Yazar Said Ercan, yapay zekâ ve sosyal medyanın insan davranışları üzerindeki etkisini değerlendirirken, teknolojinin artık yalnızca insanların kullandığı bir araç olmaktan çıktığını söyledi. Ercan’a göre algoritmaların kullanıcıların zaaflarını analiz ederek davranışlarını yönlendirdiği yeni dönemde en büyük risk, insanın düşünme ve üretme yetisini teknolojiye devretmesi.
TEKNOLOJİYİ YÖNETEN İNSANDAN TEKNOLOJİNİN YÖNLENDİRDİĞİ İNSANA
Teknolojinin geçmişte ağırlıklı olarak insanın ihtiyaçları doğrultusunda şekillendiğini belirten Ercan, bugün ise yapay zekâ ve algoritmaların insan davranışlarını doğrudan etkileyen bir güce dönüştüğünü ifade etti.

Akıllı saatlerin kullanıcılarına nefes alma veya hareket etme uyarıları vermesinden sosyal medya algoritmalarının kişilerin ilgisini olmayan konulara dahi yönlendirmesine kadar birçok örneğin bu dönüşümü gösterdiğini belirten Ercan, algoritmaların artık yalnızca kişiyi tanımakla kalmadığını, onu yönlendirebildiğini söyledi.
Ercan, geçmişte “makine öğrenmesi” sistemlerinin kullanıcının tercihlerini analiz ederek ona uygun içerikler sunduğunu, bugün ise yapay zekânın insan davranışlarını değiştirebilecek bir noktaya geldiğini savundu.
SOSYAL MEDYA EĞLENCE PLATFORMUNDAN HAYATIN MERKEZİNE DÖNÜŞTÜ
Sosyal medyadaki en büyük kırılmanın platformların kullanım amacının değişmesi olduğunu belirten Ercan, ilk dönemde arkadaşlık ve eğlence amacıyla kullanılan sosyal ağların bugün insanların hayatındaki temel kararları etkileyen yapılara dönüştüğünü söyledi.
Ercan’a göre sosyal medya artık insanların iş bulmasından eş seçimine, arkadaşlık ilişkilerinden değer yargılarına kadar geniş bir alanda belirleyici olabiliyor.
Takipçi ve beğeni sayılarının bir “değer ölçüsü” gibi algılanmaya başlamasının da toplumsal anlayışı değiştirdiğini belirten Ercan, algoritmaların kişinin çevresini, ilgi alanlarını ve yaşam biçimini doğrudan etkileyebildiğine dikkat çekti.
“YAPAY ZEKÂ DÜŞÜNMEYİ DE İNSANIN ELİNDEN ALABİLİR”
ChatGPT gibi yapay zekâ araçlarının bilgiye erişimi kolaylaştırmasına karşın insanın düşünme ve üretme becerileri açısından ciddi bir risk taşıdığını savunan Ercan, en büyük tehlikenin “düşünmeyi bırakmak” olduğunu söyledi.

İnsanların sürekli yapay zekâya soru sorması, metin yazdırması ve sorunlarını çözdürmesinin zaman içerisinde bireyin kendi zihinsel üretimini geri plana itebileceğini belirten Ercan, insanın “üreten varlık” olmaktan çıkıp yalnızca tüketen bir varlığa dönüşebileceği uyarısında bulundu.
Ercan, bu süreci insanın “özne” olmaktan çıkarak teknoloji sistemlerinin içerisinde bir “nesne” haline gelmesi şeklinde değerlendirdi.
EKRAN BAĞIMLILIĞI KİMLİK İNŞASINI DA ETKİLİYOR
Dijital ekran kullanımının tarihte görülmemiş seviyelere ulaştığını belirten Ercan, özellikle çocuklar açısından ekran bağımlılığının yalnızca zaman kaybı veya dikkat dağınıklığı olarak görülmemesi gerektiğini söyledi.
FOMO ve Hikikomori gibi dijital bağımlılık biçimlerinin yaygınlaştığını belirten Ercan, dikkat süresindeki düşüşün de önemli bir gösterge olduğunu ifade etti.
Ercan, ekran bağımlılığının bir başka sonucunun ise kimlik inşasındaki güçlük olduğunu savunarak, dijital dünyada büyüyen çocukların kendi kimliklerini, toplumsal rollerini ve aidiyetlerini oluşturmakta zorlanabileceğini dile getirdi.
“GELECEĞİN TEHLİKESİ ROBOT OLMAK”
Dijitalizm kavramını yıllardır anlatan Ercan, içinde bulunulan dönemin klasik teknolojik dönüşümlerden daha hızlı ilerlediğini söyledi.
Dijital çağın en büyük sorunlarından birinin insanın “hacklenmesi” olduğunu belirten Ercan, sanal dünyanın gerçek dünyanın yerine geçmeye başlamasının sosyal beceriler üzerinde olumsuz sonuçlar doğurduğunu ifade etti.

