Antalya Elmalı doğumlu, eğitim hayatı boyunca birçok hocadan ders alan Hamdi Yazır, özellikle Beyazıt Camisindeki dersleri sırasında Kayserili Mahmud Hamdi Efendi’den icazet alarak ilmi kariyerinde önemli bir aşama kaydetti. Bu süreçte hocası “Büyük Hamdi”, kendisi ise “Küçük Hamdi” olarak anılmaya başlandı.
Soyadı Kanunu’nun ardından babasının köyünün ismini soyadı olarak alsa da doğum yeri nedeniyle daha çok “Elmalılı” olarak tanındı. Eğitim sürecinde hat sanatına da yönelen Yazır, farklı hocalardan icazet alarak bu alanda da kendini geliştirdi.

EĞİTİM HAYATI VE SİYASİ GÖREVLERİ
1904 yılında girdiği “ruus” sınavını kazanan Yazır, aynı dönemde Mekteb-i Nüvvab’ı birincilikle tamamladı. Bunun yanı sıra kendi çabasıyla edebiyat, felsefe ve musiki alanlarında da bilgi sahibi oldu.
1905-1908 yılları arasında Beyazıt Medresesinde dersiamlık yapan Yazır, II. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte Antalya mebusu olarak Meclis’e girdi. Daha sonra Şeyhülislamlık bünyesinde çeşitli görevler üstlenerek fıkıh, mantık ve vakıf hukuku alanlarında dersler verdi.
1918 yılında Darü’l-Hikmeti’l-İslamiyye üyeliğine, ardından da bu kurumun başkanlığına getirilen Yazır, bir dönem Evkaf Nazırlığı görevini de yürüttü.
CUMHURİYET DÖNEMİ VE ZORLU SÜREÇ
Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte görev yaptığı kurumların kapatılması sonucu açıkta kalan Yazır, Milli Mücadele döneminde İstanbul hükümetlerinde görev aldığı gerekçesiyle İstiklal Mahkemesi tarafından gıyabında idama mahkum edildi. Daha sonra Ankara’ya götürülerek bir süre tutuklu kalan Yazır, yargılama sonunda suçsuz bulunarak serbest bırakıldı.
Bu dönemde daha çok evinde vakit geçiren alim, maddi sıkıntılar içinde olmasına rağmen ilmî çalışmalarına devam etti ve önemli eserlerinden biri olan “Metalib ve Mezahib” adlı tercümesini tamamladı.
“HAK DİNİ KUR’AN DİLİ” ESERİYLE TANINDI
Türkiye Büyük Millet Meclisinin Türkçe tefsir hazırlanması kararı üzerine Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından bu görev Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’a verildi. Dönemin Diyanet İşleri Başkanı Rifat Börekçi ve yardımcısı Ahmet Hamdi Akseki’nin teklifini kabul eden Yazır, 1926 yılında başladığı “Hak Dini Kur’an Dili” adlı tefsirini 1938 yılında tamamladı.
Bu eser, Türkçe tefsir alanında en önemli çalışmalar arasında yer aldı ve geniş bir okuyucu kitlesine ulaştı.
İLMİ KİŞİLİĞİ VE DÜŞÜNCE YAPISI
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, yalnızca dini ilimlerde değil felsefe ve pozitif bilimler alanında da güçlü bir bilgi birikimine sahipti. Dini hassasiyetlerle bilimsel gelişmelerin engellenmemesi gerektiğini savunan Yazır, bu yönüyle döneminin ötesinde bir düşünce yapısı ortaya koydu.
Tefsir çalışmalarında hem klasik kaynaklardan yararlanan hem de kendi yorumlarını ortaya koyan alim, bazı ayetlere getirdiği farklı bakış açılarıyla dikkat çekti. Aynı zamanda tasavvuf, kelam ve fıkıh alanlarında da derin bilgi sahibi olan Yazır, çok yönlü bir ilim insanı olarak öne çıktı.
SANATÇI YÖNÜ VE ESERLERİ
Elmalılı, ilmi yönünün yanı sıra sanatsal yönüyle de dikkat çekti. Türkçe, Arapça ve Farsça şiirler yazan, Fransızcadan tercümeler yapan alim, özellikle hat sanatıyla ön plana çıktı. Sülüs, nesih, talik ve celi yazı türlerinde eserler veren Yazır, son dönemin önemli hattatları arasında gösterildi.
En bilinen eserleri arasında şunlar yer aldı:
Hak Dini Kur’an Dili
Metalib ve Mezahib
İrşadü’l-ahlaf fi ahkami’l-evkaf
Hz. Muhammed’in Dini İslam
İstintaci ve İstikrai Mantık
VEFATI
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, 27 Mayıs 1942 tarihinde kalp yetmezliği nedeniyle İstanbul Erenköy’de hayatını kaybetti. Cenazesi Sahrayıcedid Mezarlığına defnedildi.




