Tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Silivri Cezaevi’nden T24’e yaptığı zehir zemberek açıklamalarda bulunarak çok sert bir açıklamada bulundu. CHP Genel Merkezi’ne yönelik gerçekleştirilen polis müdahalesini ve CHP'nin atanmış Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yargı kararlarıyla partinin yönetimine adeta el koymasını açıkça topa tutan İmamoğlu, yaşananları "saray darbesi" olarak nitelendirdi. Siyasi mühendislik hamlelerine karşı teslim olmayacaklarını ve bir adım bile geri adım atmayacaklarını vurgulayan İmamoğlu, hem iktidara hem de parti içi muhalefete yönelik çarpıcı açıklamalar yaptı.
"MUTLAK BUTLAN MİLLETİN İRADESİYLE BÜYÜK BİR HESAPLAŞMADIR"
Mahkemenin verdiği mutlak butlan kararını duyduğunda hissettiği derin öfke ve utancı gizlemeyen Ekrem İmamoğlu, yargının siyasi bir aparat haline getirilmesine isyan etti. Kararın ardından azim ve kararlılığının daha da bilendiğini belirten İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Birkaç duyguyu bir anda hissettim… Herkes gibi önce öfke hissettim. Partimle birlikte milyonların sandıkta ortaya koyduğu iradeye saldırılmasına öfkelendim. Mahkeme salonlarında hukukun, adaletin değil; siyasi mühendisliğin dolaşmasından üzüntü duydum. Utanmayı unutanlar için utanç da vardı hissiyatımda. Mahkeme kararıyla Cumhuriyet Halk Partisi’nin iradesi kadar bu ülkenin demokrasi umuduna, sandığa giden milyonların vicdanına ve milletin karar verme hakkına utanmazca bir şekilde müdahale edenler ve onlara hukuk kisvesiyle yol açanlar adına utanç duydum. Mutlak butlan milletin iradesiyle devlet gücünü kullanan iktidar arasında kurulan büyük bir hesaplaşmadır. Millet ‘değişim’ diyor, onlar yargıyı devreye sokuyor. Millet sandığı işaret ediyor, onlar mahkeme koridorlarını. Millet umutlu bir gelecek istiyor, onlar koltuklarını korumanın hesabını yapıyor. Bu yüzden mahkeme kararıyla tarihi, gerçeği ters yüz etmek istiyorlar. Değişim iradesini geriye döndürmeye çalışıyorlar. Ancak Cumhuriyet’i kuran iradeyi, birkaç imzayla yok hükmünde sayamayacaklar. Bu milletin hafızasını silemeyecekler. 86 milyonun geleceğini saray koridorlarında rehin alamayacaklar. Asıl hissettiğim ise; azim ve kararlılık. Ben o gün bir kez daha şuna karar verdim: Bir adım geri atmayacağız. Boyun eğmeyeceğiz. Susmayacağız. Bize yenilgiyi öğretemeyecekler!”
"NAMAHREMİMİZE POLİSLE GİRDİLER"
CHP Genel Merkezi’nin kapılarının kırılarak polis tarafından plastik mermi ve gazla basılmasını hücresindeki televizyondan izlerken büyük bir yara aldığını belirten İmamoğlu, parti binasının sadece bir taş yığınından ibaret olmadığını hatırlattı. Yapılan müdahalenin ancak korku rejimlerine ait bir manzara olduğunu vurgulayan İmamoğlu, sert eleştirilerini şöyle sürdürdü:
"Kapısı kırılarak girilen sadece bir bina değil bir hafıza, inanış, mücadele ve demokrasiye olan ihtiyaç. Orası, bu ülkenin çok partili demokrasi tarihinin, seçimle değişim umudunun, milyonlarca insanın emeğinin ve inancının evi aynı zamanda. Binanın içinde gençler, kadınlar, yaş almış yoldaşlarım, demokrasiye, milli iradeye sahip çıkmak için şehrin dört bir yanından gelen yurttaşlarımız vardı. Gazla, plastik mermilerle, polis zoruyla bir Türkiye’nin en köklü partisine girilen bir ülke görüntüsü, hiçbir demokratik toplum için normal değildir."
