Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi TBMM Genel Kurulu’nda görüşülüyor. 12 maddelik teklif öncesinde siyasi partiler tutumlarını ortaya koyarken, Genel Kurul’da MHP, AK Parti, CHP, Yeni Parti, DEM Parti ve İYİ Parti temsilcileri söz aldı. Özgür Özel ve Müsavat Dervişoğlu’nun açıklamaları dikkat çekerken, teklifin içeriği ve sürecin nasıl yürütüldüğüne ilişkin siyasi tartışmalar da öne çıktı.
DEM PARTİ: "BARIŞ YALNIZCA BİR YASAYLA GELMEZ"
DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Genel Kurul'daki konuşmasında Türkiye'nin ortak geleceğinin kurulması açısından tarihi bir gün yaşandığını savundu. Koçyiğit, Meclis'teki milletvekillerine "tarihi sorumluluğu birlikte taşıma" çağrısında bulundu. Koçyiğit, "Sayın vekiller, ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Evet, bugün Türkiye'nin ortak geleceğini birlikte kurabileceğimiz tarihsel bir gündeyiz, önemli bir gün bugün. Ve hepimiz de bu önemli günün hem tanıkları hem de yapıcılarıyız. Sadece anı kurtarmak için değil, tarihi kazanmak için buradayız. Uzun yıllardır ağır bedeller ödeyen Türkiye halklarının önünde bugün önemli bir imkan var. Sorunlarımızı demokratik siyaset, hukuk, müzakere, ortak akıl zemininde çözmek, barışı kalıcılaştırmak ve demokratik toplumu birlikte inşa etmek. Önümüzdeki yasa teklifini Cumhuriyetin ikinci yüzyılında demokratik yeniden kuruluşun önemli bir başlangıcı olarak görüyoruz. Elbette teklifin eksiklikleri var, bunu hem komisyonda hem burada hem de kamuoyunda ifade ettik. Fakat bundan sonrası da bu eksiklikleri gidermek gibi bir sorumluluğumuz da var. Bugün bizim önümüzde en, bizim önümüzdeki en büyük sorumluluk aslında bugün yapılan, atılan bu adımı büyütmek, bu başlangıcı büyütmek. Çünkü barış yalnızca bir yasayla gelmez, gelmeyecek" dedi.
Koçyiğit, barışın yalnızca Meclis'ten çıkacak bir düzenlemeyle sağlanamayacağını belirterek demokratikleşme adımlarının atılması gerektiğini söyledi.
"Barış hukukta, siyasette ve toplumsal yaşamın bütün alanlarında atılacak demokratik adımlarla ancak kalıcı hale gelebilir. Bunun için; demokratik siyasetin alanını genişletmek, hukukun üstünlüğünü güçlendirmek, AYM ve AİHM kararlarını uygulamak, ifade ve örgütlenme özgürlüğünü sağlamak, anadilin kamusal yaşamda ve eğitimde özgürce kullanılmasının önündeki engelleri kaldırmak, seçilmişlerin ve halk iradesinin güvence altına alındığı bir demokratik düzeni hep beraber geliştirmek zorundayız."
"KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜNÜ DEMOKRATİKLEŞMEDEN AYRI GÖRMÜYORUZ"
DEM Parti'nin sürece yaklaşımını da açıklayan Koçyiğit, Kürt sorununun çözümünü Türkiye'nin demokratikleşme sürecinden ayrı değerlendirmediklerini söyledi. Koçyiğit, "Biz DEM Parti olarak bu sürece tarihsel ve stratejik bir perspektifle yaklaşıyoruz. Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünün Türkiye'nin demokratikleşme mücadelesinden asla ayrı görmüyoruz. Tarihsel Kürt-Türk ilişkilerinin eşit hukuk ve demokratik siyaset temelinde güçlenmesini Türkiye'nin ortak geleceğinin temel meselelerinden biri olarak görüyoruz. Bizim Demokratik Cumhuriyet hedefimiz tam olarak budur: Bütün kimliklerin, bütün inançların, kültürlerin ve toplumsal kesimlerin eşit yurttaşlık temelinde kendisini özgürce ifade ettiği yeni bir gelecek, ortak bir yaşam" ifadelerini kullandı. Koçyiğit sözlerini şöyle sürdürdü:
"Kürtlerin, Türklerin, Arapların, Lazların, Çerkeslerin, Alevilerin, Sünnilerin, kadınların, gençlerin, emekçilerin, çiftçilerin, emeklilerin ve toplumun bütün kesimlerinin kendisini bu ülkenin eşit, özgür ve onurlu bir yurttaşı olarak hissettiği yeni bir Türkiye. Değerli milletvekilleri, bu süreç yalnızca bir siyasi partinin sorumluluğu değildir; Meclisin, iktidarın, muhalefetin ve bütün toplumun, her birimizin ortak sorumluluğudur. Bu nedenle bütün siyasi partilere ve bütün milletvekili arkadaşlarımıza çağrımdır: Gelin, bu tarihi sürece hep birlikte katkı sunalım. Farklılıklarımızı koruyarak ortaklaşabileceğimiz alanları büyütelim. Eleştirilerimizi süreci güçlendiren önerilere dönüştürelim. Barışın toplumsal iradesini Meclisin ortak iradesiyle buluşturalım."