Ercan, çocukların mahallede bir araya gelmesi, oyun oynaması ve sosyal ilişkiler kurması gibi doğal etkileşimlerin giderek azalmasının uzun vadede ciddi toplumsal sonuçlar yaratabileceğini savundu.
Bu noktada Erich Fromm’un “Geçmişin tehlikesi köle olmaktı, geleceğin tehlikesi robot olmak” şeklindeki yaklaşımına atıfta bulunan Ercan, insanın teknoloji karşısında kendi iradesini kaybetmemesi gerektiğini vurguladı.
AİLELER TEKNOLOJİYİ RÜŞVET OLARAK KULLANMAMALI
Çocukların teknolojiyle ilişkisi konusunda tamamen yasaklayıcı bir yaklaşımın tek başına yeterli olmayacağını belirten Ercan, ailelerin asıl olarak çocuklarına dijital medya okuryazarlığı kazandırması gerektiğini söyledi.
Bazı ailelerin çocuklarına sevgilerini son model telefon, tablet veya bilgisayar alarak göstermeye çalıştığını ifade eden Ercan, çocukların asıl ihtiyacının ebeveynlerinin zamanı ve ilgisi olduğunu belirtti.
Ercan, teknolojinin çocuklara bir “rüşvet” gibi sunulmaması, bir ödül veya araç olarak konumlandırılması gerektiğini söyledi.
Dijital medya okuryazarlığının yalnızca çocuklara değil, ebeveynlere ve hatta büyükanne ve büyükbabalara kadar toplumun tüm kesimlerine öğretilmesi gerektiğini savunan Ercan, Türkiye'nin bu alanda kapsamlı bir bilinç oluşturması gerektiğini dile getirdi.
YAPAY ZEKÂ ÇAĞINDA “İNSAN KALAN” KAZANACAK
Yapay zekânın meslekleri dönüştürmesinin kaçınılmaz olduğunu belirten Ercan, gelecekte en önemli avantajın teknolojiye en fazla benzeyen insan olmak değil, “insan kalabilmek” olacağını söyledi.

