Eğitmen Arısan, kontrollü ifade ve denetimli sinirin gerekliliğine değinerek şunları söyledi: "Saldırganlık, psikoloji literatüründe yalnızca anlık bir öfke patlaması olarak değil bireyin iç dünyasında biriken gerilim, engellenme ve çatışmaların dışa vurumu olarak ele alınır. Özellikle psikanalitik yaklaşıma göre bastırılmış duyguların ve çözümlenmemiş içsel çatışmaların uygun şekilde ifade edilememesi, zamanla yıkıcı davranışlara dönüşebilir. Bu durum, kişinin kendini tehdit altında hissettiği anlarda kontrolünü kaybederek fiziksel ya da sözel tepkiler vermesine zemin hazırlayabilir.

Sigmund Freud’un kuramına göre insan davranışları, bilinçdışı dürtüler ve içsel çatışmalar tarafından şekillendirilir. Freud, saldırganlığı ölüm içgüdüsü (thanatos) ile ilişkilendirerek bireyin içsel yıkıcılık eğiliminin dış dünyaya yöneltilmesi olarak tanımlar.

Bu yaklaşıma göre kişi, yaşadığı hayal kırıklıklarını, reddedilme duygusunu veya engellenmiş arzularını doğrudan ifade edemediğinde, bu duygular bilinçaltında birikir. Zamanla bu birikim, uygun bir tetikleyiciyle birlikte saldırgan davranış olarak ortaya çıkabilir."

T R A V M A V E B I L I N C A L T I D E R I N L E R D E S A K L A N A N I Z L E R 1 1 1068X713

ENGELLENME VE ÖFKE İLİŞKİSİ

Eğitmen Arısan, yerli yersiz asabiyetlerin ve köpürmelerin mümkün olabileceğini vurgulayarak şu sözleri kaydetti:

"Psikolojide sıkça vurgulanan bir diğer unsur, engellenme ile saldırganlık arasındaki ilişkidir. Bireyin hedeflerine ulaşmasının sürekli olarak engellenmesi, yoğun bir öfke birikimine yol açabilir. Bu öfke, doğrudan kaynağına yöneltilemediğinde daha zayıf hedeflere ya da dolaylı yollara kayabilir.

Bu durum günlük hayatta yersiz öfke patlamaları olarak gözlemlenebilir. Kişi aslında farklı bir sorunun yaşattığı gerginliği, o anki en ulaşılabilir hedefe yöneltir."

TEHDİT ALGISI VE KONTROL KAYBI

Arısan, stres yönetiminin önemine dikkat çekerek: "Saldırgan davranışların ortaya çıkmasında önemli bir faktör de bireyin tehdit algısıdır. Kişi kendini fiziksel ya da psikolojik olarak tehdit altında hissettiğinde, beyin “savaş ya da kaç” tepkisini devreye sokar.

Bu durumda rasyonel düşünme geri planda kalabilir ve daha ilkel, içgüdüsel tepkiler öne çıkar. Özellikle stres yönetimi zayıf olan bireylerde bu süreç daha hızlı ve kontrolsüz ilerleyebilir" diye konuştu.

Uykusuzluğun nedenleri nedir?
Uykusuzluğun nedenleri nedir?
İçeriği Görüntüle

'SALDIRGANLIK HER ZAMAN FİZİKSEL DEĞİLDİR'

Arısan, saldırganlık boyutunun her zaman fiziksel olmadığını belirterek: "Saldırganlık yalnızca fiziksel şiddet şeklinde ortaya çıkmaz. Sözel saldırganlık (hakaret, bağırma), pasif-agresif davranışlar (içe kapanma, dolaylı cezalandırma) ve duygusal manipülasyon da bu kapsamda değerlendirilir.

Modern psikoloji, saldırganlığı tek boyutlu bir olgu olarak değil biyolojik, psikolojik ve çevresel etkenlerin birlikte şekillendirdiği çok boyutlu bir süreç olarak ele alır" sözlerine yer verdi.

'SAĞLIKLI YÖNETİM MÜMKÜN'

Arısan, birbirinde farklı ekollerin kullanılabileceğine ve kontrollü metotlara değinerek şunları ekledi: "Uzmanlara göre saldırganlık tamamen ortadan kaldırılması gereken bir dürtü değil doğru şekilde yönetilmesi gereken bir enerjidir. Duyguların fark edilmesi, ifade edilmesi ve sağlıklı başa çıkma yöntemlerinin geliştirilmesi bu noktada kritik rol oynar.

Öfke kontrolü teknikleri, psikoterapi süreçleri ve stres yönetimi becerileri, bireyin bu tür dürtülerini yıkıcı olmadan ifade edebilmesine yardımcı olabilir.

Saldırganlık, çoğu zaman yüzeyde görülen davranıştan daha derin psikolojik süreçlerin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Bu nedenle yalnızca davranışa değil onun altında yatan nedenlere odaklanmak, kalıcı çözüm açısından büyük önem taşır.

Saldırganlık, bilinçaltı çatışmalar ve engellenmiş duyguların dışa vurumu olarak ortaya çıkarken doğru farkındalık ve psikolojik destekle kontrol altına alınabilen bir süreç olarak değerlendiriliyor."

Muhabir: HAZAL ERGEN