"BARIŞIN KAZANANI 86 MİLYONUYLA BİR BÜTÜN TÜRKİYE OLACAKTIR"
Koçyiğit, sürecin yalnızca çatışmaların sona erdirilmesiyle sınırlı kalmaması gerektiğini savundu. DEM Parti Grup Başkanvekili, düzenlemenin daha demokratik ve refah seviyesi yüksek bir Türkiye hedefinin başlangıcı olması gerektiğini söyledi. Koçyiğit, "Çünkü barışın kazananı 86 milyonuyla bir bütün Türkiye olacaktır. Barış, gençlerin bu ülkede umutla yaşayabilmesinin ve geleceğini başka ülkelerde aramamasının anahtarıdır; kadınların eşit ve özgür yaşamasıdır; emekçilerin, çiftçinin, emeklinin hayatının güçlenmesi, refahının artmasıdır; çocukların haklarına kavuşmasının garantisidir; kaynaklarımızın halklarımıza, toplumumuza refah olarak dönmesidir. Bugün önümüzde duran fırsat yalnızca çatışmasızlığın değil, daha demokratik, daha adil ve daha müreffeh bir Türkiye'nin kapısını aralamaktadır. Biz bu fırsata inanıyoruz. Halklarımızın barış iradesine, Meclisin ortak aklına ve Türkiye'nin demokratik bir geleceği birlikte kurabileceğine inanıyoruz" dedi.
DEM Partili Koçyiğit, konuşmasının sonunda Meclis'teki tüm siyasi partilere çağrısını yineledi:
"Gelin, bu tarihi birlikteliğe hep beraber katkı sunalım; gelin, bu tarihi sorumluluğu birlikte taşıyalım. Barışı birlikte kalıcılaştıralım, demokrasiyi birlikte büyütelim, eşit yurttaşlığı birlikte güçlendirelim, Cumhuriyetin ikinci yüzyılını Demokratik Cumhuriyet hedefiyle hep birlikte inşa edelim. Bu anlamda, bugün atacağımız adımın halklarımız için kalıcı barışın, demokratik toplumun, özgür yarınların güçlü bir başlangıcı olmasını diliyorum."
İYİ PARTİDEN SERT ÇIKIŞ: "KİM DESTEK VERDİYSE TARİHİN KARA SAYFALARINDA YERİNİ ALACAK"
Genel Kurul'daki tartışmaların bir diğer adresi İYİ Parti oldu. Grup Başkanvekili Turhan Çömez, "Çerçeve Yasa" ve yürütülen sürece sert sözlerle karşı çıktı. Çömez, "Terörsüz Türkiye güzel bir ifadedir; ancak Türkiye aynı zamanda teröristsiz, ihanetsiz ve hainsiz olmalıdır; teröre destek olan, terörden medet uman ve terörle arasına mesafe koyamayan tüm yapı ve anlayışları Gazi Meclis çatısı altında kınıyorum. Barış kavramı ancak devletler arasında savaş sonrası imzalanan bir hukuktur, fakat bu kavram yıllardır ihanetin üzerini örtmek için istismar ediliyor; barış kavramı arkasına saklanıp hain emellerini hayata geçirmek isteyenleri lanetliyorum" dedi. Çömez, iktidara yönelik eleştirilerini şu sözlerle sürdürdü:
"İYİ Parti olarak bu ülkede herkesin refah ve huzur içinde yaşayacağı bir atmosfer için çalışmaya devam edeceğiz. AK Parti'nin 24 yıllık iktidarı başında terör sıfır noktasındayken bugün terörle pazarlık noktasına gelinmesinin sebebi nedir? 2014 yılında çıkan yetki yasasını neden kullanmadınız ve terörü neden bu noktaya getirdiniz? İçişleri Bakanınız dağlarda bir tek terörist kalmayacağını, sadece 86 teröristin kaldığını söylerken ve Murat Karayılan'ı bin parçaya bölme sözü verirken bugün nasıl aynı masada pazarlık yapar hale geldiniz? Sayın Erdoğan'ın PKK'nın eylem yapamaz hale geldiğini söylemesinin üzerinden iki yıl geçmişken, sizi Kandil baronlarıyla ve İmralı'daki cani başıyla pazarlık masasına oturtan nedir?"
Çömez, teklifin Meclis gündemine getiriliş tarihine de tepki gösterdi.
"Kayıtsız şartsız silah bırakacaklar diyerek sergilediğiniz tiyatronun ardından bu alçaklar Sevr'i geri getireceklerini ve Türkiye Cumhuriyeti'ni ortadan kaldıracaklarını söyleyerek size meydan okudular. Teröristlerin affedileceği bu yasa teklifini Sevr'in imzalandığı güne ve Meclis'in canlı yayının olmadığı pazartesi gününe getirmeniz bir utanç vesikasıdır. Niye utanıyor ve korkuyorsunuz? Aziz Türk milleti kimin neyi ne amaçla yaptığını görüyor; günü geldiğinde hem sandıkta hesap soracak hem de bu ihanet projesine destek verenleri tarihin kara sayfalarına gömecektir."