Özellikle insanla doğrudan temas gerektiren, empati ve yaratıcılık isteyen mesleklerin önemini koruyacağını ifade eden Ercan; psikologlar, ilahiyatçılar, sanatçılar ve çeşitli hizmet alanlarında çalışanların insan faktörü nedeniyle önemini sürdürebileceğini belirtti.
Buna karşılık rutin ve sayısal işlemlere dayalı bazı mesleklerin yapay zekâ tarafından daha fazla dönüştürülebileceğini dile getiren Ercan, muhasebe ve bazı eğitim süreçlerinin de bu dönüşümden etkilenebileceğini söyledi.
SOSYAL MEDYADA GÖRÜNÜRLÜK, DEĞER ÜRETMEYİ GERİDE BIRAKIYOR
Ercan, sosyal medyada görünür olmanın giderek başlı başına bir mesleğe ve gelir modeline dönüştüğünü belirterek, burada asıl sorunun üretilen içeriğin niteliği olduğunu söyledi.
İnsanların özel hayatlarını sergilemesinin, mahremiyet sınırlarını aşan içeriklerin ve sansasyonun daha fazla izlenebildiğini belirten Ercan, buna karşılık bilgi ve eğitim odaklı içeriklerin aynı ilgiyi görmediğini savundu.
Ercan, sosyal medya platformlarının kendi kurallarıyla kullanıcıları yönlendiren küresel yapılara dönüşmesinin de önemli bir sorun olduğunu ifade etti.
DİJİTAL PLATFORMLAR TOPLUMSAL DEĞERLERİ DE ŞEKİLLENDİRİYOR
Sosyal medya platformlarının ülkeden ülkeye farklı kurallar ve kullanım kültürleri oluşturduğuna dikkat çeken Ercan, dijital platformların toplumsal değerler üzerinde de etkili olduğunu söyledi.
Ercan, Türkiye'nin kendi kültürel ve toplumsal değerlerini dijital dünyanın dışında bırakmaması gerektiğini savundu. Yapay zekâ sistemlerinin de toplumların hassasiyetlerini dikkate alacak etik çerçevelere sahip olması gerektiğini belirtti.
Bu noktada yapay zekâ sistemlerinin verdiği cevapların da kültürel ve toplumsal bakış açılarını etkileyebileceğini ifade eden Ercan, dijital içerik üretiminde yerli değerlerin ve kültürel birikimin korunmasının önemine dikkat çekti.
MAHREMİYET VE SİBER ZORBALIKTA RİSK BÜYÜYOR
Dijital mahremiyet konusunda toplumun yeterince bilinçli olmadığını belirten Ercan, özellikle çocukların görüntülerinin ve özel anlarının sosyal medyada paylaşılmasının ileride ciddi sorunlara yol açabileceğini söyledi.
Çocukların küçük yaşlarda internete yüklenen görüntülerinin ilerleyen yıllarda karşılarına çıkabileceğini belirten Ercan, siber zorbalık, sahte hesaplar, tehdit ve dijital tacizin de önemli riskler arasında yer aldığını ifade etti.
Ercan, sosyal medya üzerinden yayılan doğrulanmamış içeriklerin ve toplumsal gerilimleri artıran paylaşımların da sosyal bütünlük açısından tehdit oluşturabileceği uyarısında bulundu.
“2036 İÇİN İKİ FARKLI TÜRKİYE TABLOSU VAR”
Türkiye'nin 10 yıl sonrasına ilişkin değerlendirmesinde hem risklere hem de fırsatlara dikkat çeken Ercan, dijitalleşmenin mevcut yönünün değiştirilmemesi halinde toplumun daha fazla ekran bağımlılığı ve dijital teşhir kültürüyle karşı karşıya kalabileceğini savundu.

Ancak diğer taraftan teknoloji üreten, icat geliştiren ve bilimsel projelere yönelen gençlerin Türkiye için umut verdiğini belirten Ercan, Teknofest gibi organizasyonların ve gençlerin teknoloji alanındaki üretimlerinin olumlu bir potansiyel taşıdığını söyledi.
Ercan'a göre Türkiye'nin önündeki temel mesele teknolojiden uzaklaşmak değil, teknolojinin nasıl kullanılacağına ilişkin toplumsal bir bilinç oluşturmak.
“DİJİTALİZMİN DELİ GÖMLEĞİNE DÖNÜŞMESİNE İZİN VERMEMELİYİZ”
Türkiye'nin dijitalleşme sürecinde yalnızca küresel teknoloji şirketlerinin belirlediği kurallara bağlı kalmaması gerektiğini belirten Ercan, yapay zekâ etiği ve dijital medya okuryazarlığı konusunda daha kapsamlı düzenlemelere ihtiyaç olduğunu söyledi.
Kişisel verilerin korunması konusunda Türkiye'de önemli adımlar atıldığını belirten Ercan, ancak bunun yeterli olmadığını savundu.
Ercan, toplumun dijital dünyayı bilinçli şekilde kullanmayı öğrenememesi halinde aile, kültür, mahremiyet ve toplumsal dayanışma gibi alanlarda daha büyük sorunların ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu.
Dijital dönüşümün insanlığın önünde büyük fırsatlar da barındırdığını vurgulayan Ercan, geleceğin belirleyicisinin teknolojinin kendisinden çok insanın teknoloji karşısındaki konumu olacağını ifade etti.
Ercan'ın yaklaşımına göre önümüzdeki dönemin temel sorusu artık “Teknoloji ne yapabilir?” değil; “İnsan, teknoloji karşısında insan olarak kalmayı başarabilecek mi?”




