Bölgedeki çatışma döngüsü sadece askeri hedefleri değil, su ve elektrik santralleri gibi hayati altyapıları da vurarak insani krizi geri dönülemez bir noktaya taşıyor. Pakistan'ın arabuluculuk girişimlerine rağmen sahada silahların susmaması, milyonlarca insanın evlerini terk etmesine ve can kayıplarının trajik boyutlara ulaşmasına neden oluyor.
TRUMP'TAN İRAN'IN HAYATİ ALTYAPISINA YÖNELİK SERT TEHDİT
ABD Başkanı Donald Trump, bugün, Tahran ile savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya "yakında" varılmaması halinde İran'ın enerji kaynaklarının ve tuz arıtma tesisleri de dahil olmak üzere diğer hayati altyapısının geniş çaplı bir şekilde yok edileceği tehdidinde bulundu. Bu son tehditte, Trump'ın Pazartesi günü erken saatlerde ABD birliklerinin ele geçirebileceğini ima ettiği İran'ın Kharg Adası petrol ihracat merkezinden de bahsedilmişti.
Sahada çatışmaların dinme belirtisi göstermediği görülürken: ABD ve İsrail bugün sabaha karşı İran'a yönelik yeni bir saldırı dalgası başlatırken, Tahran Kuveyt'teki önemli bir su ve elektrik santraline saldırdı. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, İran füzelerinin saldırılarını engelledi. İran'ın Körfez komşuları üzerindeki baskısı, ateşkes görüşmeleri konusundaki belirsizliği artırabilir.
PAKİSTAN'IN ARABULUCULUK ÇABALARI VE BELİRSİZLİKLER
Pakistan'ın ABD-İran müzakerelerine arabuluculuk yapma çabalarının hangi aşamada olduğu belirsizliğini koruyor. Pakistan Pazar günü savaşan ülkeler arasında yakında görüşmelere ev sahipliği yapacağını duyurdu, ancak Washington veya Tahran'dan henüz bir açıklama gelmedi ve görüşmelerin doğrudan mı yoksa dolaylı mı olacağına dair de bir bilgi yok.
Bu diplomatik girişimlerin sahadaki askeri hareketlilikle çelişmesi, tarafların samimiyetinin sorgulanmasına neden oluyor. Özellikle ABD'nin bölgeye takviye birlik göndermesi, Tahran kanadında müzakere sürecine dair ciddi şüpheler uyandırıyor.
İRAN PARLAMENTOSUNDAN ABD'NİN ASKERİ SEVKIYATINA TEPKİ
İran parlamentosu başkanı Muhammed Kalibaf, Pakistan'daki görüşmeleri, amfibi çıkarma eğitimi almış yaklaşık 2.500 ABD deniz piyadesinin Orta Doğu'ya gelmesinin ardından yapılan bir örtbas girişimi olarak nitelendirdi. Kalibaf, İran güçlerinin "Amerikan birliklerinin karaya çıkmasını bekleyip onları ateşe vererek bölgesel ortaklarını sonsuza dek cezalandırmak istediklerini" söyledi.
İran tarafının bu sert çıkışı, olası bir kara harekatına karşı hazırlıklı oldukları ve çatışmanın bölgesel ortaklara sıçrayabileceği yönündeki tehdidini bir kez daha ortaya koyuyor. Askeri yığınağın artması, bölgedeki barış umutlarını daha da zora sokuyor.
SAVAŞIN ACI BİLANÇOSU VE İNSANİ KRİZİN BOYUTLARI
Savaşın ölü sayısı resmi bilgilere göre, İran'da 1900'ü, Lübnan'da 1200'ü, İsrail'de 19'u ve ABD ordusunda 13 askeri personeli aştı.
Yaşanan bu büyük göç dalgası ve artan can kayıpları, savaşın sadece askeri bir çatışma olmadığını, tüm Orta Doğu'yu sarsan devasa bir insani trajediye dönüştüğünü kanıtlıyor. Çatışmaların durdurulamaması halinde bu bilançonun çok daha ağır seviyelere ulaşmasından endişe ediliyor.