BAHÇELİ'YE TEPKİ GÖSTERDİ
İmamoğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin CHP'nin kurultay sürecine ilişkin yaptığı tarih önerisine de sert çıktı. Bahçeli'yi hedef alan İmamoğlu, eleştirilerini şu sözlerle dile getirdi:
"Cumhuriyet Halk Partisi’nin yol haritasını yalnızca partililerimiz belirler. Ne iktidar odaklarının ne de iktidarın kayyımlığını yapan ve kurultayımızı engelleyenlerin partimiz üzerine söylediği sözlerin bir kıymeti yoktur. Hukuk zaten kurultayı emretmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hukuku yerle bir edilmiştir. Yüreği yeten devletin hukukuna sahip çıkar, sözünden de sakınmaz ve geri adım atmaz. Bugün Türkiye’nin geleceğinin önünde duran tek engel var. Eğer bu engelden rahatsızlarsa ortaya çıksınlar ve bizim yıllardır yaptığımız gibi ellerini taşın altına koysunlar. Yok, cesaretleri ve güçleri yetmiyorsa milletin gündeminden çıksınlar. Milletimiz de partimiz de zaten gereğini yapacaktır. Ortaya karışık, ne olduğu belli olmayan ve hiçbir işe yaramayan sözlerin Türkiye’de demokrasiyi bitirme aşamasına gelmiş bir iktidar ortamında hiçbir anlamı yoktur."
"BU SARAY DARBESİDİR"
Türkiye’de rejim değişiminin ve yargı eliyle siyasi operasyonların geçmişe uzanan sistematik bir zincir olduğunu belirten İmamoğlu, gelinen noktada hedefin doğrudan doğruya seçim hakkını yok etmek olduğunu savundu. Muhalefetin devlet gücüyle dizayn edilmesine karşı çıkan İmamoğlu, şunları kaydetti:
“Türkiye’de rejim değişimi aslında bugün başlamadı. Kırılma anlarından biri 2017’ydi. Milletin önüne getirilen anayasa değişikliği, mühürsüz oyların YSK eliyle geçerli sayıldığı tartışmalı bir referandumla yürürlüğe sokuldu. O gün hukuk, ilk büyük eğilip bükülme anlarından birini yaşadı. Sonra 2019’da İstanbul seçimleri iptal edildi. Millet sandığa gitmiş, kararını vermişti. Ama onlar milletin kararını beğenmedi. Hukuka da mantığa da sığmayan bir şekilde seçimi iptal ederek aslında şunu söylediler: ‘Millet yanlış karar verirse biz o kararı tanımayız.’ Millet ne yaptı? Daha güçlü cevap verdi. Demokrasiye daha güçlü sahip çıktı. Sonrasında ise brasska bir safhaya geçildi. Rakibini sandıkta yenemeyeceğini anlayan anlayış, hukuku bir siyasi operasyon aparatına çevirmeye başladı. İtibarsızlaştırma kampanyaları yapıldı. Yargı süreçleri devreye sokuldu. İnsanlar zindanlara mahkum edilerek siyaset dizayn edilmeye çalışıldı. Bugün mutlak butlan kararıyla ve polis müdahaleleriyle yaşananlar da bu zincirin devamıdır. Çünkü artık mesele sadece seçim kazanmak değil; seçimin anlamını ortadan kaldırmak. Ama milletin iradesine rağmen kurulan hiçbir düzen kalıcı olmadı, bundan sonra da olmayacak. Ne CHP’nin iç meselesi? Bu saray darbesidir! Bugün Türkiye’de yaşanan şey, doğrudan seçimli demokrasinin geleceğiyle ilgilidir. Seçim yapıyorsun tanımıyor. Kurultay yapıyorsun tanımıyor. İstinaf Mahkemesi kararıyla bizim partimizin başına o kayyımı atıyor. YSK ise kendini inkar ediyor. Bakınız YSK’nın bu tutumu çok büyük bir tehdittir. Tümüyle demokrasiyi yok edenlerin hazırladığı tabuta son çiviyi çakma girişimidir. Bu çok ağır bir kırılmadır. 2017’de mühürsüz oylarla başlayan süreç, 2019’da İstanbul seçimlerinin iptaliyle devam etti. Bugün ise artık muhalefetin doğrudan devlet gücüyle yeniden dizayn edilmeye çalışıldığı bir aşamaya geçildi. Her darbe daha ağır uygulamaları önümüze koymaktadır. O yüzden ben bunun CHP içi bir tartışma olduğu fikrini reddediyorum. Bu mesele, Türkiye’de milletin sandık yoluyla iktidarı değiştirme hakkının korunup korunamayacağı meselesidir. Aksini iddia edenler hele de kurumsal siyaset temsilcisiyse kendi varlık amaçlarını anlamsızlandıran bir bakış açısını taşıyorlar. Hukuku tanımıyorlar. Kurultay yolunu açmıyorlar. Çünkü kaybedeceklerini biliyorlar. Almışlar arkasına Erdoğan’ın yargı kollarını, çok büyük bir maharetmiş gibi partimize darbe yaptırıyorlar.”
