ABD ile İran arasında 40 gün süren savaşın ardından dünya gözünü İslamabad’da gerçekleştirilen zirveye çevirmişti. ABD ile İran arasında gerilimi düşürmesi beklenen ve İslamabad’da gerçekleştirilen kritik zirve, beklentilerin aksine somut bir sonuç üretmeden sona erdi.
Diplomatik kaynaklar ve uluslararası basına yansıyan değerlendirmeler, başarısızlığın arkasında derin görüş ayrılıkları ve karşılıklı güvensizlik olduğunu belirtiyor.
HER İKİ TARAF DA GERİ ADIM ATMADI
Kulislere göre görüşmelerin en kritik kırılma noktası, tarafların temel taleplerinde geri adım atmaması oldu. ABD’nin nükleer faaliyetlerin sınırlandırılması ve bölgesel askeri etkinliğin azaltılması yönündeki taleplerine karşılık, İran heyeti daha geniş kapsamlı ve sert şartlar ileri sürdü.
Diplomatik kaynaklar, İran’ın yalnızca yaptırımların kaldırılmasını değil, aynı zamanda savaş sonrası oluşan zararların telafisi ve bölgesel dengeyi yeniden şekillendirecek garantiler istediğini belirtiyor.
Washington Post’tan David Ignatius’un aktardığı bilgilere göre ise İslamabad’daki çıkmaz ‘mutlak savaş’ anlamına gelmiyor. WP yazarı, Hürmüz’deki ablukanın bir taktik olarak uygulanarak İran’ın anlaşmaya razı edilmesinin planlandığını söyledi. Politik kaynaklardan ‘Trump’ın daha fazla silahlı çatışmaya niyeti olmadığı’ bilgisini aktaran Ignatius, “Bunun yerine amacı, ağır hasar görmüş İran'ı ekonomik bir kıskaca alarak liderlerinin büyük ve kapsamlı bir anlaşmayla farklı bir yol izleyip izlemeyeceğini görmek.” Dedi.
TEHDİTLER MÜZAKERE ZEMİNİNİ ZAYIFLATTI
Zirvenin başarısız olmasındaki bir diğer önemli başlık ise taraflar arasındaki güven eksikliği oldu. Uluslararası basında yer alan analizlerde, özellikle son dönemde artan askeri hareketlilik ve karşılıklı tehditlerin müzakere zeminini zayıflattığına dikkat çekildi.
ABD’nin Hürmüz Boğazı’na yönelik sert açıklamaları ve abluka sinyalleri, İran tarafında “baskı altında müzakere” algısını güçlendirdi. Bu durum, Tahran’ın daha sert bir tutum almasına neden oldu.
“MAKSİMALİST TALEPLER” TIKADI
Batı medyasında yer alan değerlendirmelerde, İran’ın savaş sonrası süreçte kendisini daha güçlü bir pozisyonda gördüğü ve bu nedenle masaya “maksimalist taleplerle” oturduğu vurgulandı.
Uzmanlara göre Tahran yönetimi, askeri kayıplara rağmen Hürmüz Boğazı üzerindeki stratejik etkisini bir pazarlık aracı olarak kullanmak istiyor. Bu da müzakere sürecini klasik nükleer anlaşma çerçevesinin ötesine taşıyor.
SONUÇ: YENİ GERİLİM DALGASI KAPIDA
Zirvenin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından bölgede tansiyon yeniden yükselişe geçti. ABD’nin İran limanlarına yönelik abluka planı ve İran’ın buna vereceği olası karşılık, yeni bir çatışma riskini gündeme taşıdı.





