İran-ABD-İsrail gerilimi, dünya genelinde sağlık turizmi akışlarını etkiliyor. Peki, Türkiye nasıl etkilenecek? Uluslararası Sağlık Turizmi Enstitüsü Danışma Kurulu Üyesi ve Sağlık Turizmi Danışmanlık, Yatırım ve Projelendirme Kurucu Müdürü Dr. Fzt. Demet Ensari Şaylı, süreci Türkinform muhabiri Pelin Zengin’e değerlendirdi.
Dr. Şaylı, bu jeopolitik gerilimin, sağlık turizmi gibi “güven, erişilebilirlik ve süreklilik” üzerine kurulu bir sektörü doğrudan etkilediğini belirtti. Hasta akışlarında yön değişiminin oluştuğunu, Orta Doğu’dan çıkan hastaların daha yakın ama güvenli ülkelere yöneldiğini söyledi. Türkiye’nin bu noktada en güçlü alternatiflerden biri olduğunu vurgulayarak, “Güvenli ülke” algısının kısa vadede belirleyici olacağını ifade etti. Sağlık turizminde artık tıbbi kalite kadar güvenlik algısının önemli olduğunu, savaş riski olmayan ve politik olarak stabil ülkelerin öne çıktığını belirtti.
Kaçınılmaz olarak uçuş ve lojistik etkilerinin devreye gireceğini, hava sahası kapanmaları veya rota değişikliklerinin direkt uçuşları azaltacağını ve bunun maliyet artışına yol açacağını söyledi. Tedavi türlerinde kısa vadede değişimler olacağını, elektif işlemlerin (estetik, diş, check-up) azalacağını, zorunlu ve kritik tedavilerin ise devam edeceğini ifade etti.
HASTA AKIŞINDAKİ DEĞİŞİM
Orta ve uzun vadeli etkilerle ilgili olarak, sağlık turizminde yeni merkezlerin oluşabileceğini ve riskli bölgelerden hasta çıkışının kalıcı hale gelebileceğini belirtti. Dr. Şaylı, bu çıkan hasta akışının Türkiye, Tayland, Hindistan gibi ülkelere kayabileceğini söyledi. Hasta profilinde de değişim olacağını, daha yüksek gelir grubuna sahip, planlı seyahat eden hasta sayısının artacağını ifade etti. Uluslararası sigorta şirketlerinin daha güvenli ülkelerle anlaşma yapmayı tercih edeceğini ve dijital sağlık ile hibrit modellerin uzun vadede yükselişe geçeceğini vurguladı.
Dijital sağlık turizmi dönüşümünü açıklayarak, ilk muayenelerin online yapılabileceğini, takip süreçlerinin uzaktan yürütülebileceğini ve fiziksel seyahatin sadece kritik aşamalar için yapılacağını söyledi. Fiyat rekabeti yerine “güven+kalite” rekabetinin önem kazanacağını, ucuz ülke modelinin zayıflayacağını ve “güvenli ve kaliteli ülke” modelinin güçleneceğini belirtti.
Kısa vadede hasta akışlarının yön değiştireceğini ve Türkiye’ye talebin artacağını, uzun vadede ise yeni sağlık turizmi merkezlerinin oluşacağını ve bu süreçte en kritik faktörün güvenlik, istikrar ve erişilebilirlik olacağını ifade etti. Türkiye’nin coğrafi konumu, altyapısı ve istikrarı ile sağlık turizmi için cazip bir destinasyon olduğunu belirterek, hasta akışını artırmak ve güçlü bir alternatif olarak öne çıkmasını sağlamak için atılması gereken stratejik adımlara dikkat çekti.
Buna göre, Dr. Şaylı, “Güvenli Ülke” markası oluşturmak için güçlü bir uluslararası marka konumlandırması yapılması ve sağlık turizmi özelinde kriz iletişim birimi kurulması gerektiğini söyledi. Uluslararası medya ve dijital platformlarda aktif algı yönetiminin önemine işaret etti. Hedef pazar odaklı strateji oluşturulması gerektiğini, öncelikli olarak İran, Irak, Azerbaycan, Türk Cumhuriyetleri, Körfez ülkeleri ve Balkanlar’da ülke bazlı sağlık turizmi ofislerinin kurulmasının faydalı olacağını belirtti. Yerel dilde tanıtım ve hasta danışmanlığı ile bu hedef ülkelere özel tedavi paketlerinin oluşturulması gerektiğini ifade etti.
