Kurumsallaşmanın temel adımlarından birisi, “Ben yaptım” yerine, “Biz başardık” yaklaşımı ve ifadesidir…
“Teşkilat felsefesi” yönünden de “Teşkilat kişilerle büyür ve/fakat kurumlarla ayakta kalır.”
Bireysel çıkardan feragat etmek… “Biz”i tanımlamanın önemli bir argümanı.
Kişi, kendi çıkarına aykırı olsa bile bireyi olduğu gurubun iyiliğine/çıkarına uygun davranmaya başladığında, gerçek kollektif bir kimlik oluşur. Eğer ki, gurubun üyeleri sadece çıkar amaçlı düşünürse “biz” çökmeye mahkumdur. “Biz” yoluna çıkan gurup üyeleri, çıktıkları bu yolda kendilerinden birer parça feda ederlerse toplam kazanç herkesin bireysel kazancından daha büyük bir kazanç olacaktır.
Toplumsal istikrarın “güven” üzerine kurulu olduğu bilinen bir gerçektir. “Ben” duygusunu örseleyip, “biz” deme becerisini gösteren topluluklarda ortak değerler ve normlar etrafında birleşilir, oluşabilecek kriz anlarında daha çabuk organize olunur ve dayanıklılık gösterilir.
“Biz” kavramı, siyasi oluşumlar açısından da hayati bir öneme sahiptir.
Siyasi yapılar ve kurumlar, ancak “biz” bilinci oluşturabildiklerinde ve de hayata geçirebildiklerinde kökleşebilirler. Kurumsal hastalıkların (Patolojinin) en etkili panzehiri, bireylerin o yapıyla kurduğu aidiyet bağıdır. Gerçek olan, ortak bir ülkü veya hedef etrafında birleşerek, enerjiyi tek bir yöne kanalize etmektedir.
İnsanların aynı zaferlerle gurur duyması ve aynı acılara üzülmesi, aralarında görünmez, duygusal bir bağın oluşmasını sağlar. Bu bağlamda, geçmişin “biz” olma yolundaki gücü asla göz ardı edilemez. Çünkü “hafıza” bir topluluğun derin köklerini oluşturur. Ortak geçmiş, kişiye “Sen asla yalnız değilsin” mesajını verir. Bu da özellikle kriz anlarında güvenle sığınmayı sağlayacak bir liman hissidir.
BİZ VE GELECEK
Ancak, dikkat edilmesi gereken bir konu var.
Topluluklar veya bir kurum, sadece geçmişten referans alarak “biz” olmaya çalışıyorsa bu durum, bir süre sonra risk oluşturmaya başlayabilir. Geçmişe aşırı vurgu yapmak, yenilikçi süreçlerin önünü tıkayabildiği gibi nostalji duygusuyla sorunlardan kaçmaya sebep olabilir, kurumsal yapılarda da “Biz zaten hep böyle yapardık” algısıyla “kurumsal patolojilerin” kemikleşmesine yol açabilir.
Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, ortak geçmişi/hafızası zayıf olan toplumlar ortak bir gelecek vizyonu ile çok güçlü bir “biz” yaratabilirler.
Geçmişin bizi “tanıştırmış” olması ne kadar gerçekse, geleceğin de ortak hedef doğrultusunda bizi “bir arada tutacağı” bir o kadar gerçektir. Eğer belirlenen bir yön ve ulaşılacak bir “Kızıl Elma” veya ortak bir başarı hayali yoksa geçmişin mirası bir müddet sonra harcanıp tükenebilir.
O ZAMAN SENTEZ
En sağlam “biz” geçmişin ve geleceğin dengesidir.
Sadece geçmişi referans almak, “müze” benzeri, yeniliği ve günü yaşayamayan bir toplumu yaratabileceği gibi sadece geleceğe odaklanmak da kök derinliği olmayan ve her türlü rüzgarda hemen savrulan bir yapıyı yaratabilir.
Ortak geçmiş, bir topluluğun “kim” olduğunun cevabını verir, ortak gelecek de o topluluğun “ne olacağını” ve “bir arada kalmanın nedenini” belirler.
Varsayalım ki bir gemideyiz. Herkesin ülkesi, dili ve dini farklı olabilir (Geçmişteki fark). Gemi su almaya başladığında ise herkes “biz” olur. (Gelecek) Çünkü kurtuluş ve başarı ancak kollektif bir çabayla mümkündür.
“Biz”i ayakta tutan ve yaşatan üç unsur:
- Ortak acı/sevinç (Geçmiş)
- Ortak çıkar (Gelecek)
- Adalet ve güven (Şimdi)