Son dönemlerde şehirlerimizde giderek artan bir güvenlik sorunu yaşanıyor. Özellikle emniyet güçlerimize yönelik saldırıların artması, artık yalnızca bir asayiş problemi değil; devlet otoritesini hedef alan ciddi bir toplumsal mesele hâline gelmiştir. Ne yazık ki polislerimizi şehit vermeye başladık. Bu tabloyu sadece haberlerde izleyip geçemeyiz. Çünkü bugün sessiz kalınan her sorun, yarının daha büyük sokak kaosuna dönüşebilir.

Bugün sokakta görev yapan polisimizin en büyük problemlerinden biri, suçlu karşısında yetki ve hak konusunda yaşadığı tereddüttür. Suçlu silahını çekmekte tereddüt etmiyor; fakat polis, görevini yaparken “yarın başıma idari soruşturma açılır mı” endişesi taşıyor. Böyle bir psikolojiyle güvenlik sağlamak mümkün değildir. Devletin polisi, suçlu karşısında yalnız bırakılmamalıdır.

Elbette hukuk devleti olmanın gereği olarak denetim mekanizmaları olmalıdır. Ancak güvenlik güçlerinin meşru müdahale yetkileri ile suçluların cesaret alanı arasındaki denge yeniden gözden geçirilmelidir. Polis, görev yaparken hem vatandaşın güvenliğini korumalı hem de kendisini hukuken koruma altında hissedebilmelidir.

Bu noktada yeni güvenlik teknolojileri de mutlaka gündeme alınmalıdır. Artık yalnızca klasik ateşli silah anlayışıyla güvenlik sağlamak yeterli değildir. Polislerimizin, ölümcül olmayan ancak etkili müdahale sağlayan elektrikli şok cihazları, akıllı savunma ekipmanları ve hızlı etkisiz hâle getirme teknolojileriyle desteklenmesi gerekiyor. Çünkü birçok olayda amaç suçluyu öldürmek değil, kısa sürede etkisiz hâle getirerek hem polisi hem vatandaşı koruyabilmektir.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde kullanılan elektrikli müdahale sistemleri, polisin karşısındaki saldırganı öldürmeden durdurabilmesine imkân sağlıyor. Böylece hem can kayıpları azalıyor hem de polis olay anında saniyeler içinde kendisini koruyabiliyor. Teknoloji çağında suç yöntemleri değişirken, güvenlik sistemlerinin eski yöntemlerle devam etmesi düşünülemez.

Ayrıca polisimizin kullandığı göz yaşartıcı gaz, biber gazı ve benzeri savunma ekipmanları konusunda da ciddi bir hukuki güvence oluşturulmalıdır. Polis, kendisini ya da vatandaşı korumak amacıyla müdahalede bulunduğunda sürekli idari ve adli soruşturma korkusuyla hareket etmemelidir. Bugün birçok polis memuru, görev sırasında kullandığı müdahale araçları nedeniyle daha sonra yargılanma, açığa alınma ya da meslek baskısı yaşama endişesi taşımaktadır.

Elbette yanlış kullanım denetlenmelidir; ancak görevini hukuk içinde yapan polisin de devlet tarafından korunacağını bilmesi gerekir. Özellikle idari soruşturma süreçleri ve müdahale sonrası oluşan baskılar yeniden düzenlenmeli, görevini yapan emniyet personelinin yalnız bırakılmayacağı net şekilde gösterilmelidir. Çünkü sürekli cezalandırılma korkusu yaşayan bir güvenlik gücü zamanla müdahaleden kaçınır hâle gelir. Bu da sokakta suçlunun cesaretini artırır.

Ancak güvenlik yalnızca ekipmanla sağlanmaz; toplumun güvenlik güçlerine bakışı da çok önemlidir. Polis bu vatanın evladıdır. O da bir annenin, bir babanın çocuğudur. Gece herkes evinde huzur içinde uyurken sokakta görev yapan polisimize toplum olarak saygı duyulması gerekir. Çünkü polis yalnızca suçluya karşı değil; vatandaşın huzuru, çocuğun güvenliği ve devletin düzeni için görev yapmaktadır.

