Şirin, uyku sorunu hakkında uzman değerlendirmelerinden faydalanarak şunları kaydetti: "Modern yaşamın en yaygın sağlık sorunlarından biri haline gelen uykusuzluk, yalnızca gece yaşanan bir problem olarak görülmüyor. Uzmanlara göre uzun süre devam eden uyku sorunları, fiziksel ve zihinsel sağlığı doğrudan etkileyerek günlük yaşam kalitesinde ciddi düşüşe neden olabiliyor.
Tıp literatüründe “insomnia” olarak tanımlanan uykusuzluk, kişinin yeterli uyuma fırsatı olmasına rağmen uykuya dalamaması, gece boyunca sık sık uyanması ya da dinlendirici bir uyku uyuyamaması şeklinde ortaya çıkıyor."

UYKUYA DALAMAMA VE SIK UYANMA EN YAYGIN BELİRTİLER ARASINDA
Şirin, bölünmüş uykuların yaygın olduğuna vurgu yaparak şu sözlere yer verdi: "Uzmanlar, uykusuzluğun en yaygın belirtilerinin uykuya dalmada güçlük, gece boyunca bölünmüş uyku ve sabah erken saatlerde yeniden uyuyamadan uyanmak olduğunu belirtiyor.
Bu durumun yalnızca geceyi değil gün içindeki yaşamı da etkilediğine dikkat çekiliyor. Sürekli yorgunluk hissi, dikkat dağınıklığı, unutkanlık, odaklanma sorunu ve performans düşüşü, uzun süreli uykusuzluk yaşayan kişilerde sık görülen problemler arasında yer alıyor."
HER UYKU SORUNU HASTALIK OLARAK DEĞERLENDİRİLMİYOR
Şirin, hastalık haricinde de uyku problemleri olduğunu vurgulayarak şöyle devam etti: "Uzmanlara göre her uyku problemi klinik anlamda “uykusuzluk hastalığı” olarak kabul edilmiyor. Geçici stres, yoğun çalışma temposu veya kısa süreli yaşam değişikliklerine bağlı uyku problemleri zaman zaman normal kabul edilebiliyor.
Ancak uyku sorunlarının uzun süre devam etmesi ve kişinin günlük yaşamını belirgin şekilde etkilemesi durumunda profesyonel değerlendirme öneriliyor.
Uluslararası tanı kriterleri arasında yer alan DSM-5 ve ICSD-3 kılavuzlarına göre yorgunluk, dikkat azalması, zihinsel performans kaybı ve yaşam kalitesinde düşüş oluşturan uyku problemleri klinik olarak değerlendiriliyor."
PSİKOLOJİK FAKTÖRLER ÖN PLANA ÇIKIYOR
Şirin, ruh sağlığının da faktör olduğunu belirterek: "Uykusuzluğun ortaya çıkmasında psikolojik nedenlerin önemli rol oynadığı belirtiliyor. Özellikle stres, kaygı bozukluğu ve depresyon gibi ruhsal durumların uyku düzenini ciddi şekilde etkileyebildiği ifade ediliyor.
Uzmanlar, zihinsel yoğunluk ve sürekli düşünme halinin kişinin gevşemesini zorlaştırarak uykuya geçiş sürecini uzattığını belirtiyor" dedi.
YAŞAM TARZI DA UYKU DÜZENİNİ ETKİLİYOR
Şirin, uzmanlara göre hayat tarzının da önemli bir etken olabileceğini vurgulayarak şunları belirtti: "Düzensiz yaşam alışkanlıklarının da uykusuzluğu artırdığına dikkat çekiliyor. Özellikle gece geç saatlere kadar ekran kullanımı, düzensiz uyku saatleri ve aşırı kafein tüketiminin biyolojik uyku ritmini bozabildiği ifade ediliyor.
Telefon, tablet ve bilgisayar ekranlarından yayılan mavi ışığın melatonin hormonunu baskıladığı ve bu durumun uykuya dalmayı zorlaştırdığı belirtiliyor.
Bazı fiziksel rahatsızlıkların da uyku problemlerine neden olabileceği vurgulanıyor. Kronik ağrı, tiroid hastalıkları ve menopoz gibi hormonal değişimlerin uyku kalitesini düşürdüğü ifade ediliyor.
Uzmanlar, özellikle uzun süre devam eden uykusuzluk şikâyetlerinde altta yatan fiziksel nedenlerin araştırılması gerektiğini belirtiyor.
Çevresel koşulların da kaliteli uyku üzerinde belirleyici olduğu ifade ediliyor. Gürültülü ortamlar, yoğun ışık ve uygun olmayan oda sıcaklığı gibi faktörlerin uyku düzenini olumsuz etkileyebildiği belirtiliyor."
Uzmanlar, düzenli uyku saatleri oluşturulması, ekran kullanımının sınırlandırılması ve sessiz-karanlık bir ortam hazırlanmasının uyku kalitesini artırabileceğini ifade ediyor."





