Türkiye'de ve dünyada değişen ekonomik dinamikler, eğitim sistemi ile istihdam piyasası arasındaki ilişkiyi yeniden tartışmaya açıyor. Yıllardır gençlere verilen en klasik tavsiye olan "oku ve kendini kurtar" anlayışı, yerini giderek somut becerilere ve zanaata mi bırakıyor? Peki, günümüz şartlarında gençler okuyup kendini kurtarmalı mı, yoksa bir meslek öğrenip koluna altın bileziği takmalı mı? Türkinform olarak vatandaşlara yönelttiğimiz bu soru, toplumun eğitime ve geleceğe bakış açısındaki köklü değişimi gözler önüne seriyor.

"HEM MEKTEPLİ HEM ALAYLI" OLMAK

Vatandaşların büyük bir kısmı, teorik eğitim ile pratik becerinin birbirinden ayrılmaması gerektiği görüşünde birleşiyor. Geleneksel "hem mektepli hem alaylı" olma kavramının günümüzde de geçerliliğini koruduğuna inananlar, eğitimin erken yaşta doğru yönlendirmeyle başlaması gerektiğini savunuyor. Bir vatandaş, Almanya ve Japonya'nın İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ulaştığı ekonomik ve teknik gücün temelinde bu eğitim anlayışının yattığını ifade ediyor. Bu görüşe göre, çocukların zeka türü ve eğitim durumunun çok erken yaşta tespit edilip analiz edilmesi ve yeteneklerine en uygun alana yönlendirilmeleri kritik bir öneme sahip.

Röp Oku Kurtul

ÜNİVERSİTE BİR "OKUL" MU, YOKSA SOSYAL BİR İHTİYAÇ MI?

Mesleki eğitimin önemi vurgulansa da, üniversite sıralarının gençler için sunduğu sosyal ortamın değeri de göz ardı edilmiyor. Yirmi yaşında olduğunu ve dövme sanatçılığı yaptığını belirten bir genç, sadece "oku kurtul" mantığıyla değil, insanın o atmosferi deneyimlemesi gerektiği için üniversiteye gitmesi gerektiğini söylüyor. Eğitimin ve mesleğin bir arada yürütülmesi gerektiğine inanan genç, en azından bir yıl bile olsa o ortamı görmediği için pişmanlık duyduğunu samimiyetle dile getiriyor.

ALTIN BİLEZİK OLARAK ZANAAT

Öte yandan, yurt dışı deneyimi olan vatandaşlar, mesleki eğitimin küresel çaptaki değerine dikkat çekiyor. Almanya'da büyüdüğünü belirten bir vatandaş, Almanya gibi ülkelerin özellikle kaynakçı, terzi ve kuaför gibi sertifikalı meslek erbaplarına ihtiyaç duyduğunu vurguluyor. Yaşlanan Avrupa nüfusuna karşın Türkiye'de her yerin üniversite mezunu ile dolu olduğunu ifade eden vatandaş, üniversite eğitiminin sosyal ortamda pratik bir karşılığı kalmadığını ve günümüz devrinde kesinlikle meslek sahibi olmanın öne çıktığını savunuyor.

Bu görüşü destekleyen bir başka çarpıcı örnek ise mültecilerin entegrasyon sürecinden geliyor. İki yıl boyunca göç eden mültecilerle çalıştığını aktaran bir vatandaş, hayatta kalmayı başaranların kuaförlük, berberlik veya güzellik uzmanlığı gibi elinde bir "sanatı ve zanaatı" olan kişiler olduğunu belirtiyor.

GENETİK KAPASİTE VE GELECEĞİN MESLEKLERİ

Her bireyin akademik eğitime aynı yatkınlıkta olmadığını savunanlar ise eğitim sistemindeki tek tipçi yaklaşıma eleştiri getiriyor. Okumanın odaklanma ve çalışma gerektiren, genetik faktörlerin ve bireysel kapasitenin de etkili olduğu bir süreç olduğu ifade ediliyor. Vatandaşlar, çocukların yapılarına göre yönlendirilmeleri gerektiğini ve geleneksel mesleklerin artık anlamını kaybettiğini belirtiyor.

Bir vatandaşa göre ise eğer akademik eğitim tercih edilecekse de bunun geleceğe yönelik, pratik karşılığı olan alanlarda olması gerektiği sıklıkla dile getiriliyor. Gemi mühendisliği, makine mühendisliği, çevre mühendisliği gibi alanlar "geleceğin mükemmel meslekleri" olarak görülürken devlet daireleri haricinde sosyal bilimler alanındaki mesleklerin önünün giderek kapandığı uyarısı yapılıyor.

"LİSEDEN SONRA MESLEK" VE SİSTEMSEL ELEŞTİRİLER

Röportajlarda öne çıkan en belirgin kaygılardan biri de liyakat ve istihdam sorunu. Okuyup nereye gidileceğinin belli olmadığı, işe girmek için "torpil" ve sağlam bir arka plan gerektiği inancı, gençleri ve aileleri alternatif yollar aramaya itiyor. Birçok vatandaş, gençlerin mutlaka eğitim alması, adil ve dürüst bir şekilde idealleri doğrultusunda ilerlemesi gerektiğini tavsiye etse de eğitimin lise seviyesine kadar devam etmesini, sonrasında ise doğrudan mesleğe yönelinmesini mantıklı buluyor.

Erdoğan: "İnsanlık olarak hava gibi, su gibi barışa ve huzura ihtiyaç duyuyoruz"
Erdoğan: "İnsanlık olarak hava gibi, su gibi barışa ve huzura ihtiyaç duyuyoruz"
İçeriği Görüntüle

Vatandaşlar, meslek liselerinin ve mesleki eğitim merkezlerinin sayısının acilen artırılması gerektiğini, buna karşın standart eğitim veren Anadolu liselerinin sayısının azaltılarak gençlerin direkt olarak üretime ve zanaata yönlendirilmesi gerektiğini savunuyor.

Muhabir: Almila Kerküklü