Özel sektörde sendikalaşma, uzun yıllardır hem çalışanlar hem de işverenler açısından farklı algılar ve çekinceler nedeniyle tartışılan bir alan olarak öne çıkıyor. Özellikle ‘sendika-işveren çatışması’ algısı, örgütlenme süreçlerinin en önemli engellerinden biri olarak gösterilirken, tarafların aynı masa etrafında uzlaşabilmesi istisnai bir örnek olarak değerlendiriliyor. Kırıkkale’de imzalanan toplu iş sözleşmesi de bu açıdan dikkat çeken bir model olarak öne çıkıyor.
HAK-İŞ Genel Başkan Yardımcısı ve Öz Sağlık-İş Sendikası Genel Başkanı Devlet Sert, Kırıkkale’de imzalanan toplu iş sözleşmesine ilişkin Türkinform muhabiri Sümeyye Aksu’ya açıklamalarda bulundu.
“SENDİKA-İŞVEREN ÇATIŞMASI ALGISI SÜRECİ ZORLAŞTIRIYOR”
Devlet Sert, özel sektörde sendikalaşmanın önündeki en önemli engellerden birinin ‘sendika–işveren çatışması’ algısı olduğunu söyledi. Bu algının hem geçmiş dönem deneyimlerinden hem de tarafların birbirini yeterince tanımamasından kaynaklandığını ifade etti.
Sert, bazı işverenlerin sendikaları rakip ya da karşı taraf gibi görmesinin süreci zorlaştırdığını belirterek, “Biz artık klasik mücadele anlayışından ziyade, işçiyi, işvereni ve işyerini birlikte koruyan yeni bir örgütlenme modeli geliştirmeye çalışıyoruz” dedi. Sendikanın yalnızca hak arayan bir yapı değil, aynı zamanda işverenin yönetim süreçlerine katkı sunan bir paydaş olması gerektiğini vurguladı.

“SOSYAL HAKLAR, TOPLU SÖZLEŞMELERİN BELİRLEYİCİ UNSURU HALİNE GELİYOR”
Toplu iş sözleşmelerinde mali hakların önemli bir yer tuttuğunu ancak asıl belirleyici alanın sosyal haklar olduğunu dile getiren Sert, birçok işyerinde ücret konusunda tarafların belli bir uzlaşı noktasına ulaşabildiğini söyledi. Buna karşın çalışanların yaşam kalitesini doğrudan etkileyen sosyal düzenlemelerin daha kalıcı ve etkili sonuçlar doğurduğunu ifade etti.
“KADIN ÇALIŞANLARA YÖNELİK DÜZENLEMELER İŞ-AİLE DENGESİNİ GÜÇLENDİRİYOR”
Kırıkkale’de özel bir rehabilitasyon ve bakım kurumu olan Değirmenci Sağlık A.Ş. ile imzalanan sözleşmeyi örnek gösteren Sert, doğal afet izni, refakat izni, engelli çocuğu olan çalışanlara yönelik düzenlemeler ve düşük kayıpla sonuçlanan gebelik durumlarında ek izin gibi maddelerin çalışanlar açısından önemli kazanımlar olduğunu belirtti. Özellikle kadın çalışanlara yönelik pozitif düzenlemelerin iş-aile dengesini güçlendirdiğini söyledi.
Sert, “Bebeğini anne karnında kaybeden bir çalışana sadece standart rapor süreçleriyle yaklaşmak yeterli değil. Bu tür durumlarda duygusal ve insani boyutu da gözeten düzenlemeler yapmak zorundayız” ifadelerini kullandı.
“YOĞUN İŞ YÜKÜ TÜKENMİŞLİK VE MOTİVASYON KAYBINI BERABERİNDE GETİRİYOR”
Sağlık ve sosyal hizmet alanında çalışanların diğer sektörlere kıyasla çok daha yoğun ve yıpratıcı koşullarda görev yaptığını vurgulayan Sert, bu çalışanların çoğu zaman bir kişinin yapacağı işi birkaç kişinin yükünü üstlenerek yürüttüğünü söyledi. Bu durumun zamanla tükenmişlik, motivasyon kaybı ve mesleki yorgunluk gibi sonuçlar doğurduğunu ifade etti.
“DOĞRU MODEL İLE SENDİKA, İŞVEREN VE ÇALIŞAN AYNI HEDEFTE BULUŞABİLİR”
Yeni dünya düzeninde hem çalışan hem işveren hem de işyerinin sürdürülebilirliğini birlikte korumak gerektiğini belirten Sert, sendikal örgütlenmenin bu açıdan dengeleyici bir rol üstlenebileceğini dile getirdi. “Eğer doğru model kurulursa sendika, işveren ve çalışan aynı hedefte buluşabilir” diyen Sert, bunun hem verimliliği hem de iş barışını artıracağını söyledi.
“SENDİKAL ÖRGÜTLENME İÇİN İŞ BİRLİĞİ ÇAĞRISI”
Özel sektörde hâlâ çok sayıda kurumda sendikal örgütlenmenin bulunmadığına dikkat çeken Sert, bu durumun önemli bir eksiklik olduğunu belirtti. Tüm taraflara çağrıda bulunan Sert, “Gelin birlikte hareket edelim. Hem emeği hem işyerini hem de üretim sürekliliğini koruyan bir sistemi birlikte inşa edebiliriz” dedi.





