Araç değer kaybı, trafik kazası sonucunda hasar gören bir aracın onarımı yapılmış olsa dahi, ikinci el
piyasasında uğradığı ekonomik değer azalmasını ifade etmektedir. Bu zarar kalemi, uzun süre doktrinde
ve uygulamada tartışmalı olmakla birlikte, Yargıtay içtihatlarıyla birlikte artık maddi zararın bir unsuru
olarak kabul edilmekte ve tazminat kapsamına alınmaktadır. Araç değer kaybı, fiili hasar giderlerinden
bağımsız olup, aracın ekonomik değerinde meydana gelen kalıcı azalmayı ifade etmektedir.
Zorunlu mali sorumluluk sigortası, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca, işletenin üçüncü
kişilere verdiği zararları teminat altına almaktadır. Bu kapsamda, kazada kusurlu olan aracın sigorta
şirketi, karşı tarafta meydana gelen araç değer kaybından da sorumludur. Yargıtay, yerleşik kararlarında,
değer kaybının da bedeni zararlar ve onarım masrafları gibi sigorta teminatı kapsamında
değerlendirilmesi gerektiğini açıkça belirtmektedir.
Uygulamada sigorta şirketlerinin en sık başvurduğu savunmaların başında, aracın yaşı, kilometresi veya
daha önce hasar görmüş olması nedeniyle değer kaybı oluşmadığı iddiası gelmektedir. Ancak Yargıtay,
bu tür savunmaların soyut nitelikte olduğunu ve tek başına talebin reddi için yeterli olmayacağını kabul
etmektedir. Değer kaybının varlığı ve miktarı, teknik inceleme gerektiren bir husus olup, bilirkişi
marifetiyle somut olarak tespit edilmelidir.
Araç değer kaybı taleplerinde kusur oranı büyük önem taşımaktadır. Kusur oranı, değer kaybı
tazminatının belirlenmesinde doğrudan etkili olup, kusur oranına göre sigorta şirketinin sorumluluğu
belirlenmektedir. Bu nedenle ceza dosyası, trafik kaza tespit tutanağı ve kusur raporlarının dikkatle
değerlendirilmesi gerekmektedir. Kusur oranına itiraz edilmesi hâlinde, hukuk mahkemeleri ceza
yargılamasından bağımsız olarak değerlendirme yapabilmektedir.
Uygulamada sık yapılan hatalardan biri, araç değer kaybı talebinin onarım bedeliyle birlikte tek bir zarar
kalemi olarak değerlendirilmesidir. Oysa araç değer kaybı, onarım masraflarından tamamen bağımsız bir
zarar olup, ayrıca ve açıkça talep edilmelidir. Bu talebin dava dilekçesinde veya sigorta başvurusunda
açıkça belirtilmemesi hâlinde, taleple bağlılık ilkesi gereği mahkemece değerlendirme dışı
bırakılabilmektedir.
Bir diğer önemli husus, araç değer kaybı taleplerinde zamanaşımı süresidir. Karayolları Trafik
Kanunu’na göre, motorlu araç kazalarından doğan maddi zararlar bakımından zamanaşımı süresi kural
olarak iki yıl ve her hâlde on yıl olarak uygulanmaktadır. Ancak ceza zamanaşımının daha uzun olması
hâlinde, tazminat taleplerinde de ceza zamanaşımı süresi dikkate alınmaktadır. Bu sürelerin gözden
kaçırılması, talebin esastan incelenmeden reddi sonucunu doğurmaktadır.
Sonuç olarak, araç değer kaybı talepleri hem teknik hem de hukuki bilgi gerektiren, uygulamada titizlikle
yürütülmesi gereken talepler arasında yer almaktadır. Sigorta şirketlerinin sorumluluğu, yalnızca onarım
bedeliyle sınırlı olmayıp, aracın ekonomik değerinde meydana gelen azalmayı da kapsamaktadır. Bu
nedenle talep sürecinin doğru kurgulanması, kusur oranlarının isabetli tespiti ve bilirkişi incelemesinin
etkin şekilde yürütülmesi, hak kaybı yaşanmaması açısından büyük önem arz etmektedir.