CHP'DEN DESTEK: "MESELEYİ BİR DEVLET POLİTİKASI OLARAK DEĞERLENDİRİYORUZ"
CHP Grup Başkanvekili Rahmi Aşkın Türeli ise partisinin teklif karşısındaki tutumunu açıkladı. Türeli, CHP'nin Kürt sorununun çözümüne ilişkin geçmişten bu yana çeşitli öneriler ortaya koyduğunu belirtti. Türeli, "Sayın Başkan, değerli milletvekilleri. Öncelikle belirtmeliyim ki Cumhuriyet Halk Partisi Kürt sorununun çözülmesi için öncülük yapan bir siyasi partidir. O zamanki adıyla Sosyal Demokrat Halkçı Parti tarafından 1989 yılında kapsamlı bir rapor, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Raporu, aynı zamanda Kürt Raporu olarak bir rapor hazırladık. Bu kapsamlı raporda sorunun tüm boyutlarıyla ele alarak Kürt realitesinin kabul edilmesi, ana dil yasaklarının kaldırılması, demokratikleşmenin sağlanması ve Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde ve tüm ülkede ekonomik ve toplumsal sorunları çözecek bir kalkınma hamlesinin başlatılmasını önerdik. Ne yazık ki o dönemde bu sorun çözülmedi" dedi. Türeli, CHP'nin tutumunu şöyle açıkladı:
"Cumhuriyet Halk Partisi olarak silahı, şiddeti ve terörü bitirecek; demokratikleşmeyi tüm kurum ve kurallarıyla tesis edecek, üniter devlet yapısını güçlendirecek, hukuk devletini kuracak ve toplumsal barışı sağlayacak çözüm önerilerini her zaman ortaya koyduk. Bu yoldaki çabaları destekledik ve hepsinden önemlisi çözümün adresi Türkiye Büyük Millet Meclisi olmalı dedik. Eğer bu sorun şimdiye kadar çözülemediyse bunun nedeni sürecin açık ve şeffaf bir biçimde yürütülmemiş olması ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu sürecin dışında kalmış olmasıdır. Bugün bu amaçla kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonuna Cumhuriyet Halk Partisi olarak üye verdik ve çalışmalara katkıda bulunduk."
Türeli, komisyonun çalışmalarına ilişkin de, "Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmaları Türkiye Büyük Millet Meclisinin temsil gücü ve demokratik meşruiyeti içerisinde yürütülen, toplumsal barışın, birliğin ve milli dayanışmanın güçlendirilmesine yönelik tarihi sorumluluğun bir yansımasıdır. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunda ele alınan terörsüz Türkiye hedefi bir devlet politikası olup vatandaşlarımızın ortak geleceğini garanti altına alan bir yaklaşımın sonucudur" ifadelerini kullandı. CHP'nin teklife desteğini açıklayan Türeli, "Ve bugün önümüze gelen yasa teklifinde de ilgili komisyon raporunun 6'ncı maddesine göre hazırlandığını ve sorunun çözümünde bir ilk aşama olacağı düşüncesiyle desteklediğimizi belirttik ve bir tutum belgemizle birlikte neden desteklediğimizi de kamuoyuna açık ve net bir biçimde açıkladık" dedi. Türeli ayrıca, "Değerli milletvekilleri, terörün bitmesi Türkiye için tarihsel bir fırsattır. Bu süreç ancak Cumhuriyet'in kurucu ilkeleriyle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin demokratik meşruiyetiyle, hukuk devletiyle, eşit yurttaşlıkla, üniter yapıyla, kalkınma ve refahla ve bağımsız dış politika iradesiyle başarıya ulaşabilir" ifadelerini kullandı.
CHP Grup Başkanvekili sözlerini şu şekilde tamamladı:
"Bu çerçevede doğrulanabilir silahsızlanma, demokratik reformlar, bölgesel güvenlik düzenlemesi ve dış müdahaleleri sınırlayacak egemenlik stratejisi bu konunun çözüme ulaşması için temel ilkelerdir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak devleti kuran bir parti olmanın tarihsel sorumluluğuyla ve meseleyi bir devlet politikası olarak değerlendirerek Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında da ülkemizin birlik ve bütünlüğünün, üniter yapısının, halkımızın huzur ve refahının, devletimizin ilelebet payidar kalmasının en güçlü güvencesi olmaya devam edecektir."
Türeli, CHP'nin oylamadaki tutumunu da açıkça ilan etti:
"Görüşülmekte olan yasa teklifine terörün kalıcı olarak sona erdirilmesi, silahların tamamen devreden çıkarılması, bölgesel güvenlik düzenlemelerinin hayata geçirilmesi ve demokratik siyasetin güçlenmesiyle birlikte Cumhuriyetimizin demokrasiyle taçlandığı yeni bir dönemin başlayacağı düşüncesiyle destek vereceğimizi ifade ediyoruz. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum."
YENİ PARTİLİ EMİR: "SİLAHLARIN SUSMASI, TERÖRÜN KALICI BİTMESİ ADINA ATILABİLECEK HER ADIMI BENİMSİYORUZ"
YENİ Parti Grup Başkanvekili Murat Emir ise teklifin demokratikleşme ayağının eksik bırakıldığını savundu. Emir, "Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yaklaşık bir buçuk yıl önce Türkiye'de terörü kalıcı olarak bitirmek, silahların susması, bir daha hiçbir ananın gözyaşı dökmemesi adına, demokrasi adına, hukuk devletimiz adına, yerle bir olmuş adaletimiz adına bir komisyon kurulması gündeme geldi" dedi.
Komisyonun kuruluş sürecini anlatan Emir, "O komisyonu Sayın Meclis Başkanımızın başkanlığında hep birlikte kurduk ve adına da Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu dedik. Bu ismi öylesine koymadık. Bu komisyonun amacına ulaşması için bu topraklara barışı, güveni, huzuru, bereketi, kardeşliği gerçekten getirmesi için silahların susması gerektiğini, elbette terörün bitirilmesi gerektiğini, her birimizin en önemli kırmızı çizgisinin Türkiye Cumhuriyeti'nin bölünmez bütünlüğü olduğunu ama bütün bunları demokrasisiz, adaletsiz, kardeşçe bir yaşam kurmadan da başaramayacağımızı o gün söyledik, söyleye geliyoruz" ifadelerini kullandı. Emir, komisyon raporuna ilişkin, "Önemli çalışmalar yaptık. Sonunda bir rapor oluşturduk ve o raporun arkasında katılan 5 partinin de temsilcileri vardı, herkesin eksiksiz imzası vardı. Ve sonuçta o raporda 6. bölümde yer alan terörün bitirilmesine dönük olarak atılması gereken adımlarla ilgili olarak bugün bir adım atılmış durumda. O adımın başındayız, belki ortasındayız" dedi. Ancak demokratikleşme konusunda aynı ilerlemenin yaşanmadığını savunan Emir, şu ifadeleri kullandı:
"Ama demokratikleşmeyle ilgili, yani 7. bölümle ilgili maalesef hiçbir adım atılmadığı gibi Türkiye son bir buçuk yılda 19 Mart'la iç içe düşürüldüğü darbe sürecinin derinleştirilerek, yoğunlaştırılarak halk iradesinin sürekli gasp edildiği, yargının muhalif kim varsa gazeteci, düşünür, normal vatandaşı, siyasetçi, siyasi parti her biri üzerinde bir saldırı aracına dönüştüğü, sopaya dönüştüğü ve Türkiye'nin demokrasisini hızla kaybettiği bir sürecin içerisinden geçiyoruz."
