Balta, eser yazmak için geçirdiği aşamaları ve ilham kaynağını şu sözlerle belirtti: “Şuradan başlayayım diye kararla olmuyor. Tamamen her şey aslında güzel tesadüflerle oluyor. Ben ilk kitabımı 'Düşünce Okyanusu Mevlana'yı yazarken yeni bir girişim aklımda yoktu. Fakat çok değerli bir abimiz bu sene çok önemli bir yıl dedi. İşte o 2008 yılıydı kitabı yazdığım sene.
Dedik ki bununla ilgili bir çalışma yapsak ya dedim ki Mevlana’yı herkes yazdı, kim okur ki diye düşündük. O zaman o son 800 yılı önemli. Hem bu konuya dikkat çekeriz hem de Mevlana’nın öğretilerini, gençlere, kadınlara, çocuklara bir hap şeklinde dedi anlatan bir kitap yazarız yani popüler bir kitap yazarız. Yani oturup binlerce sayfalık rubaileri okuyacağına, insanlar o kitabı okur.
Mevlana geldiği yere kadınlara, çocuklara ne demiş, mesela diyelim gençler için ne söylemiş ya da hürriyet için ne demiş mesela diyor ya 'Mevlana hürriyetimi hiçbir şeye satmam’. Örnek olarak kadın için gençler için ne demiş, Mevlana'nın böyle öğretilerini kısa, böyle hap şeklinde gençlere anlatmak amacıyla yola çıktık ve hakikaten de çok güzel bir kitap oldu. Yani şunu yazayım diye yola çıkmadık. O zaman Mevlana'nın 800. doğum yılı bize ilham verdi. Ondan sonra cesaretlendim tabii. “Gaziantep’in Yer Adları”nı yazdık yani adlar üzerine çalışmaya başladık.”

BEKLENMEYEN DESTEK SÜRECİ
Balta, başka bir aşamadan söz ederek umulmayan yardımları şöyle anlattı: “Bunu da aman nasıl yaparım, nasıl yazarız diye arayış içindeydik hakikaten. Ama bir şeye asla karar verince bütün şartlar önünüzde olabiliyor. Bütün insanlar önünüze seriliyor. Yani siz çalışmaya karar verince hiç ummadığınız yerden destek görüyorsunuz bazen hiç beklemediğiniz insan bile size destek oluyor. Ama o insan da bana yardımcı olur mu, önüme engel çıkartır dediğiniz insan size destek oluyor tabii ki. Bunu böyle yazın, ben de destek olurum, ben de kaynak sağlarım size diyor. Yani hakikaten böyle güzel şeyler oluyor, iz karar verdiğiniz zaman insanlarla güzel iletişim kurduğunuz zaman yani çok güzel şeyler ortaya çıkabiliyor.
Sonra da 'Anadolu Kadın Başlıkları’ diye yazdık. Ne alakası var diyeceksiniz, yani niye kadın başlığı benimle, alanımla hiç ilgili bir şey değil. Sonra baktım yani Anadolu çok zengin bir kültüre sahip. Kadınlarımızın başlık ve baş işlemeleri, Orta Asya’dan günümüze her çağda her dönemde her hatta her iktidar hükümet değiştiğinde, her yeni bir Türk devleti kurulduğunda, her hükümet değiştiğinde, kadınların baş süslemeleri de değişmiş. Yani bir yerde siyasete de alet olmuş. Sosyal yaşam değiştikçe kadın süslemesi değişmiş. Selçuklular döneminde kadınların hiçbir görseli yok. Sadece minyatürlerden öğreniyoruz, kadınların baş süslemesi nasıldı, saçlarını nasıl örerlerdi sadece minyatür var.
