Son günlerde ABD ile İran arasındaki gerilimin tırmandığına ve hatta olası bir saldırının eli kulağında olduğuna dair haberlerdeki artış dikkat çekiyor. ABD’nin öyle ya da böyle mutlaka Tahran başta olmak üzere, bazı kritik tesisleri ve askeri üsleri bombalayacağı, gelen haberler arasında.

Peki ABD’nin olası saldırısı ve şiddetli bir bombardıman sonrası İran’da ne olacak? Ya da kitabın ortasından konuşmak gerekirse akla sadece bir soru geliyor. ABD saldırısı sonrası İran’da rejim devrilir mi? Aslında bu sorunun cevabı hiç de kolay değil. Çünkü bu soruya verilecek cevap, askeri olmaktan çok siyasi ve sosyolojiktir.

Tarihe dönüp baktığımızda hava bombardımanlarının bir rejimi devirmeye yeterli olup olmadığını anlarız. 2003’te Irak’ta rejim, ancak kara işgaliyle çöktü. 2011’de Libya’da dış müdahale, iç savaşla birleştiği için sonuç verdi. Sadece gökten yağan bombaların yerleşik bir sistemi ortadan kaldırmaya yetmeyeceği ortada.

İRAN KOLAY LOKMA MI?

Hele ki İran söz konusu olduğunda tablo daha da karmaşık olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü ortada sadece bir hükümet değil, ideolojik ve güvenlik temelli çok katmanlı bir yapı var. Özellikle İran Devrim Muhafızları, rejimin askeri olduğu kadar ekonomik ve siyasi omurgasını da oluşturuyor. Buna ek olarak paramiliter ağlar ve güvenlik bürokrasisi, sistemi merkezden bağımsız şekilde ayakta tutabilecek bir yapıya sahip.

Ayrıca dış saldırılar çoğu zaman içeride beklenen etkiyi yaratmayabiliyor. Toplumsal muhalefetin güçlü olduğu ülkelerde bile dış tehdit algısı, “rejime karşı öfkeyi” geçici olarak “ülkeye yönelik saldırıya karşı kenetlenmeye” dönüştürebilir, milliyetçi refleks, en sert iç eleştirileri bile bastırabilir.

REJİMLER NASIL YIKILIR?

Yine tarihe dönüp baktığımızda şu üç önemli unsur karşımıza çıkıyor. Birincisi, geniş çaplı ve sürdürülebilir iç toplumsal hareket. İkincisi, güvenlik aygıtının (asker-polis) bölünmesi ya da çözülmesi. Üçüncüsü ise ağır ekonomik çöküş veya dış müdahalenin bu iç dinamiklerle eş zamanlı işlemesi. Bu üç unsurdan sadece birinin varlığı, rejimleri sarsabilir ama yıkmaya yeterli olmaz.

Öte yandan böyle bir saldırının bölgesel faturası, hesaplanandan çok daha ağır olabilir. Olası bir saldırı sonrası İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasıyla ortaya çıkacak gerilim, İsrail-İran hattında açık çatışma ve bölgedeki vekil güçlerin yeninden devreye girmesi ihtimali, sınırlı bir operasyonu geniş ölçekli bir savaşa dönüştürebilir. Bu da yalnızca İran’ı değil, küresel enerji piyasalarını ve Orta Doğu’nun tamamını etkileyen bir kriz anlamına gelir.

AMAÇ NE?

Sonuç olarak, Tahran’ın vurulması, dünya basınında ilk haber olacaktır. Ancak rejimin devrilmesi için yeterli değildir. Bir ülkedeki rejim değişikliği, askeri bir operasyonun ötesinde, içeriden çözülmeyle olur. Dışarıdan gelecek bir müdahale çoğu zaman sistemi yıkmaktan çok kemikleşmesine yol açar.

Bence asıl sorulması gereken soru, “Böyle bir saldırı, gerçekten bir rejim değişikliğini mi hedefler, yoksa sadece daha büyük bir pazarlığın kapısını mı aralar?” olmalı. Birileri, “Orta Doğu’da kartların yeniden dağıtılmasını” istiyorsa elbette pazarlık için elinin güçlü olmasını ister.