Emir, toplumda hem umut hem de güvensizlik oluştuğunu belirterek, "Komisyon sürecine başladığımızda ülkemizdeki herkes, 86 milyon elbette ki ‘Barış gelsin, kardeşlik gelsin, bir daha kan akmasın, bir daha şehitler olmasın’ dedi, dedik, hep birlikte dedik. Bir umut vardı ama aynı zamanda bir güvensizlik de vardı. Güvensizliğin sebebini hep birlikte biliyoruz" dedi. Emir, siyasi iktidara yönelik eleştirilerini de şöyle sıraladı:
"Siyasi iktidara karşı bugüne kadar yaptıklarına baktığınızda bu ülkeye demokrasi getirmeyeceği, özgürlük getirmeyeceği, ne pahasına olursa olsun kendi koltuğunu korumak için siyasi projeler yaslanacağı kaygısı vardı."
Emir, bu kaygıların giderilmediğini savunarak, "Maalesef ifade etmeliyiz ki bu bir buçuk yılda bu görüşümüzü değiştirmemiz için hiçbir sebep olmadı. Bakınız, komisyon raporunda ‘Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmalıdır’ dedik. Hiçbir Anayasa Mahkemesi kararına uyulmadı. Hâlâ uyulmadı, hâlâ Can Atalay gelip burada yemin edemedi. ‘Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyulmalıdır’ dedik, hâlâ göz ardı ediliyor. ‘Örgütlenme özgürlüğünün önündeki engeller kaldırılmalı’ dedik, kurumsal parti kimliğimize saldırıldı" ifadelerini kullandı. Emir ayrıca, "Aynı şekilde yargılamada tutuklamanın istisna olması gerektiğini, mahkemelerin bağımsız ve adil olması gerektiğini söyledik, raporumuza bağladık, herhangi bir adım atılmadı. ‘Halk iradesine saygı gösterilmelidir, kayyumlar olmamalıdır’ dedik, ‘Kayyumlar gitmeli, seçilmiş başkanlar göreve atanmalıdır’ dedik, hâlâ bununla ilgili de en ufak bir adım atılmış değil. Dolayısıyla demokrasi olmadan, dolayısıyla raporun 7. bölümünü ıskalayan, dolayısıyla bu konuda güçlü bir enerji gösterileceğine dönük en ufak bir emare dahi gösterilmeyen bir süreçte bir yasa teklifiyle karşı karşıyayız" dedi.
Emir, teklifin bazı yönlerini desteklediklerini belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
"Değerli arkadaşlar, Sayın milletvekilleri; biz silahların susması adına, silahların susması adına, terörün kalıcı olarak bitmesi adına atılabilecek her adımı, gelebilecek her öneriyi benimsiyoruz, ciddiye alıyoruz, önemsiyoruz. Bu kanun teklifiyle ilgili olarak biz bugüne kadar kimi eleştirilerimizi, önerilerimizi komisyonda gündeme getirdik. Üzülerek söylemeliyim ki bu teklifin geliş biçimi, getiriliş biçimi, imzalanış biçimi, komisyonda en haklı eleştirilerimize karşı dahi noktasına virgülüne dahi dokundurulmamış, ortak aklın çalıştırılmayışı önemli eksiklikler olmuştur. Biz bunları burada da kayda geçireceğiz ama partimizin tutumunu Sayın Genel Başkanımız ayrıntılı bir şekilde değerlendirecek, hem milletimizle hem de Meclisimizle paylaşacaktır. Saygılar."
AK PARTİ: "BUGÜN BİZİM İÇİN ANAFARTALAR ZAFERİ'DİR"
AK Parti Grup Başkanvekili Abdülhamit Gül ise 10 Ağustos'un Anafartalar Zaferi'nin yıl dönümü olduğunu hatırlatarak, teklifin Sevr Antlaşması'nın yıl dönümüne denk getirilmesine yönelik eleştirilere yanıt verdi. Gül, konuşmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a da değinerek, "Hepinizi saygıyla AK Parti grubumuz adına selamlıyorum. Bugün 10 Ağustos 2014, milletin adamı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın Türk demokrasi tarihinde, siyasi tarihinde ilk defa milletin oylarıyla Cumhurbaşkanı seçilmesinin sene-i devriyesi. Cumhurbaşkanımız milletimizden aldığı bu yetkiyle ve güçle, bu iradeyle hem bölgesel tüm krizlerde hem küresel tüm krizlerde hem ülkemizin huzuru için, refahı için her zaman milletimizin yanında olmuştur" dedi. Gül, Erdoğan'a yönelik destek mesajını şöyle sürdürdü:
"O yüzden de milletimiz milletin adamı Recep Tayyip Erdoğan'a her zaman desteklemiştir, her zaman yanında olmuştur ve tüm bu tecrübe, liderlik hem Türkiye'nin hem dünyanın ihtiyaç duyduğu bir tecrübedir. O yüzden bundan sonraki dönemlerde de 2028'de de Türkiye'nin ve dünyanın, siyasetin, insanlığın Recep Tayyip Erdoğan'ın tecrübesine, birikimine, kararlı liderliğine ihtiyacı var."