Ama Osmanlı’ya geldiğimizde kadın çarşafın içinde feracenin içinde, Cumhuriyet’e geldiğimizde kadın yavaş yavaş başını açmaya başlıyor. Çünkü her dönemde, her devletin her hükümetin yani zamanlar, yüz yıllar, çağlar değiştikçe insanların giyim kuşamı, baş süslemesi tercihleri değişiyor. Ama tabii temelde değişmeyen bir şey var ki o da Türk kültürü. Şöyle ki düğünlerdeki o adetler, gelin baş süslemesi veya işte bir genç kızın baş süslemesi ya da normal günlük hayattaki bir evlilik kadının ya da bekar kadının baş süslemeleri, yüzyıllardır aynı yani geleneksel baş süslemesi değişmiyor, şehirli kadının giyim kuşamı değişiyor. Ama kadının Türk kültüründen gelen o baş süslemeleri özellikle gelin başları hiç değişmiyor ama şimdi günümüzde tabii diyeceksiniz ki gelinler, hiç eski geleneklerine uygun bir şekilde değil. Sadece bir gelinlik giyiyor ama o gelinlerin başına taktıklarının bin yıllık geçmişi var yani birçok kültürü, giyim kuşam kültürünü, her şeyi tüketiyoruz ama bir gelenek olarak tabii. Köylerde çok çok farklı ama şehirde çok sembolik olarak devam ediyor. Onu demek istiyorum.”
TARİH HAKKINDA EKSİK BİLGİLER
Balta, tarihi köken anlatan eserleri için farklı bakış açıları sunarak şu sözleri kaydetti: “Kurtuluş Savaşı dönemini çalıştığımız kitap çok önemli. Mesela Kurtuluş Savaşı, orada neler öğrendik? Biz zannediyoruz ki Kurtuluş Savaşı işte Sakarya işgali, İzmir işgali hep öyle biliriz ama Kurtuluş Savaşı’nın Güney Cephesi o işgallerden çok daha büyük sancılar çekmiş, çok daha büyük acılar çekilmiş. Hele ki Ortadoğu yani Osmanlı’nın coğrafyası Filistin, Suriye, Irak işte o bölgelerde yani Mısır Osmanlı topraklarına Mısır 1917’lerde elimizden çıkmış ama yani Osmanlı’da gerçekten Kurtuluş Savaşı döneminde elimizden çıkan topraklarda çok büyük acılar yaşanmış. Yani biz zannediyoruz ki sadece Batı Cephesi Yunanlılarla biz boğuştuk. Halbuki biz orada İngilizlerle, Fransızlarla Gaziantep’te Urfa’da Maraş’ta Suriye’de Şam’da Halep’te Filistin’de Irak’ta çok daha büyük mücadeleler vermişsin çok daha büyük sancılar yaşanmış nedense hep geri planda kalmış hep Yunanlılarla yaşanılan savaşlarda hep ön plana çıkmış. Kitaplarımızda bile öyle.
Halbuki mücadele çok daha büyük. Çünkü orada bir Arap milliyetçiliği doğmuş. Araplar bir taraftan Osmanlı’ya Osmanlı’dan ayrılmayız diyorlar ama bir kısım Araplar Arap milliyetçiliğinin etkisinde kalıyorlar. İngilizlerin etkisinde kalıyorlar, Türkiye’nin aleyhine isyan ediyorlar, hatta Arap Kemalizmi doğmuş o dönemde Suriye’de Irak’ta Filistin’de yani Atatürk’e bağlılık var, Osmanlı’nın birliğinden yana Osmanlı’nın parçalanmasın diye birliğinden yana olan Arap milliyetçiliği var.
Bir de İngilizlerin tamamen etkisinde kalıp Osmanlı’ya baş kaldıran, isyan eden tabii ki Araplar da var. Yani büyük bir mücadele yaşanmış, aşiretlerin Irak ve özellikle Irak’taki aşiretlerin Osmanlı’ya bağlılıkları var. Suriye 'deki insanların gene Osmanlı’ya bağlılıkları var. Halep’te gene Şam’da Türkiye yanlısı eski Osmanlı askerlerinin örgütlediği şeyler var. Türk milliyetçisi yani Kuvayi Milliye’yi destekleyen gruplar var yani orada çok daha büyük bir örgütlenme yaşanmış, çok daha büyük mücadele yaşanmış.”





