Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, 30 Temmuz 2026 tarihinde resmi temaslarda bulunmak üzere Türkiye'ye geldi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avn'ı Ankara'daki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde resmi törenle karşıladı. İki lider, karşılama töreninin ardından baş başa ve heyetler arası görüşmeler gerçekleştirdi. Görüşmelerin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Lübnan Cumhurbaşkanı Avn, ortak basın toplantısında kamuoyuna açıklamalarda bulundu.
Peki, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun’un Türkiye ziyareti ne anlama geliyor? Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun’un Türkiye ziyareti neden önemli? Lübnan ve Orta Doğu Uzmanı Dr. Gulshan Y. Sağlam, değerlendirmelerini Türkinform Haber Sitesi’nden Ecem Çetin ile paylaştı.
“TÜRKİYE’NİN LÜBNAN’DAKİ VE BÖLGEDEKİ YENİ ROLÜ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMELİDİR”
Sağlam, Cumhurbaşkanlığı düzeyindeki ziyaretlerin, özellikle büyük jeopolitik dönüşümlerin yaşandığı dönemlerde, çoğu zaman protokolün ötesinde stratejik anlamlar taşıdığını ifade ederek, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun’un Ankara ziyareti de yalnızca ikili ilişkiler bağlamında değil, Türkiye’nin Lübnan’daki ve bölgedeki yeni rolü açısından değerlendirilmesi gerektiğini aktardı. Sağlam, “Bu ziyaret şu temel soruyu gündeme getirmektedir: Bölgesel güç dengelerinin yeniden şekillendiği bir dönemde Türkiye, Lübnan’da yeni bir stratejik dönemin öncüsü olabilir mi?” dedi.
“YENİ KONUM DAHA GENİŞ HAREKET ALANI SAĞLAMAKTADIR”
Bu ziyaretin İran-ABD savaşının ardından Orta Doğu’da ortaya çıkan siyasi ve güvenlik boşluklarının yeniden doldurulmaya çalışıldığı kritik bir dönemde gerçekleştiğini, bazı geleneksel aktörlerin etkisinin azalması veya müdahale biçimlerinin değişmesiyle birlikte Türkiye’nin yalnızca askerî kapasitesiyle değil, diplomatik ağı, ekonomik gücü ve farklı aktörlerle aynı anda iletişim kurabilme kabiliyeti sayesinde bölgesel boşluğun önemli bir bölümünü doldurabilecek ülkelerden biri olarak öne çıktığını aktaran Dr. Gulshan Y. Sağlam, “Bugünün Türkiye’si, Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi öncesindeki Türkiye değildir. Zirve sonrasında Ankara’nın ittifak içindeki stratejik ağırlığı daha görünür hâle gelmiş; NATO üyeliği, Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkileri ve bölgesel aktörlerle kurduğu dengeli diplomasi sayesinde uluslararası güvenlik dosyalarında etkisini artırmıştır. Bu yeni konum, Türkiye’ye Lübnan, Suriye ve Doğu Akdeniz gibi hassas dosyalarda daha geniş hareket alanı sağlamaktadır” ifadelerini kullandı.
“TÜRKİYE AÇISINDAN LÜBNAN’IN İSTİKRARI ARTIK YALNIZCA LÜBNAN’IN İÇ MESELESİ DEĞİL, BÖLGESEL GÜVENLİK DENKLEMİDİR”
“Ancak asıl soru şudur: Ankara bu artan stratejik ağırlığını Lübnan’a somut desteğe nasıl dönüştürebilir?” diyen Lübnan ve Orta Doğu Uzmanı Dr. Gulshan Y. Sağlam, Türkiye açısından Lübnan’ın istikrarının artık yalnızca Lübnan’ın iç meselesi değil, bölgesel güvenlik denklemi olduğunu, bu nedenle iki ülke arasındaki görüşmelerde Lübnan devlet kurumlarının, özellikle de Lübnan Ordusu’nun desteklenmesinin öncelikli başlıklardan biri olabildiğini aktardı.
“SİYASİ BİR MESAJ OLACAKTIR”
Lübnan’da güçlü bir devlet inşa edilmesinin, meşru kurumların egemenliği tesis edebilmesine ve silahın yalnızca devletin elinde toplanmasına bağlı olduğunun altını çizen Sağlam, şöyle devam etti:
“Türkiye; askerî eğitim, savunma iş birliği ve kurumsal kapasite geliştirme alanlarında sağlayacağı katkılarla Lübnan Ordusu’nun ulusal görevini daha etkin biçimde yerine getirmesine destek olabilir. Bu yalnızca askerî bir destek değil, aynı zamanda Lübnan’ın bölgesel düzeyde yalnız bırakılmadığını gösteren siyasi bir mesaj olacaktır. Türkiye gibi etkili bir bölgesel aktörün desteği, Lübnan devletinin müzakere kapasitesini ve ulusal çıkarlarını koruma gücünü artırabilir.
