COVID-19 aşılarıyla ilgili “kanser riskini artırıyor mu?” sorusu, uluslararası bir bilimsel dergide yayımlanan analizle birlikte yeniden tartışma konusu oldu. Ancak bilim insanlarının büyük bir kısmı, bu tür çalışmaların doğrudan “neden-sonuç” ilişkisi kurmadığını ve iddiaların dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
SİTEYE SİBER SALDIRI İDDİASI ORTALIĞI KARIŞTIRDI
Çalışmanın yayımlandığı platforma yönelik bir siber saldırı gerçekleştiği iddiası ise tartışmayı daha da büyüttü. İddiaya göre, analiz yayınlandıktan kısa bir süre sonra site erişiminde kesintiler yaşandı ve bazı içeriklere ulaşım geçici olarak engellendi. Bu durum sosyal medyada geniş yankı bulurken, bazı kullanıcılar saldırının araştırmayı susturmaya yönelik olduğunu öne sürdü. Ancak bu iddialara ilişkin resmi bir doğrulama yapılmış değil.
BİLİM DÜNYASINDAN TEMKİNLİ YAKLAŞIM
Uzmanlar, söz konusu iddiaların bilimsel kanıt olarak değerlendirilmemesi gerektiğini özellikle vurguluyor. Sağlık otoriteleri, COVID-19 aşılarının milyonlarca insan üzerinde test edilmiş ve güvenlik süreçlerinden geçmiş olduğunu hatırlatarak, bu tür bağlantı kurma girişimlerinin yanıltıcı olabileceğini belirtiyor. Bilim insanlarına göre, zamanlama benzerliği tek başına bir neden-sonuç ilişkisi anlamına gelmiyor ve geniş ölçekli epidemiyolojik veriler bu iddiaları desteklemiyor.
SOSYAL MEDYADA BÜYÜYEN TARTIŞMA
Konu, özellikle sosyal medya platformlarında hızla yayılarak farklı görüşleri beraberinde getirdi. Bir kesim araştırmanın dikkate alınması gerektiğini savunurken, diğer kesim bunun bilimsel temelden uzak iddialar içerdiğini ifade ediyor. Bu durum, pandemi sonrası dönemde aşı güvenliği konusunun hâlâ toplumsal tartışmaların merkezinde olduğunu bir kez daha gösterdi.
SAĞLIKÇILAR UYARIYOR: “BİLGİ KİRLİLİĞİNE DİKKAT”
Sağlık uzmanları, özellikle sosyal medyada yayılan doğrulanmamış içeriklere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor. Bilimsel verilerin tek bir çalışma üzerinden yorumlanamayacağını belirten uzmanlar, kamuoyunun resmi sağlık kurumlarının açıklamalarını esas alması gerektiğini ifade ediyor. COVID-19 aşılarıyla ilgili bu yeni iddia ve ardından gelen siber saldırı söylentileri, bilimsel araştırmaların dijital ortamda nasıl tartışma konusu haline geldiğini bir kez daha gözler önüne serdi.
“ÖNCE BAZI ŞARTLAR GEREKİR!”
Konuya ilişkin görüşlerine başvurduğumuz Prof. Dr. Saadettin Kılıçkap, Türkinform’dan Beyza Coşkun’a özel açıklamalarda bulundu. Kılıçkap, “Öncelikle şunu bilmek gerekir. Herhangi bir kanserojen maddenin bir insanda kansere neden olması için bazı şartların oluşması gerekir. Mevcut etken maddeye uzun süreli maruziyet ve bu maruziyet sonrası kanserin radyolojik olarak ortaya çıkabilmesi için de belirli bir zaman geçmesi gerekir. Bu süre sigara için en az 10 yıl, HPV için 10-20 yıl, radyasyon için en az 5 yıl geçmesi gerekir. 2026 yılı itibariyle Covid pandemisi ve aşılama üzerinden henüz 5 yıl gibi bir süre geçti. Bundan birkaç ay önce Halk Sağlığı genel Müdürlüğü tarafından 2020 yılı Türkiye kanser istatistikleri açıklandı. Bu rapora göre kadınlarda ve erkeklerde önceki yıllara göre kanser sıklığında bir azalma görülmektedir” ifadesini kullandı.
KANIT YOK, İDDİA İSE ERKEN
Prof. Dr. Kılıçkap, açıklamalarına şu sözlerle devam etti:
“Örnek vermek gerekirse erkeklerde 2019 yılında her 100 bin kişide 265 kişi kanser tanısı almış iken, 2020 yılında bu sayı 233’tür. Biz covid ile enfekte olmanın veya covid aşısının kanser sıklığını artırıp artırmadığını en erken 3-4 yıl sonraki verileri görerek söyleyebiliriz. Yani aşı eğer kansere neden oluyorsa bunu ancak maruziyetten 4-5 yıl sonra yapacak ise bu veriler açıklanmadan covid enfeksiyonunun veya aşısının kanseri arttırdığını söylemek bilimsel bir veriden ziyade bir düşünceden öteye geçemeyecektir. Ancak mevcut kanser hücresi vücutta büyümeye başlamış ancak henüz aktif olmayan hastalarda yine hipotetik olarak hastalık sürecinin bu vesileyle hızlanabileceği de göz ardı edilemez. Ama az önce vurguladığım gibi bunu elimizdeki kanser kayıtları ve bilimsel verilere göre covid enfeksiyonu veya aşısının halihazırda kanser sıklığını arttırdığı veya kansere neden olduğunu söylemek çok doğru olmaz kanısındayım.”





