ABD ve İsrail’in 28 Şubat 2026'da İran'a geniş çaplı hava saldırılarıyla başlayan ve İran'ın bölgedeki ABD üsleri ile İsrail topraklarını balistik füzelerle hedef almasıyla hızla bölgesel bir askerî çatışmaya dönüşen savaşta kritik bir döneme girildi.
Taraflar, 10 Nisan 2026 itibarıyla başlayacak 15 günlük geçici ateşkes üzerinde uzlaşmaya vardı. Pakistan’ın başkenti İslamabad’da gerçekleştirilecek müzakereler, sahadaki çatışmaların diplomatik çözüme evrilmesi açısından belirleyici olacak.
İran, ABD ve İsrail arasında yürütülen ateşkes müzakereleri, yalnızca üç ülke arasındaki diplomatik ilişkileri şekillendirmekle kalmıyor; aynı zamanda Orta Doğu’nun güvenlik dengeleri ve enerji politikaları üzerinde de ciddi etkiler yaratıyor.
Orta Doğu Araştırmaları Merkezi (ORSAM) Ortadoğu ve İran Uzmanı Arif Kesin, İran, ABD ve İsrail arasında yürütülen ateşkes anlaşması ve gelişmelere ilişkin Türkinform’a açıklamalarda bulundu.
“MÜZAKERELER YALNIZCA DİPLOMATİK BİR SÜREÇ DEĞİL”
Arif Keskin, İran, ABD ve İsrail arasında yürütülen ateşkes müzakerelerinin yalnızca diplomatik bir süreç olmadığını belirtti. Keskin, bu görüşmelerin bölgesel güvenlik dengeleri ve enerji politikaları üzerinde de önemli etkiler yaratabileceğini vurguladı.
“ANLAŞMA SAĞLANMAZSA MADDELER GEÇERLİLİĞİNİ YİTİRECEK”
Keskin, müzakerelerin hâlâ başlangıç aşamasında olduğunu ve İran tarafından sunulan on maddelik tekliflerin kabul edilmiş bir anlaşma olarak yorumlanmaması gerektiğini belirtti. Keskin, “Şu anda 10 madde yalnızca müzakerelerin temeli olarak kabul edildi. Önümüzdeki iki hafta boyunca tartışılacak ve nihai bir anlaşma sağlanırsa taraflar arasında farklı bir süreç işletilecek. Eğer anlaşma sağlanmazsa maddeler geçerliliğini yitirecek” dedi.
“İKİ TARAFTA SONUÇ ODAKLI”
Müzakere sürecine ilişkin detayları paylaşan Keskin, İran tarafından İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, ABD tarafından ise başkan yardımcısının katıldığını ifade ederek, bu durumun sürecin önceki dönemlere kıyasla daha hassas ve kritik bir döneme işaret ettiğini vurguladı. İki tarafın da sürece ne kadar ciddi yaklaştığını ve sonuç odaklı olduklarını gösterdiğini ifade etti.
MÜZAKERELER İRAN İÇİN BİR FIRSAT OLARAK GÖRÜLÜYOR
Keskin, görüşmelerin sadece nükleer program konusunu değil, İran’ın bölgesel etkinliğini, Hürmüz Boğazı’ndaki statüyü ve Körfez bölgesindeki güvenlik dengelerini de kapsayacağını belirtti. İran açısından bu sürecin bir fırsat olarak görülmesi gerektiğini söyleyen Keskin sözlerini şöyle sürdürdü;
“Bazı İranlı yetkililer, bu müzakereleri ABD ile yıllardır süregelen ihtilafları çözme ve yeni bir ilişkinin temelini atma fırsatı olarak değerlendiriyor. 1979 devriminden bu yana iki ülke arasında yaşanan gerginliklerin azaltılması için bu süreç kritik öneme sahip”
İranlı yetkililerin, ABD’nin bazı hedeflerle sürece dahil olduğunu ancak bu hedeflerin hiçbirini gerçekleştiremediğini düşündüğünü aktaran Kesin, “İran tarafı, nükleer program ve bölgesel etkinlik konularında ABD’nin amaçlarına ulaşamadığını, dolayısıyla İran’ın kazandığını düşünüyor. Bu algı özellikle İran hükümeti ve devrim yanlıları arasında net bir şekilde gözlemleniyor” dedi.
“HÜRMÜZ BOĞAZI VE KÖRFEZ’DE GÜVENLİK DENGELERİ DEĞİŞEBİLİR”
Keskin, Hürmüz Boğazı’nın statüsünde değişiklik olabileceğini ve Kasra Körfezi’ndeki güvenlik denkleminde İran lehine bir yeniden yapılanma yaşanabileceğini vurgulayarak, bu durumun petrol akışını etkileyebileceğini, yeni güvenlik protokollerinin ve alternatif petrol güzergahlarının tartışmaya açılabileceğini belirtti.
Keskin, Arap ülkeleri başta olmak üzere Körfez’deki bazı ülkelerin bu süreçten ciddi şekilde etkileneceğini, özellikle Suudi Arabistan gibi İran’a karşı öfke ve husumet biriktiren ülkelerin stratejilerini yeniden gözden geçireceklerini söyledi.
BÖLGESEL SİLAHLANMAYI TETİKLEYEBİLİR
Keskin, müzakerelerin aynı zamanda bir silahlanma yarışını da tetikleyebileceğini vurgulayarak sözlerine şöyle devam etti;
“Bölgedeki silahlanma, özellikle Arap ülkelerinin savunma bütçelerini artırmasıyla önümüzdeki dönemde daha da yoğunlaşacak. Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer ülkeler, İran’ın bölgesel hamlelerine karşı yatırımlarını ve savunma kapasitesini artıracak. Bu süreç ekonomik, politik ve askeri anlamda yeni denklemleri beraberinde getirecek”
KÜRESEL ENERJİ VE EKONOMİ ÜZERİNDEKİ YANSIMALARI
Keskin ayrıca, müzakere sürecinin enerji piyasaları ve bölgesel ekonomik yatırımlar açısından da önemli etkiler yaratacağını belirtti. Keskin, “İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki girişimleri ve petrol akışına ilişkin olası değişiklikler, sadece bölgesel değil, küresel enerji piyasalarını da etkileyecek. Bu süreçte yeni güzergahlar, altyapı projeleri ve stratejik iş birlikleri gündeme gelebilir” ifadelerini kullandı.