Gül, "İnanıyorum ki milletimiz yine Cumhurbaşkanımızın yanında olacak, tekrar yoluna güçlü adımlarla devam edecektir. Tekrar milletimize şükranlarımızı sunuyoruz vermiş oldukları güçlü destek için. Bugün bir diğer önemli gün Anafartalar Zaferi'nin yıl dönümü. Ben kanun gündemine girmeyeceğim çünkü birazdan kanunu yeterince maddeleriyle, ayrıntılarıyla konuşacağız, görüş, önerileri alacağız" ifadelerini kullandı. Gül, Anafartalar ve Çanakkale vurgusunu şu sözlerle yaptı:
"Ancak şunu ifade etmek isterim ki bugün 10 Ağustos dediğimizde Anafartalar Zaferi'nin 111. yılında Çanakkale destanını hatırlıyoruz. Orada göğüs göğüse çarpışan Diyarbakırlı, Ağrılı, Karslı, İzmirli, Trabzonlu yiğitlerin nasıl omuz omuza vererek bu aziz millet için şehit olduklarını, bu aziz millet için bir cumhuriyet, bir devlet kurduklarına şahit olduğumuz bir gündür."
Gül, Sevr tartışmasına ilişkin ise, "O yüzden başta Anafartalar Komutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, tüm şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Bugün işte Sevr'in yıl dönümüymüş de bugüne getirmişiz. Bugün bizim için anlamlı olan gün Çanakkale'de destanı yazılan Anafartalar destanıdır, Çanakkale ruhudur" dedi. Gül sözlerini şu ifadelerle tamamladı:
"Nasıl bin yıl önce Sultan Alparslan'la bu kapıları hep beraber açtıysa Türküyle, Kürtüyle, Alevisi, Sünnisiyle; kıyamete kadar Çanakkale'de omuz omuza şehit olmuşların kıyamete kadar kardeşliği için yapılan bir mücadeledir. Dolayısıyla Sevr... Sevr bir emperyalistlerin projesiydi. Sykes-Picot'yla özellikle bu meseleleri bölgede kaşımak üzere, Türkiye'yi zayıflatmak üzere emperyalistlerin kurduğu bir oyundu.
Bu oyunu Gazi Meclis... Gazi Meclis emperyalistlerin kardeşliğimizi bozma çabasını da bugün çıkaracağı kanunla paçavraya çevirecek, tarihin çöp tenekesine atacaktır. Bu duygularla Genel Kurulu selamlıyorum, teşekkür ediyorum."
“TERÖRSÜZ TÜRKİYE BİN YILLIK KARDEŞLİĞİ YAŞATACAK”
MHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Feti Yıldız, teklifin amacının gelecekte yaşanabilecek olayların önüne geçmek ve kamu güvenliğini daha güçlü hale getirmek olduğunu söyledi. Düzenlemenin mevcut ceza hükümlülüklerini ortadan kaldıran bir af niteliği taşımadığını vurgulayan Yıldız, teklifin içeriğini okumadan “af” değerlendirmesi yapanların gerçeklikten uzak olduğunu savundu. Yıldız, “Terörsüz Türkiye bin yıllık kardeşliği yaşatacak” mesajı verdi. Huzura getirilen teklifin “özel af” olduğu yönündeki iddialara da tepki gösteren Yıldız, kanun teklifinin Genel Kurul’da çoğunluk tarafından kabul edileceğini düşündüğünü belirtti.
“TERÖRSÜZ TÜRKİYE BİN YILLIK KARDEŞLİĞİ YAŞATACAK”
MHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Feti Yıldız, teklifin amacının gelecekte yaşanabilecek olayların önüne geçmek ve kamu güvenliğini daha güçlü hale getirmek olduğunu söyledi. Düzenlemenin mevcut ceza hükümlülüklerini ortadan kaldıran bir af niteliği taşımadığını vurgulayan Yıldız, teklifin içeriğini okumadan “af” değerlendirmesi yapanların gerçeklikten uzak olduğunu savundu. Yıldız, “Terörsüz Türkiye bin yıllık kardeşliği yaşatacak” mesajı verdi. Huzura getirilen teklifin “özel af” olduğu yönündeki iddialara da tepki gösteren Yıldız, kanun teklifinin Genel Kurul’da çoğunluk tarafından kabul edileceğini düşündüğünü belirtti.
ARIKAN: “SÜRECE DESTEK VERİYORUZ”
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, çerçeve yasa teklifinin tümü üzerinde yaptığı konuşmada, düzenlemenin Türkiye’nin hem geçmişini hem de geleceğini ilgilendirdiğini söyledi. Terör sorununun çözümü için bugüne kadar önemli çabalar ortaya konulduğunu belirten Arıkan, Saadet Partisi’nin “Terörsüz Türkiye” sürecine ilişkin kaygılarını, çekincelerini ve beklentilerini kamuoyuyla açık biçimde paylaştığını ifade etti. Kalıcı çözümün adalet, hukuk, toplumsal bütünleşme ve kardeşliğin birlikte güçlendirilmesinden geçtiğini vurgulayan Arıkan, şöyle konuştu:
“Elbette kaygılarımız, çekincelerimiz, dikkatle takip ettiğimiz hususlar var. Bunları söylemekten, yanlış gördüğümüz noktaları ifade etmekten vazgeçmeyeceğiz ancak kaygılarımızın bizi yeniden kutuplaşma ve çatışma siyasetine sürüklemesine de izin vermeyeceğiz. Bu nedenle toplumsal dayanışmayı, kardeşliği, hukuku, millet iradesini ve ortak geleceği güçlendirecek bir anlayışla bu sürece destek veriyoruz. Partimiz, çerçeve yasaya şartlı bir destek sunmaktadır.”