“ANLAŞMANIN DESTEKLENMESİNDE YAPICI UNSUR”
Güney Lübnan dosyası da bu çerçevede önem kazanmaktadır. Sınırlar ve İsrail’in çekilmesiyle ilgili olası müzakere süreçlerinin başarıya ulaşabilmesi uluslararası ve bölgesel desteğe bağlıdır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki olumlu ilişkinin, Lübnan–İsrail arasında Güney Lübnan’daki İsrail askerî varlığının sona ermesini hedefleyen olası bir anlaşmanın desteklenmesinde yapıcı bir unsur oluşturabileceği değerlendirilebilir.
“LÜBNAN DOSYASINI SURİYE’DEN BAĞIMSIZ DEĞERLENDİRMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR””
Bu bağlamda şu sorular önem kazanmaktadır: Türkiye, Washington ile açık iletişim kanallarını kullanarak Lübnan ile ABD arasında yapıcı bir köprü rolü üstlenebilir mi? Bu ilişki, güneydeki çözümsüz dosyaların çözümüne katkı sağlayabilir mi? Lübnan dosyasını Suriye’den bağımsız değerlendirmek mümkün değildir. Coğrafi ve jeopolitik gerçeklik, iki ülkenin güvenlik ve siyasi gelişmelerini birbirine doğrudan bağlamaktadır. Bu nedenle Türkiye’nin Güney Suriye veya Lübnan’da doğrudan askerî müdahalede bulunması düşük bir ihtimal olarak görünmektedir. Ankara’nın yaklaşımı genellikle açık çatışmadan ziyade dengeleri yönetmek, diplomatik nüfuzunu kullanmak ve gerilimi önlemeye odaklanmaktadır. Suriye’de önümüzdeki dönemde yaşanacak önemli gelişmelerin de Ankara ile koordinasyondan bağımsız ilerlemesi beklenmemektedir. Bu durum Türkiye’ye, Lübnan’ın istikrarını olumsuz etkileyebilecek gelişmeleri önleme konusunda önemli bir arabuluculuk kapasitesi kazandırmaktadır”
“TÜRKİYE, ÜLKENİN DOĞU İLE BATI ARASINDA YENİDEN KÖPRÜ OLMASINA KATKI SAĞLAYABİLECEK ÖNEMLİ BİR ORTAKTIR”
Stratejik ortaklığın ekonomik boyutunun da en az güvenlik kadar önemli olduğunu değerlendiren Lübnan ve Orta Doğu Uzmanı Dr. Gulshan Y. Sağlam, Lübnan’ın yaşadığı krizlere rağmen Arap ve Avrupa pazarları arasında doğal bir köprü niteliğini korurken, Türkiye’nin güçlü sanayi altyapısı ve yeniden imar tecrübesiyle önemli bir ortak olabildiğini söyledi. Sağlam, savaş sonrasındaki dönemde Lübnan’ın altyapının yeniden inşasına, yatırımın teşvik edilmesine ve üretim sektörlerinin canlandırılmasına ihtiyacı olacağını, Türkiye’nin; limanlar, enerji, ulaştırma ve kalkınma projelerindeki deneyimiyle bu sürece önemli katkılar sunabileceğini belirtti. Sağlam, Türkiye açısından Lübnan Arap dünyasına açılan stratejik bir kapının Lübnan açısından ise Türkiye’nin ülkenin Doğu ile Batı arasında yeniden köprü olmasına katkı sağlayabilecek önemli bir ortak olduğunu, temel sorunun ise Lübnan yardım talep eden bir ülkeden, karşılıklı çıkarlara dayalı stratejik ortaklık kuran bir ülkeye dönüşebilecek midir? Olduğunu ifade etti.
“YENİ BİR DÖNEMİN BAŞLANGICI”
Tarihsel olarak Lübnan dosyasının uzun yıllar Paris ve Riyad gibi geleneksel merkezlerin etkisi altında şekillendiğini aktaran Sağlam, bugün ise Türkiye’nin artan görünürlüğünün bölgesel dengelerdeki dönüşümün bir yansıması olduğunu kaydetti. Lübnan ve Orta Doğu Uzmanı Dr. Gulshan Y. Sağlam, “Bu durum diğer aktörlerin dışlanması anlamına gelmemekte; aksine Lübnan’ın dış ilişkilerini çeşitlendirmesi ve daha dengeli bir diplomatik alan oluşturması açısından yeni fırsatlar sunmaktadır. Joseph Aoun’un Ankara ziyareti; güvenlik, ekonomi ve diplomasi alanlarında somut adımlarla desteklenebilirse yeni bir dönemin başlangıcı olabilir. Beklenen yalnızca ortak açıklamalar değil; Lübnan Ordusu’nun desteklenmesi, devlet egemenliğinin güçlendirilmesi ve kalkınma projelerinin hayata geçirilmesidir. Sonuç olarak belirleyici soru şudur: Türkiye, Lübnan dosyasında yalnızca yeni bir ortak mı olacak, yoksa Lübnan devletinin yeniden inşa sürecinin temel stratejik aktörlerinden biri hâline mi gelecektir? Bunun cevabı, her iki tarafın mevcut siyasi fırsatı uzun vadeli, karşılıklı çıkarlara ve bölgesel istikrara dayalı stratejik bir ortaklığa dönüştürme başarısına bağlı olacaktır” değerlendirmesinde bulundu.



