Düzenlemenin, Yunanistan’ın satın aldığı büyük çaplı silah sistemlerinin aynı şartlarla Türkiye’ye satılmasını engellemeyi hedeflediği belirtiliyor. Yunan Ulusal Savunma Bakanı Nikos Dendias’ın öncülüğünde geliştirilen çerçeveye göre, Atina’nın tedarik edeceği gelişmiş platformlar için üretici ülkelerden yazılı garanti talep edilecek. Buna göre, söz konusu sistemlerin Türkiye’ye devredilmeyeceğine dair güvence verilmesi istenecek.
Atina yönetimi, bu şartın sağlanmaması halinde büyük ölçekli savunma yatırımlarının stratejik amacının zayıflayabileceğini savunuyor. Ancak uzmanlar, NATO müttefikleri arasında bu tür münhasır hükümler getirilmesinin pratikte ne kadar uygulanabilir olduğu konusunda soru işaretleri bulunduğuna dikkat çekiyor.

DENİZALTI GERİLİMİ VE ALMANYA FAKTÖRÜ
Yeni yaklaşımın arka planında, Almanya’nın hem Yunanistan’a hem de Türkiye’ye Tip 214 denizaltı satışı yer alıyor. Atina, bu durumun Doğu Akdeniz’deki askeri dengeyi etkilediğini ileri sürerken, Ankara ise savunma kapasitesini tamamen ulusal güvenlik ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirdiğini vurguluyor.
Türkiye ile Yunanistan arasında Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanları başta olmak üzere süregelen anlaşmazlıklar bulunuyor. Ankara, bu başlıklarda uluslararası hukuka ve hakkaniyet ilkesine dayalı çözüm çağrısını yinelerken, savunma modernizasyonunun herhangi bir ülkeye karşı değil, ulusal caydırıcılık çerçevesinde yürütüldüğünü belirtiyor.

YERLİ SANAYİ ŞARTI DA GÜNDEMDE
Atina’nın yeni doktrininde yalnızca “Türkiye maddesi” değil, aynı zamanda yerli savunma sanayine daha fazla pay ayrılması da yer alıyor. Buna göre Yunanistan, her büyük savunma programında en az yüzde 25 oranında yerli endüstri katılımı talep etmeyi planlıyor. Almanya, Fransa, İtalya, Güney Kore ve İsveçli firmaların özellikle denizaltı projelerinde rekabet etmesi bekleniyor.
Savunma uzmanları, Yunanistan’ın bu iki yönlü stratejiyle hem tedarikte münhasırlık arayışına girdiğini hem de yerel üretim kapasitesini artırmayı hedeflediğini değerlendiriyor. Ancak NATO üyesi iki ülke arasında savunma alanında rekabeti derinleştirebilecek bu tür adımların, ittifak içi dengeler açısından da yakından izleneceği ifade ediliyor.
Türkiye tarafı ise savunma projelerinde yerli ve milli üretime ağırlık vererek dışa bağımlılığı azaltma stratejisini sürdürürken, bölgesel güvenliğin diyalog ve diplomasi zemininde güçlendirilmesi gerektiğini vurgulamaya devam ediyor.




