Osmanlı Devleti’nin mali tarihinde önemli bir yere sahip olan esham sistemi, 18. yüzyılda devletin artan nakit ihtiyacını karşılamak amacıyla uygulamaya konulan bir iç borçlanma modelidir. Özellikle savaşların yol açtığı ekonomik sıkıntılar nedeniyle geliştirilen bu yöntem, devletin gelir kaynaklarını paylara bölerek halka sunmasına dayanıyordu.
DEVLET GELİRLERİ PAYLARA BÖLÜNDÜ
Esham sisteminde devlet, belirli vergi gelirlerini veya kamuya ait bazı gelir kalemlerini hisselere ayırarak satışa çıkardı. Bu hisseleri satın alan kişiler, devlete borç vermiş kabul ediliyor ve karşılığında söz konusu gelir kaynağından düzenli pay alıyordu. Satın alınan paylar genellikle ömür boyu gelir hakkı sağlıyordu. Bu yönüyle esham, günümüzdeki tahvil ve bono sistemlerine benzer bir yapı taşıyordu.
İLK UYGULAMA 1775 YILINDA
Esham sistemi ilk kez 1775 yılında, Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında bozulan mali dengeyi toparlamak amacıyla yürürlüğe girdi. Devlet, dış borçlanmaya başvurmadan önce iç piyasadan kaynak bulmayı hedefledi. Böylece hem ekonomik bağımsızlığın korunması hem de kısa sürede nakit sağlanması amaçlandı.
EKONOMİK YAPIYA ETKİSİ
Uzmanlara göre esham sistemi, Osmanlı maliyesinde modern finansman araçlarına geçişin önemli adımlarından biri olarak kabul ediliyor. Ancak zamanla gelirlerin yetersiz kalması ve mali yapının daha da zorlanması nedeniyle sistem sürdürülebilirliğini kaybetti. Buna rağmen esham uygulaması, Osmanlı’nın ekonomik tarihinde önemli bir deneyim olarak yerini aldı.
Kısacası esham sistemi, Osmanlı Devleti’nin bütçe açığını kapatmak ve savaş sonrası mali dengeyi sağlamak amacıyla geliştirdiği, gelir ortaklığına dayalı bir iç borçlanma modeli olarak öne çıkıyor.





