Gerçekleştirilen hava saldırılarında askeri üsler, deniz kontrol kuleleri ve stratejik tesisler vurulurken, İran yönetimi saldırıların "ezici bir şekilde" karşılık bulacağını ve sorumluların şiddetle cezalandırılacağını duyurdu.
GÜNEY HATTI VE STRATEJİK NOKTALAR ATEŞ ALTINDA
ABD ordusunun gece saatlerinde başlayan operasyonu, İran'ın güney kıyı şeridindeki stratejik noktaları hedef aldı. Hürmüzgan eyaletine bağlı Sirik, Bender Abbas ve Ebu Musa Adası'nın yanı sıra Sistan-Beluçistan eyaletindeki Çabahar ve Kunarek kentleri, yoğun bombardımana maruz kaldı. Operasyonun odağında, bölgedeki askeri hareketliliği kısıtlamaya yönelik tesisler yer alırken, Buşehr eyaletindeki askeri bir üsse iki füzenin isabet etmesi gerilimi zirveye taşıdı.
ALTYAPI VE SİVİL TESİSLER ZARAR GÖRDÜ
Askeri hedeflerin yanı sıra, Çabahar kentindeki iki deniz trafiği kontrol kulesinin vurulması, bölgedeki lojistik ve askeri deniz trafiğinin yönetimini zorlaştırdı. Saldırılar sırasında Çabahar’da bulunan İmam Ali Hastanesi'ne şarapnel parçalarının isabet etmesi, sivil güvenliğe yönelik riskleri gözler önüne serdi. Ancak Buşehr Nükleer Santrali’nin operasyondan zarar görmemesi, olası bir nükleer felaket riskinin şimdilik atlatıldığını gösterdi.
İRAN'DAN "EZİCİ KARŞILIK" UYARISI
Saldırılar sonrasında Tahran cephesinden en üst perdeden sert tepkiler geldi. İran lideri Ayetullah Mücteba Hamaney'in danışmanı Muhsin Rızai, saldırgan düşmanın ve işbirlikçilerinin şiddetle cezalandırılacağını belirterek, sürecin artık misilleme aşamasına girdiğini ilan etti. Meclis Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı İbrahim Azizi ise ABD'nin bu saldırılarının bedelinin ağır olacağını vurgulayarak, "ABD'liler, onlara ezici bir karşılık vereceğimizi bilmeli" ifadesini kullandı.
GERİLİMDE KRİTİK EŞİK: BÖLGESEL BİR SAVAŞ MI?
ABD’nin bu kapsamlı operasyonu, İran’ın güneydeki savunma kapasitesini hedef alırken, bölgedeki askeri dengeyi de sarsmış durumda. İranlı yetkililerin açıklamaları, Tahran yönetiminin artık diplomatik yollardan ziyade askeri caydırıcılığı ön plana çıkaracak bir misilleme stratejisine hazırlandığını gösteriyor. Uluslararası toplum, özellikle Hürmüz Boğazı çevresindeki bu yoğun askeri hareketliliğin, Orta Doğu genelinde kontrol edilemez bir çatışma döngüsüne dönüşmesinden büyük endişe duyuyor.




