Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), beklenen mart ayı enflasyon rakamını açıkladı. Beklenen diyorum, çünkü ABD ve İsrail’in İran’a yönelik 28 Şubat’ta başlattığı saldırılar sonrası yaşanan küresel kriz nedeniyle petrolün varil fiyatı, 110 doları bile aşarak rekor kırdı.

Petrol fiyatlarındaki bu artış, doğal olarak Türkiye’deki benzin ve motorin fiyatlarına da yansırken, motorin bazı şehirlerde 82 lira seviyesine dayandı. Artık ilkokul çocukları bile biliyor ki, motorindeki en küçük artış, vatandaşın sofrasındaki her bir ürüne zam yapılmasına neden oluyor. Zamlar da enflasyonu körüklüyor...

Hal böyleyken, TÜİK’in mart ayı için açıkladığı 1,94 oranı, kimseye inandırıcı gelmedi. Bu rakam, kağıt üzerinde olumlu bir tablo çiziyor olabilir. Ancak sokaktaki vatandaşın hissettiği gerçeklikle bu veriler arasındaki uçurum her geçen gün daha da büyüyor.

Bir kurumun en büyük sermayesi güvendir. Özellikle de TÜİK gibi ekonomik kararların temelini oluşturan bir kurum için bu güven hayati öneme sahip. Ancak son yıllarda açıklanan verilerle sahadaki gerçekler arasındaki tutarsızlık, toplumda ciddi bir güven erozyonuna yol açıyor. Vatandaş, artık açıklanan rakamlara bakarak değil, kendi cebine bakarak enflasyonu ölçüyor. Ne yazık ki bu iki ölçüm birbirini tutmuyor. Bu durum vatandaşlar arasında, “TÜİK bizimle dalga geçiyor” yorumlarına neden oluyor.

Mart ayı enflasyonunun sadece vatandaşın değil, ekonomistlerin beklentilerinin de altında gelmesi dikkat çekici. Normal şartlarda farklı ekonomik modellerle yapılan tahminlerin belli bir bant aralığında toplanması beklenir. Ancak resmi verinin bu bandın da altına düşmesi, soru işaretlerini daha da artırıyor.

Ekonomistlerin mart ayı tüketici fiyat endeksi (TÜFE) artış beklentisi ortalama yüzde 2,40 seviyesinde kalırken, tahminler yüzde 2,04 ile yüzde 3,00 arasındaydı.

Bağımsız Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG), TÜİK’ten dakikalar önce mart ayı için 4,10 rakamını açıklamıştı. İstanbul Ticaret Odası (İTO) bile 2,97 açıklarken TÜİK’in rakamı, "komik" olmanın ötesinde gerçeklikten uzak olarak görüldü.

TÜİK zaman zaman yaptığı açıklamalarda, kullanılan yöntemlerin uluslararası standartlara uygun olduğunu belirtiyor. Ancak yöntem doğru olsa bile, uygulamanın şeffaf olmaması soru işaretlerini büyütüyor. Hangi ürünlerin sepette olduğu, bu ürünlerin ağırlıkları ve fiyatların nereden toplandığı gibi detaylar kamuoyu tarafından bilinmiyor. Bu da “doğru ölçüm mü yapılıyor?” sorusunu akıllara getiriyor.

Dolasıyla şeffaflığın eksik olması, doğru veriyi bile tartışmalı hale getiriyor. Bugün, Türkiye ekonomisinin en büyük sorunlarından biri sadece enflasyon değil, aynı zamanda kurumlara duyulan güvenin zedelenmesi. Güvenin olmadığı bir ortamda, açıklanan veriler yol gösterici olmaz, ekonomik kararlar sağlıklı alınamaz, beklentiler yönetilemez. Bu da enflasyonun kendisinden daha tehlikeli bir kısır döngü yaratır.

TÜİK’in yüzde 1,94’lük enflasyon rakamı, belki tabloları süslüyor olabilir. Ancak gerçek hayatın içinde yaşayan milyonlar için bu rakamın bir karşılığı yok. Eğer bir ülkede vatandaş, resmi verilerden çok kendi yaşadığı ekonomik gerçekliğe inanıyorsa, orada sorun sadece enflasyon değildir.

Asıl sorun, gerçeğin kendisinin bile tartışmalı hale gelmesidir.