İnsanoğlunun günümüze kadar inşa ettiği her büyük eser, kaleme aldığı her sarsıcı hikaye ve keşfettiği her teknoloji, mutlaka birinin beyninde ufak bir kıvılcım olarak parlamıştır.

Hayat kurmak, aslında henüz mevcut olmayana yer açmak eylemidir. Hayal, gidilecek rotayı belirler, hayal doğrultusundaki her adım önemlidir, anlamlıdır, amaca hizmet eder. Hedefsiz atılan adımlar ise sadece yorar…

HER ŞEY HAYALLE BAŞLAR

Unutulmamalıdır ki, dünyanın öbür ucuyla görüntülü konuşmak, bir zamanlar sadece “çılgın” bir hayal konusuydu. Hayal gücünün diğer bir özelliği, sınırların ötesini görmemizi sağlamasıdır. Çünkü, gerçeklik bizi sınırlar.

Diğer yönden sıkıntılı anlarda bizi dirençli kılan şey, kurulan hayalin gerçekleşme ihtimaline duyulan inançtır.

Hayal kurmayı bir başlangıç noktası olarak kabul ettiğimizde, onun altını dolduran, ete kemiğe büründüren ise kararlılık ve planlı çalışmadır.

Hayal ile sonuca ulaşma arasındaki mesafe, gerçekte bir düşünceden oluşan bir fikrin gözle görülür gerçeğe dönüştüğü disiplinli bir yolculuktur.

Örnek mi?

Hayal projeyi çizer, başarı da o binanın kendisidir…

BİLİNMEZLİK...

Aslında, her hayalin içinde bir bilinmezlik vardır. Hedeflenen yolda kurulan o hayal, aynı zamanda kişiye pusula görevi görür. Süreç içinde karşılaşılan güçlükler (kişisel kaygılar, teknik yetersizlik, toplum direnci) kurulan hayalin ihtişamına duyulan tutkuyla aşılır.

Hayal edilen başarı elde edildiğinde, artık o “gerçeklik” olur. Bir başarıya ulaşıldığı an, o başarının üzerine daha büyük bir hayal inşa etmek, insan zihninin en etkileyici tarafıdır.

Pes etmemek, bir hayalin gerçekleşmesindeki en sert ve/fakat en belirleyici sınavdır.