Amerika Birleşik Devletleri, Orta Doğu’da uzun yıllardır süregelen askeri varlığıyla bölgedeki en etkili küresel güç olma konumunu sürdürüyor. CNN TÜRK Dış Haberler Editörü Enver Kaptanoğlu’nun değerlendirmelerine göre, ABD’nin bölgede 11 ülkeye yayılmış toplam 46 askeri üssü bulunuyor. Bu üslerde görev yapan asker sayısı ise 54 ila 55 bin arasında değişiyor. Bu rakama uçak gemileri ve savaş gemilerinde konuşlu askerler dahil değil.
ABD Askeri Varlığının Ülkelere Göre Dağılımı
ABD’nin bölgedeki üs ve personel dağılımı şu şekilde:
- Irak: ABD’nin en fazla üs bulundurduğu ülke. Erbil’den Basra’ya kadar uzanan 9 ayrı noktada yaklaşık 5.000 asker konuşlu.
- Kuveyt: En fazla Amerikan askerine ev sahipliği yapan ülke. Yaklaşık 13.000 asker görev yapıyor.
- Katar: 10.000 Amerikan askerinin bulunduğu ülke, ayrıca bölgede en büyük hava üssüne sahip. Bu üs 1996 yılında inşa edilmeye başlandı.
- Bahreyn: 7.000 asker burada konuşlu. Aynı zamanda ABD’nin 5. Filosu’nun merkezi konumunda.
- Birleşik Arap Emirlikleri: 3.800 Amerikan askeri görev yapıyor.
- Suudi Arabistan: Yaklaşık 3.000 asker görevde.
- Ürdün: 3.000 Amerikan askeri, özellikle Suriye sınırına yakın stratejik bölgelerde konuşlanmış durumda.
- Suriye: Son verilere göre bölgede 2.000 civarında Amerikan askeri vardı. Ancak son dönemde bazı üslerin kapatılmasıyla bu sayının düştüğü belirtiliyor.
- Umman: 600 asker görev yapıyor.
- İsrail: Nevatim Hava Üssü’nde ABD askerleri bulunuyor, ancak sayı kamuoyuna açıklanmadı.
- Mısır: ABD’nin üssü bulunsa da aktif kullanım oldukça sınırlı.

ABD'nin İran’a Operasyonunda “Kıtalararası Strateji”
Kaptanoğlu’na göre, Trump yönetimi döneminde İran’a yönelik düzenlenen sınırlı operasyonun, ABD topraklarından B-52 bombardıman uçaklarıyla gerçekleştirilmesi, iki temel stratejik hesaba dayanıyor:
1. “Savaş Başlatmayan Başkan” İmajını Koruma Çabası
Donald Trump, seçim kampanyası boyunca “savaş başlatmayan, savaş bitiren başkan” olacağını vaat etmişti. İran-İsrail geriliminin tırmandığı dönemde, ABD'nin doğrudan bölgedeki üslerinden bir saldırı başlatması halinde, Amerikan askerlerinin tehlikeye girmesi muhtemeldi. Bu da Trump'ın barışçıl lider imajına zarar verebilirdi. Kaptanoğlu, bu sebeple saldırının ABD topraklarından planlandığını belirtiyor.
2. Müttefik Ülkeleri Koruma ve Bölgesel Gerilimi Azaltma Hedefi
Operasyonun kıtalararası yürütülmesinin ikinci nedeni ise, bölgedeki Amerikan üslerinin yer aldığı ülkeleri doğrudan hedef olmaktan uzak tutma isteği. İran’la yaşanacak doğrudan bir çatışma durumunda, Irak, Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar gibi ülkelerdeki üsler saldırı riskiyle karşı karşıya kalacaktı. Bu da yalnızca Amerikan askerlerini değil, ev sahibi ülkelerin siyasi istikrarını ve bölgesel güvenliği de tehlikeye atacaktı. Ayrıca, Körfez ülkeleri petrol arzının sekteye uğramasından endişeliydi.
Bu nedenle, Washington yönetimi, müttefiklerini koruma ve bölgede “ABD saldırdı, İran karşılık verdi” algısını sınırlama adına, operasyonu kendi sınırları içinden gerçekleştirmeyi tercih etti.
Stratejik Açıdan Ne Anlama Geliyor?
Kaptanoğlu’nun ifadesiyle, ABD’nin bu çapta yayılmış bir askeri yapılanmaya sahip olması, sadece olası çatışmalara müdahale kapasitesini değil, aynı zamanda bölgedeki siyasi gelişmeleri yönlendirme gücünü de elinde tuttuğunu gösteriyor. 55 bin askerlik bu varlık, hem caydırıcılık hem de dengeleyici unsur olarak işlev görüyor.




