapılan testler ciddi hak ihlallerine yol açabilir” ifadelerini kullandı. Güneş, ayrıca çocuk hakları ve veri güvenliğine dikkat çekerek şöyle devam etti:
"Anayasa ve uluslararası çocuk hakları sözleşmeleri, çocuğun üstün yararını ve özel hayatını güvence altına alır. Reşit olmayan bireylere yönelik tıbbi testlerde hem çocuğun hem de velinin açık ve bilgilendirilmiş rızası alınmalı, gizlilik ve veri güvenliği sağlanmalıdır.”
![]()
"CİDDİ BİR DAMGALAMA RİSKİ OLUŞUR"
Öğrencilerin riskli olarak etiketlenmesinin akran ilişkilerini, öğretmen yaklaşımını ve akademik motivasyonu olumsuz etkileyebileceğini belirten Güneş, şunları aktararak devam etti:
“Evet, ciddi bir damgalama riski vardır. Bir öğrenciyi ‘riskli’ olarak damgalamak, sosyal hayatını ve eğitim motivasyonunu etkiler. Çözüm; sosyal destek ağlarını güçlendirmek, gençlerin kültürel, sanatsal ve sportif alanlara erişimini artırmak ve okullarda nitelikli rehberlik hizmetlerini yaygınlaştırmaktır. Sadece test yapmakla bu sorun çözülmez.”
Uzmanlar ve sendika temsilcileri, bağımlılık taramalarının amaçlanan koruyucu etkiyi sağlamak için mutlaka psikolojik destek mekanizmalarıyla birlikte, çocuk merkezli ve aile destekli bir yaklaşımla uygulanması gerektiğini vurguluyor.