"DAHİLİ BEDHAH KAYYIM"
Kılıçdaroğlu’nun mahkeme koridorları vasıtasıyla CHP yönetimine taşınmasını "siyasi kayyımlık" olarak niteleyen İmamoğlu, parti merkezinin artık binalar değil, adalet arayan meydanlar olduğunu ifade ederek şöyle devam etti:
"Cumhuriyet Halk Partisi’nin başına, delegelerin iradesiyle değil; sarayın yargı marifetiyle kurduğu operasyonla taşınan bir yönetim anlayışının demokrasiyle hiçbir ilgisi yoktur. Bunu kim yaparsa yapsın, adı bellidir: Siyasi kayyımlık. Milletin sandıkta vermediği yetkiyi mahkeme koridorlarından devşirmeye çalışmak, siyaseten de vicdanen, ahlaken de meşru değildir. 'Dâhili bedhah kayyım' diyorum ben ona. Çünkü bu partiyi dışarıdan yıkamayanlar, şimdi içeriden teslim almak istiyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel merkezi, adalet yerini bulana ve delegenin iradesi ortaya koyulana kadar o bina değildir. CHP’nin genel merkezi artık bütün partililerimizin ruhunu ve yüreğini taşıdığı meydanlardır. Şimdi otursunlar, boş duvarlara baksınlar. Darbeye direnenleri izlesinler."
"ERDOĞAN CUMHURİYETİ BETONA GÖMMEK İSTİYOR"
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın rejimi tahkim etmek adına demokrasiyi ve adaleti tamamen tasfiye etmek istediğini belirten İmamoğlu, figüranların ve kayyımların kendisi için hiçbir hükmünün bulunmadığını belirterek açıkça meydan okudu:
“Onun emir aldığı, her söylediğini koşa koşa yaptığı Erdoğan, Cumhuriyet’i, demokrasiyi, adaleti betona gömmek istiyor. Figüranların, kayyımın hiçbir önemi yoktur. Benim en özgür halimle bulunduğum dört duvarın da kayyımın sıkışıp kaldığı dört duvarın da bir önemi yoktur. Allah ömür, millet destek verdikçe ben mücadelemi sürdüreceğim. Önemli olan Cumhuriyet’in, emanetin geleceğidir. Koruyacağız, kazanacağız.”
"YA BİR YOL BULACAĞIZ YA BİR YOL YAPACAĞIZ"
Gerekirse yeni bir siyasi hat ve parti kurulabileceğinin sinyalini veren İmamoğlu, millet iradesinin ve Özgür Özel liderliğindeki mevcut meşru yapının tasfiye edilmesi durumunda atacakları adımların sınır tanımayacağını ifade etti:
“Ya bir yol bulacağız ya bir yol yapacağız. O yol, hukukun, delegelerimizin ve millet iradesinin emrettiği şekliyle yol arkadaşım Sayın Özgür Özel’in Genel Başkanlığı’ndaki CHP’dir. Fakat hukuk çiğnenirse, delegelerimizin ve milletin iradesi yok sayılırsa, bizim milletle beraber yürüdüğümüz her yol meşrudur ve güçlüdür. Muhalefet kriz yaşamıyor, Erdoğan muhalefete darbe yapıyor. Bu milletin kimseye eğecek boynu yoktur. Milletin diliyle, ruhuyla ve iradesiyle o yolu yapar ve iktidara koşarız."