YENİ YOL: "ÖNÜMÜZDE ÇOK UZUN VE MEŞAKKATLİ BİR YOL VAR"
Yeni Yol Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya da teklif ve süreç hakkında değerlendirmelerde bulundu. Kaya, silahlı örgütün tasfiye edilmesi sürecinin hem fırsatlar hem de riskler barındırdığını belirtti. Kaya, "Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Çok değerli bir coğrafyada omuz omuza mücadele ederek şehitler vererek tarihi bir birikimle vatan toprağı haline getirdiğimiz bir ülkede hep birlikte yaşıyoruz" dedi.
Kaya, sürece ilişkin, "Ülkemiz 40 yılı aşkın bir süredir çatışmalı bir sürecin, silahlı bir örgütün silahlarını bırakacağı ve örgütün tasfiye edileceği bir sürece doğru giriyor. Bu sürecin hem devletimiz hem de milletimiz lehine sonuçlanacağına inanıyor ve bu imkana kavuşacağımıza yürekten inanıyorum" ifadelerini kullandı. Kaya, risklere dikkat çekerek şöyle konuştu:
"Bu sürecin çok kolay bir süreç olmadığını, fırsatlarla birlikte tarihi riskler taşıdığını hep beraber biliyoruz. Ama elbette fırsatların çok olduğu yerde de tehditlerin olmaması zaten eşyanın tabiatına aykırıdır. Dolayısıyla bu fırsatları olumluya döndürmek risklerden de kaçınarak uzun bir yol yolculuğunun belki de bugün ilk adımını hep birlikte atmış olacağız."
Kaya, sürecin yalnızca silahların bırakılmasıyla sınırlı kalmaması gerektiğini belirterek, "İlk yapmamız gereken vatanımızın ve ülkemizin bir tehdit altında olmaktan çıkarılmasına dair süreci hep birlikte yönetmek. Daha sonra da bu silah bırakmanın bir gereği bir şartı olarak değil, ama ülkemizin hukukla, adaletle, demokrasiyle, ekonomik kalkınmayla, şahsiyetli bir dış politikayla mutlaka ama mutlaka belli bir tarihi mecraya doğru girmesi için hep beraber adımlar atmamız lazım" dedi. Kaya, "Çünkü bugüne kadar silah, terör, şiddet bir şekilde bu ülkeye özgürlük ve demokrasi getirmek isteyenlerin önüne sürekli bir engel olarak çıkarıldı. Hep özgürlükler güvenliğe feda edilmeye çalışıldı" ifadelerini kullandı.
Yeni Yol Grup Başkanvekili, "İşte tam da şiddetin, çatışmanın, terörün sahneden çekildiği bir dönemde üzerimize çok büyük sorumluluklar var. Bunu bir galibiyet bir yenilgi olarak görmekten daha öte bu ülkenin..." dedi. Kaya sözlerini, "...ama birbirlerinin ayağına basmayan kuvvetler ayrılığına sahip bir ülkeyi hep beraber inşa etmek gibi bir sorumlulukla karşı karşıyayız. Dolayısıyla evet bir örgüt silah bıraktı, her şey bitti, hadi eski gündemlerimize dönelim dersek bu ülkeye çok büyük kötülükler yapmış oluruz" şeklinde sürdürdü.
Kaya ayrıca, "Bu sürece dair kaygıları olanları da anlayarak bu süreçte dediğim gibi bu fırsatları ve bu riskleri birlikte aşabilmenin iradesini ortaya koymamız lazım. Bunları birlikte aşabilmenin yolu tek olmaktan geçmiyor. Elbette her partinin demokratik siyasal rekabet içerisinde birbirinden ayrılacağı noktalar olacak. Milletin önüne koyacağı programlar olacak" dedi. Kaya'nın son mesajı ise şöyle oldu:
"Ama artık bu çatışmalı ve kutup siyasetinden vazgeçerek gerçekten memleketin meseleleri üzerine kafa yoran siyasal eleştirilerini ya da önerilerini itiraz üzerinden değil, bu memleketin ihtiyaç duyduğu programlar üzerinden yani hizmet, eser ve gerçekten program siyasetine Türkiye'nin dönmesi lazım."
EKMEN’DEN BAHÇELİ’YE TEŞEKKÜR
Yeni Yol Partisi Grup Başkanı Mehmet Emin Ekmen, çerçeve yasa görüşmelerinde muhalefetin görüş ve önerilerinin dikkate alınmasının önemine işaret etti. “Terörsüz Türkiye” sürecindeki tutumu nedeniyle MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye teşekkür eden Ekmen, sürecin bugünkü aşamaya gelmesinde Cumhurbaşkanı’nın rolüne de dikkat çekti. Daha önce dokuz kez benzer girişimde bulunulduğunu hatırlatan Ekmen, sürecin hassas bir dengede ilerlediğini belirterek teklifin siyasi parti gruplarıyla daha kapsamlı biçimde ele alınması gerektiğini söyledi. Ekmen, konuşmasında şunları kaydetti:
“Sürecin yönetimi ve bugüne gelmesinde Cumhurbaşkanı'nın oynadığı pozitif rol ortadadır. Süreç başlatıldığında Sayın Bahçeli, en önemli referansı iç cephenin tahkimine vermişti. Böyle yasayı hazırlamanın zorlukları var. 9 kez bu denenmiş ama başarılı olunamamış. Gerçekten bıçak sırtı bir denge. Zorlukların bazılarının aşılamadığını görüyoruz. Teklif metninin TBMM Başkanlığına sunulana kadar siyasi parti gruplarına verilmemiş olması eksikliktir. Hazırlığın diğer gruplarla detaylı çalışılması gerekirdi ve beklenirdi. Umarız bu süreç, yeni bir 'keşke'ye dönüşmez.”