Eskiden okullarda milli güvenlik dersleri vardı. İnsanlar devleti, güvenliği, askeri ve polisi daha yakından tanırdı. Toplum ile güvenlik güçleri arasında daha güçlü bir bağ oluşurdu. Bugün yeniden genç nesillere devlet bilinci, toplumsal sorumluluk ve güvenlik kültürü kazandırılması gerekiyor. Polis ve asker halktan kopuk değil, halkın içinden çıkan ve halk için görev yapan kurumlar olarak görülmelidir.

Ayrıca toplumsal olaylara müdahale eden özel eğitimli ekiplerin artırılması şarttır. Günümüz suç yapıları artık klasik yöntemlerle işlemiyor. Sosyal medya üzerinden saniyeler içinde örgütlenen gruplar, çeteler ve sokak yapılanmaları oluşuyor. Mahalle baskısı kuran, gençleri etkileyen, kendisini devletten güçlü göstermeye çalışan bu yapılar, özellikle büyük şehirlerde ciddi tehdit oluşturmaktadır.

Devletin gücü sadece sertlikte değil, kararlılıkta hissedilir. Sokakta vatandaş güven içinde yürüyemiyorsa, parklarda aileler huzur bulamıyorsa, çocuklar kötü çevrelerin baskısı altına giriyorsa burada yalnızca güvenlik değil; toplumsal düzen de yara alıyor demektir.

Polislerimizin çalışma şartları da mutlaka yeniden düzenlenmelidir. Uzun mesailer, psikolojik baskılar, düşük motivasyon ve sürekli suçlu ile karşı karşıya kalma hâli, emniyet teşkilatını yormaktadır. Güçlü devlet, önce kendi güvenlik personelinin moralini ve psikolojisini güçlü tutar.

Yapılması Gerekenler

* Polislerin görev sırasında kullandığı müdahale yetkileri yeniden netleştirilmeli
* Görevini yapan polisin gereksiz idari ve adli baskı altında kalması önlenmeli
* Göz yaşartıcı gaz, biber gazı ve savunma ekipmanlarının kullanımında polis hukuki olarak korunmalı
* Elektrikli şok cihazları gibi ölümcül olmayan yeni nesil güvenlik teknolojileri yaygınlaştırılmalı
* Polislerin çalışma saatleri ve sosyal hakları yeniden düzenlenmeli
* Psikolojik destek ve mesleki rehabilitasyon sistemleri güçlendirilmeli
* Toplumsal olaylar için özel eğitimli profesyonel ekipler artırılmalı
* Sosyal medya üzerinden örgütlenen suç gruplarına karşı hızlı dijital takip sistemleri kurulmalı
* Mahalle ve sokak güvenliği için görünür devriye sistemi artırılmalı
* Polis-vatandaş ilişkisini güçlendirecek sosyal projeler hazırlanmalı
* Okullarda devlet bilinci, toplumsal sorumluluk ve güvenlik kültürü yeniden anlatılmalı
* Güvenlik güçlerine yönelik saldırılarda cezai yaptırımlar daha caydırıcı hâle getirilmeli
* Emniyet personelinin özlük hakları ve ekonomik şartları iyileştirilmeli
* Teknoloji destekli şehir güvenlik sistemleri yaygınlaştırılmalı
* Devlet otoritesini zayıflatmaya çalışan organize suç ve çete yapılanmalarına karşı daha kararlı mücadele yürütülmeli

Bugün yapılması gereken şey; güvenlik ile özgürlük arasındaki dengeyi koruyarak, polisimizin haklarını çağın şartlarına göre güncellemektir. Çünkü suç örgütleri teknolojiyle, sosyal medya ağlarıyla ve organize yapılarla kendilerini sürekli yeniliyor. Devletin de buna karşı aynı hızla hareket etmesi gerekir.

Aksi hâlde yarın sokaklarda suçlular daha cesur, polis daha çekingen olacaktır. İşte o zaman kaybeden yalnızca emniyet değil; toplumun huzuru olacaktır.