ERİŞİLEBİLİRLİK VE ENTEGRE SİSTEM
Erişilebilirlik ve lojistik üstünlüğün vurgulanması gerektiğini belirten Şaylı, hızlı vize, e-vize, sağlık vizesi modelleri, charter uçuşlar ve havalimanı–hastane VIP transfer sistemlerinin önemine dikkat çekti. Mevcut sağlık turizmi ekosistemindeki dağınık yapının çözümünün “tek elden yönetilen sistem” olduğunu ifade etti. Hastane, otel, transfer, rehabilitasyon ve turizm entegrasyonunun sağlanabileceğini söyledi.
DİJİTAL SAĞLIK TURİZMİ VE BÖLGESEL ÜS
Dr Şaylı, Dijital sağlık turizmi dönüşümünün başlatılması gerektiğini, çok dilli platformlar, online ön değerlendirme ve yapay zekâ destekli hasta yönlendirme ile “önce dijital temas sonra fiziksel tedavi” modelinin uygulanabileceğini söyledi. Türkiye’nin bu süreçte sadece hizmet veren ülke değil, bölgesel sağlık üssü olması gerektiğini vurguladı. En hızlı atılması gereken üç adım olarak güvenli ülke markası oluşturmak, hedef pazarlara agresif açılım yapmak ve entegre merkezi sağlık turizmi sistemi kurmak gerektiğini belirtti.
TÜRKİYE Mİ, AKDENİZ Mİ?
Kısa vadede Türkiye’nin öne çıkacağını belirten Şaylı, coğrafi ve kültürel yakınlık, hızlı vize ve ulaşım avantajları ile kriz anlarında “ilk güvenli liman” olacağını söyledi. Orta vadede ise Akdeniz ülkeleri (İspanya, İtalya, Yunanistan) Avrupa Birliği güvenlik algısı, yüksek yaşam kalitesi ve turizm entegrasyonu ile rekabete katılacak. Rekabetin artık yer üzerinden değil, hasta tipi üzerinden şekilleneceğini ifade etti. Türkiye mevcut sistemiyle devam ederse kısa vadede hasta artışı sağlansa da premium segment hastaların Akdeniz’e kayacağını belirtti. Stratejik hamle yapılırsa hem hacim hem değer liderliği elde edilebileceğini söyledi. Sonuç olarak kısa vadede kazanan Türkiye, uzun vadede güçlü rakip Akdeniz, nihai kazanan ise strateji geliştiren taraf olacak.
SAVAŞ ÖNCESİ SAĞLIK TURİZMİ NASILDI?
Savaş öncesinde Körfez ülkeleri, özellikle Katar, BAE, Suudi Arabistan ve Kuveyt, yüksek gelirli ve dışa bağımlı pazarlardı. Bu ülkeler hem sağlık turizminde hastalarını yurt dışına gönderiyor hem de bölgesel sağlık merkezi olmayı hedefliyordu.
Dubai, Doha ve Riyad gibi şehirler, sağlık merkezi olma vizyonuyla büyüyordu. Körfez’in en büyük avantajı yüksek kişi başı gelir ve devlet destekli yurt dışı tedavi bütçeleriydi; bu sayede vatandaşlar kaliteli hizmet için yurt dışına gidiyor ve Türkiye’ye hasta akışı sağlanıyordu. Garantili hasta kaynağı özellikle Suudi Arabistan, Katar ve Kuveyt’ti. Dubai ise transit sağlık merkezi olma yolundaydı ve Avrupa, Asya ile Afrika uçuşlarının kesişim noktasında VIP ve akredite hizmet sunabiliyordu. ABD ile bağlantılı sağlık zincirleri sayesinde yüksek standartlı hizmet veriliyordu.
TÜRKİYE SAĞLIK ALTYAPISI İLE ÖNE ÇIKIYOR
Türkiye ile karşılaştırıldığında, Körfez’in hasta kaynağı güçlü ama altyapısı modern ve tecrübesizdi; insan kaynağı dışa bağımlı ve maliyetler yüksekti. Türkiye ise gelişmiş sağlık altyapısı, deneyimli hekimleri, rekabetçi fiyatları ve yüksek güveniyle öne çıkıyordu. Savaş öncesi Körfez ülkeleri yatırım ve finans gücüyle, Türkiye ise hizmet kalitesi ve fiyat avantajıyla tercih edilir oldu. Savaş sonrası Körfez ülkelerine sağlık turizmindeki algı değişti, güven sarsıldı ve hasta akışı kesildi.