MÜSAVAT DERVİŞOĞLU: "AMAÇ, ERDOĞAN'IN ÖMÜR BOYU ÖNÜNÜ AÇMAKTIR"
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, TBMM Genel Kurulu’nda partisinin görüşlerini açıklarken çerçeve yasa teklifine sert sözlerle tepki gösterdi. İktidarın elindeki yetkiyi kullanma biçimini eleştiren Dervişoğlu, teklifin hazırlanma sürecinin Türk milletinden gizlendiğini ve Meclis’in yalnızca bir “tescil makamı” konumuna indirgenmeye çalışıldığını savundu. Dervişoğlu şöyle konuştu:
“Bugün bu kürsüden bir kez daha ifade ediyorum. Bu iktidar, elinde tuttuğu yetkiyi bir yapım ruhsatı gibi değil, devleti içten içe çürüten bir tadilat ruhsatı gibi kullanmaktadır. Bu süreç boyunca ne yapıldığını millet aslında çok iyi gördü. Biz de ilk günden beri, haftalar süren komisyonculuk oyununun, süslü kelimelerin, büyük lafların ve kirli propagandaların arkasındaki iç ve dış emellerin ne olduğunu, ne yaşandığını Türk milletine her vesileyle anlattık. Nihayetinde bu kanun teklifi, İmralı'daki terör hükümlüsünün onayından geçerken Türk milletinden gizlendi, hatta imzalayanlar dahi içerikten habersizdi.
Şimdi bu kanun teklifini Türkiye Büyük Millet Meclisi mi hazırlamıştır ki onun onayına sunulmaktadır? Meclis, sürecin başındaki gibi sadece bir tescil makamına indirgenmiştir. Türk milletinin hüküm mührü, onun bilgisi ve rızası dışında cebren kullanılmıştır. Bu kanun hükmü İmralı'daki terör hükümlüsünün onayından geçerken Türk Milletinden gizlendi. Bu kanun teklifini TBMM mi hazırlamıştır ki onun onayına sunulsun.
Diyarbakırlıya, Vanlıya, Batmanlıya, Hakkariliye iş mi veriyor bu yasa? Şırnaklıya, Bingöllüye, Bitlisliye, Siirtliye ekmek mi kazandırıyor? Urfalının, Mardinlinin, Muşlunun tarlasındaki bereketi mi arttırıyor? Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yaşayan gençlere yeni umutlar mı yeşertiyor? Neyin açılımı bu, hiç kendinize sordunuz mu? Amaç, Erdoğan'ın ömür boyu Cumhurbaşkanı kalabilmesinin önünü açmaktır.”
“İHANETİN ZAMANAŞIMI YOKTUR”
Dervişoğlu, konuşmasının sonunda iktidara yönelik sert mesajlarını sürdürerek, teklif kapsamında yapılacak düzenlemelerin gelecekteki sorumlulukları ortadan kaldırmayacağını savundu. Dervişoğlu, “ihanet” ve yargılanma vurgusuyla konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Madde koyarak kendinizi koruyamazsınız. İhanetin zaman aşımı yoktur. Yargılanacaksınız.”
“BU YASAYA ‘HAYIR’ DEME HAKKINA EN ÇOK BİZ SAHİBİZ”
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM Genel Kurulu’nda çerçeve yasa teklifine ilişkin yaptığı konuşmada, partisinin sürece yönelik eleştirilerini ve kararını açıkladı. Özel, teklifin hazırlanış biçimine ve iktidarın süreci yürütme tarzına sert tepki gösterirken, buna rağmen Türkiye’nin barış geleceğini önceleyen bir tutum alacaklarını söyledi. Kürt meselesinin yalnızca bir güvenlik veya terör sorunu olmadığını belirten Özel, konunun eşit yurttaşlık, demokratik temsil, özgür siyaset ve birlikte yaşama meselesi olduğunu vurguladı. Özel, “Kürt meselesinin demokratik çözümünü bu ilkelerin karşısında değil; onların güvencesi olarak görüyoruz” dedi. Özel, çözümün adresinin Meclis olması gerektiğini belirterek, “Bu mesele şiddetle değil, siyasetle çözülmelidir. Gizli pazarlıklarla değil; milletin gözü önünde, milletin rızasıyla çözülmelidir” ifadelerini kullandı.
İktidarın süreci yönetme biçimini de eleştiren Özel, görüşmelerin kapalı kapılar ardında yürütüldüğünü savundu. Özel, “Barış, hukuk milletin gözünden kaçırılarak yazılamaz. Toplumsal uzlaşma, yangından mal kaçırır gibi kurulamaz” diye konuştu. Özel, partisinin süreç boyunca ağır siyasi saldırılara maruz kaldığını söyleyerek, “Bu yasaya ‘hayır’ deme hakkına en çok biz sahibiz. Ama bu hakkı milletin barış hakkının önüne koymayan da bizleriz” dedi. “Öfkemizi milletin geleceğinin önüne koymadık, koymayacağız” sözleriyle de partisinin tavrını ortaya koydu.