"BU YOL SEÇİM İTTİFAKI DEĞİL SANDIK GÜVENLİĞİ İTTİFAKIDIR"
CHP’ye yönelik polis baskınından sonra muhalefetin önünde yeni bir ittifak modelinin zorunlu hale geldiğini dile getiren İmamoğlu, iktidarın ve Cumhur İttifakı ortaklarının partiyi dizayn etme çabalarına şu sözlerle set çekti:
“Tartışma değil; tam aksine 21 Mayıs sonrası 23 Mayıs’ta CHP’ye yapılan polis eşliğindeki darbe, muhalefete önümüzdeki seçimde tümüyle işbirliği şeklinde ceberut rejimi sona erdirmek, sandık ve seçim güvenliğini sağlamakla ilgili bir seferberliği başlatmak yolunu çizmiştir. Bu yol seçim ittifakı değil; seçimin varlığı ve sandığın güvenliği ittifakı olmalıdır! Mesele partiler üstüdür. Cumhuriyet Halk Partisi’nin yol haritasını yalnızca partililerimiz belirler. Ne iktidar odaklarının ne de iktidarın kayyımlığını yapan ve kurultayımızı engelleyenlerin partimiz üzerine söylediği sözlerin bir kıymeti yoktur. Hukuk zaten kurultayı emretmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hukuku yerle bir edilmiştir. Yüreği yeten devletin hukukuna sahip çıkar, sözünden de sakınmaz ve geri adım atmaz. Bugün Türkiye’nin geleceğinin önünde duran tek engel var. Eğer bu engelden rahatsızlarsa ortaya çıksınlar ve bizim yıllardır yaptığımız gibi ellerini taşın altına koysunlar. Yok, cesaretleri ve güçleri yetmiyorsa milletin gündeminden çıksınlar. Milletimiz de partimiz de zaten gereğini yapacaktır. Ortaya karışık, ne olduğu belli olmayan ve hiçbir işe yaramayan sözlerin Türkiye’de demokrasiyi bitirme aşamasına gelmiş bir iktidar ortamında hiçbir anlamı yoktur.”
"ERDOĞAN KÜRT ANASINI GÖRMESİN ZİHNİYETİYLE İŞ YAPIYOR"
Kürt sorununun çözümü ve toplumsal barış girişimlerinin bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından baltalandığını sert bir dille aktaran İBB Başkanı, iktidarın seçim kazanmak uğruna milleti aldatmaya devam ettiğini iddia etti. İmamoğlu barış sürecine dair şu kritik uyarı ve çağrılarda bulundu:
“Çok üzgünüm… Gerçekten çok üzgünüm. Terörsüz ve Demokratik Türkiye hedefi, milletin barış içinde ve huzurlu bir Türkiye umudu bizzat Erdoğan tarafından yok ediliyor. Sayın Pervin Buldan’ı, çabasını büyük bir saygıyla karşılıyorum. Fakat bu ülkenin başı, milletin kaderi için böylesine önemli bir süreci sabote etmek için elinden geleni yapıyor. Milletin ve siyasetin ilmek ilmek inşa ettiği barış umudunu milletin tepesine indirdiği balyozlarla yıkmaya çalışıyor. Hazırlayalım, biz de destek verelim ve çıkaralım yasayı. Fakat demokrasi elden gittikten sonra, hukuk ayaklar altına alındıktan sonra hangi barış, hangi huzur, hangi yasa diye sormayacak mı bu millet? Bütün gözler görüyor, fakat diller susuyor. Erdoğan hala ‘Kürt anasını görmesin’ zihniyetiyle iş yapıyor. Hatta aynı zamanda ‘Türk gün yüzü görmesin’ zihniyetiyle yol yürüyor. Açık açık söylüyorum: Seçimlere kadar süreci devam ettirip, her türlü hukuksuzlukla seçimleri kazanıp, süreci bitirmenin ve yeniden bu milletin evlatlarının kanına girmenin hesabını yapıyor. Defalarca aldandığını ifade ederek milletini aldatan iktidar, ne yazık ki bu tarihi süreçte de koltuk menfaati ile tereddütsüz milletimizi aldatmaya devam etmektedir! Millete ihtiyacı olan güveni vermeden, soru işaretlerini gidermeden atılacak adımlar ülkemize daha büyük zararlar vermeye gebedir. Toplum çok büyük bir güvensizlik içerisinde. Gerçekten yürekten söylüyorum bunları, insanımızın ihtiyacı olan güveni vermek hepimize düşüyor. O güven de milletin hakkını sonuna kadar savunmaktan geçiyor. Milletimizin birbirine doyasıya sarılması için önümüzde tek engel vardır. Bu topraklarda halay da horon da dik oynanır. Dik durulur, dik yürünür. Hep birlikte dik duralım, dik yürüyelim. Bu milleti kandırmaya çalışanlara izin vermeyelim.”




