STRATEJİK ÜSLERDE SAVAŞ UÇAĞI VE RADAR HAREKETLİLİĞİ
ABD ordusunun bölgedeki varlığını sadece sayısal değil, niteliksel olarak da artırdığı görüldü. Girit’teki Suda Üssü’ne demirleyen "USS Gerald R. Ford" uçak gemisinin yanı sıra, E-3G Sentry erken uyarı uçak filosunun üçte birinden fazlası bölgeye kaydırıldı. İngiltere ve Azor Adaları'ndaki üslere F-22A Raptor ve F-16’lar inerken, Ürdün’deki Muwaffaq Salti Hava Üssü’nde 60’tan fazla savaş uçağının toplandığı uydu fotoğraflarıyla belgelendi. Bu uçaklar arasında görünmezlik ve elektronik savaş yeteneğine sahip bir düzineden fazla F-35'in bulunması, olası bir hava harekatı hazırlığı olarak yorumlanıyor.

UZMANLAR: "KARA İŞGALİSİZ UZUN SÜRELİ HAVA HAREKATI"
Washington Enstitüsü ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanları, bölgedeki askeri tablonun bir kara işgalinden ziyade, günlerce sürebilecek yoğun bir hava bombardımanı senaryosuna işaret ettiğini belirtiyor. Eski Savunma Bakan Yardımcısı Dana Stroul, bu "muazzam gücün" Başkan Trump’ın talimat vereceği her türlü operasyonu yürütebilecek kapasitede olduğunu ifade etti. Uzmanlara göre yığınak, İran’ın hava savunma sistemlerini etkisiz hale getirecek yüksek kinetik bir harekattan, nükleer tesislere yönelik hedefli saldırılara kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor.
MÜZAKERE MASASINDA ASKERİ GÖLGE
İran ve ABD arasındaki nükleer görüşmeler, Haziran 2025'teki saldırıların ardından Umman ve İsviçre'de yeniden başlamıştı. 18 Şubat’taki ikinci turda uzlaşma sağlanamaması, Washington’ın "diplomasi başarısız olursa askeri seçenek masada" mesajını eyleme dökmesine neden oldu. 26 Şubat’ta Cenevre’de yapılması beklenen üçüncü tur görüşmeler öncesinde ABD’nin yaptığı bu devasa yığınak, Tahran üzerindeki baskıyı en üst seviyeye çıkarmayı hedefliyor.

KARGO VE YAKIT İKMAL UÇAKLARI LOJİSTİĞİ TAMAMLIYOR
Uçuş takip verilerine göre Avrupa’daki üslere inen uçakların büyük çoğunluğu kargo ve yakıt ikmal uçaklarından oluşuyor. Bu durum, muharip jetlerin uzun süreli operasyon yapabilmesi için gerekli lojistik köprünün kurulduğunu gösteriyor. Konum verileri kapalı olan savaş uçaklarının ise sadece uydu görüntüleriyle tespit edilebilmesi, operasyonel gizliliğin de en üst düzeyde tutulduğunu kanıtlıyor. Bölgedeki bu hareketlilik, nükleer krizin diplomatik yollarla çözülememesi durumunda askeri çatışma riskinin ne kadar yakın olduğunu gözler önüne seriyor.