“İKTİDARIN SAMİMİYETİNE GÜVENMİYORUZ”
Çerçeve yasa teklifinin içeriğinin de ciddi sorunlar taşıdığını savunan Özel, uzun tutukluluk, gizli tanık ve siyasallaşmış yargı konusunda düzenlemede yeterli adım atılmadığını söyledi. Özel, “Hatay’ın seçilmiş milletvekili Can Atalay için bir adım yok. Selahattin Demirtaş için açık bir hukuk yok” ifadelerini kullanarak, teklifin kapsamının tartışmalı olduğunu dile getirdi. Özel ayrıca, siyasi rakipler, gazeteciler, akademisyenler ve seçilmiş belediye başkanlarının tutukluluk durumuna ilişkin de düzenleme yapılmadığını savundu.
İktidarın sürece yaklaşımını da hedef alan Özel, “Adalet ve Kalkınma Partisi şimdi de maalesef barışı isteyen samimi bir tarafta durduğunu gösterememektedir. Barıştan nemalanmak isteyen taraftadır” dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a da sert eleştiriler yönelten Özel, “Biz böyle bir iktidarın samimiyetine güvenmiyoruz, geçmişine güvenmiyoruz, bugünkü niyetine güvenmiyoruz, gelecekte vereceği sözlere de peşinen güvenmiyoruz” ifadelerini kullandı. Özel, partisinin kırmızı çizgilerini ise Atatürk, Lozan Antlaşması, devletin birliği, ülkenin bölünmez bütünlüğü ve Anayasa’nın güvence altına aldığı Cumhuriyet’in temel nitelikleri olarak sıraladı. “Bunlar tartışma veya pazarlık konusu yapılamaz, buna asla izin vermeyiz” dedi.
“BEN VE YÖNETİCİ ARKADAŞLARIM ‘EVET’ DİYECEĞİZ”
Konuşmasının sonunda partisinin çerçeve yasa teklifine yönelik kritik kararını açıklayan Özel, teklifin kendisine kefil olmadıklarını ancak Türkiye’nin geleceği açısından sorumluluk almaktan kaçınmayacaklarını söyledi. Özel, “Bu metne kefil olmadan ama barışın sorumluluğunu taşıyarak, iktidarın hesabına karşı durarak ama Türkiye’nin geleceğinin önünü açacak bir sorumluluğu üstleniyorum” ifadelerini kullandı. Ardından kararını net biçimde açıklayan Özel, “Ben ve yönetici arkadaşlarım tarihsel bir tutarlılık ve sorumluluk içerisinde bu yasaya ‘evet’ diyeceğiz” dedi. Özel, YENİ Parti milletvekillerinin ise kendi bölgelerindeki seçmenlerin görüşlerini dikkate alarak oy kullanacağını belirtti. Bu tutumun grup kararında serbest bırakma anlamına gelmediğini vurgulayan Özel, milletvekillerine “milletin vekili olma sorumluluğu” yükledi.
Özel konuşmasını, “Biliyoruz ki; barış, demokrasi ve adalet bu ülkenin ilacı olacak. Bu ilaç birimize değil hepimize şifa olacak” sözleriyle tamamladı.
“KÜRT MESELESİNDE ‘İSTİSNA’ SİYASETİ UYGULANDI”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Kürt meselesinin Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren güvenlikçi politikalar ve olağanüstü uygulamalar üzerinden ele alındığını savundu. Meselenin tarihsel olarak “istisna” anlayışıyla yönetildiğini belirten Bakırhan, “Cumhuriyet’in ilk yıllarında Kürt meselesi sıkıyönetim zihniyetiyle idare edildi. Takrir-i Sükun’dan İstiklal Mahkemelerine, gizli idare planlarından olağanüstü hal rejimlerine kadar mesele hep istisnanın bir konusu oldu” dedi. Geçmiş uygulamaların zamanla daha geniş bir yönetim anlayışına dönüştüğünü öne süren Bakırhan, “İstisnanın genişlediği bir tarih oldu. Bunun bedelini şu veya bu şekilde bütün ülke ödedi” ifadelerini kullandı.
Bakırhan, TBMM’de yaptığı konuşmada terör örgütü PKK'nın elebaşı Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te yaptığı “barış ve demokratik toplum çağrısının” mevcut sürecin başlamasında belirleyici bir rol oynadığını savundu. Öcalan’ın sürece katkısının ön yargılardan uzak ve hakkaniyetli biçimde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Bakırhan, “Bu başlangıca imkan sağlayan Sayın Öcalan’ın bu kurucu rolünün altını önemle çizmek istiyorum” dedi. Bakırhan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin de süreçte üstlendiği rollere işaret ederek, Öcalan’ın çözüm yönündeki çabalarının göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi ve sürecin siyasi müzakere ile demokratik yöntemler temelinde ilerletilmesi çağrısında bulundu.
“BU SÜREÇ VARLIĞIMIZIN HUKUKLA BULUŞMASIDIR”
Bakırhan, sürecin Kürtlerin kimliğini ve varlığını ortadan kaldırmaya yönelik olmadığı görüşünü savunarak, demokratik hakların hukuki güvenceye alınması gerektiğini söyledi. Kürt kamuoyundaki “Yine mi kandırılacağız?” kaygısının farkında olduklarını belirten Bakırhan, “Kürtler örgütlü bir halktır. Ne kanar ne de kandırılır” dedi. Elli yıllık çatışmanın ardından önceliğin şiddeti sona erdirmek olduğunu vurgulayan Bakırhan, “Bu süreç kimliğimizin eritilmesi değil, varlığımızın hukukla buluşmasıdır” ifadelerini kullandı. Bir tarafın yenilgisi üzerine kurulacak bir düzenin yeni çatışmaların zeminini hazırlayacağını belirten Bakırhan, Meclis’in tarihi bir sorumluluk üstlendiğini ifade ederek, “Parlamento bu meseleyi siyaset ve müzakereyle çözme sorumluluğuyla karşı karşıyadır” diye konuştu.