Dijitalleşmenin hız kazandığı son yıllarda, özellikle gençlerin farkında olmadan bilişim suçlarının bir parçası haline getirildiği vakalarda dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Prof. Dr. Orkide Bakalım, dijital okuryazarlık eksikliği, gelişimsel özellikler ve yetersiz koruyucu mekanizmaların gençleri hukuki, psikolojik ve sosyal açıdan ağır sonuçlarla karşı karşıya bıraktığını söyledi. Bakalım, yaşanan sürecin yalnızca adli bir mesele olarak ele alınamayacağını belirterek, konunun çok boyutlu bir toplumsal sorun olduğuna dikkat çekti.

DİJİTALLEŞME HIZI RİSKLERİ ARTIRDI
Prof. Dr. Orkide Bakalım, dijitalleşmenin günlük yaşamı kolaylaştırdığını ancak beraberinde yeni risk alanları oluşturduğunu belirtti. Dijital ortamda işlemlerin çok hızlı yapılabildiğine dikkat çeken Bakalım, “Birçok işin eş zamanlı ve düşünmeye yeterli süre tanımadan yapılabilmesi, bireylerden sürekli ani kararlar vermesini bekleyen bir yapı oluşturdu” dedi. Bu durumun özellikle dijital okuryazarlığı sınırlı bireylerde hata yapma ve manipülasyona açık olma ihtimalini artırdığını vurguladı.
Gençlerin gelişimsel özelliklerine değinen Bakalım, nörogelişimsel çalışmalara işaret ederek, “Ön beynin yaklaşık 25–27 yaşlarına kadar tam olarak olgunlaşmadığı biliniyor. Bu nedenle risk değerlendirme, dürtü kontrolü ve sonuçları öngörme becerileri gençlerde halen gelişim sürecindedir” diye konuştu. Bu durumun gençleri dijital riskler karşısında daha savunmasız hale getirdiğini aktardı.

GENÇLER EKONOMİK GEREKÇELERLE KANDIRILIYOR
Gençlerin bilişim suçlarına çoğu zaman ekonomik gerekçelerle dahil edildiğini belirten Prof. Dr. Bakalım, “Harçlık kazanma, ek iş bulma ya da kısa sürede para elde etme gibi nedenlerle sunulan teklifler gençler için cazip görünüyor” dedi. Sosyal medya ve mesajlaşma uygulamaları üzerinden yapılan yönlendirmelere dikkat çeken Bakalım, “Kolay iş, evden çalışma, sadece IBAN paylaşman yeterli gibi ifadelerle yapılan talepler sıradan ve risksizmiş gibi sunuluyor” ifadelerini kullandı.
Bu süreçte gençlerin çoğunun durup sorgulama ya da hukuki sonuçları değerlendirme fırsatı bulamadığını söyleyen Bakalım, bazı vakalarda sürecin tehdit ve korkutma yoluyla ilerlediğini ileri sürdü. Bakalım, “Adın yazıldı, artık geri dönüş yok ya da vazgeçersen başın belaya girer gibi ifadelerle gençler baskı altına alınıyor” dedi. Kimi durumlarda ise kandırılmanın tanıdık ilişkiler üzerinden gerçekleştiğini belirterek, “Yakın bir arkadaş ya da akraba, geçici bir para transferi için hesap bilgisi isteyebiliyor ve güven ilişkisi nedeniyle bu talep sorgulanmadan kabul ediliyor” diye konuştu.

HUKUKİ SONUÇLAR GENÇLERİ AĞIR YÜK ALTINA SOKUYOR
Türk Ceza Kanunu’nun 158. maddesine değinen Prof. Dr. Bakalım, nitelikli dolandırıcılık suçunun ağır yaptırımlar içerdiğini hatırlattı. Ancak uygulamada dolandırıcılık kastı bulunmayan, yalnızca hesabını kullandıran ya da yönlendirilen kişilerin de ciddi sonuçlarla karşılaştığını söyledi. Bakalım, organize suç yapılarının gençlere ait banka hesaplarını araç olarak kullandığını belirterek,
“Asıl failler çoğu zaman görünmez kalırken, hesabı kullanılan gençler farklı illerde açılan çok sayıda dosya ile karşı karşıya kalıyor” dedi.
Bu durumun uzun süren yargılamalara ve yüksek ceza risklerine yol açtığını vurgulayan Bakalım, “Eğitim hayatı yarım kalıyor, iş bulma olanakları daralıyor ve gençler suçlu etiketiyle sosyal çevrelerinden kopuyor” ifadelerini kullandı. Suçun planlayıcıları ile araç olarak kullanılan bireyler arasındaki ayrımın her dosyada net yapılamadığını savunan Bakalım, bunun gençler açısından orantısız sonuçlar doğurduğunu söyledi.

PSİKOLOJİK ETKİLER TRAVMAYA DÖNÜŞÜYOR
Sürecin psikolojik boyutuna dikkat çeken Prof. Dr. Orkide Bakalım, belirsizliğin gençler üzerinde ağır bir yük oluşturduğunu belirtti. “Beklenmedik ifade çağrıları, gözaltı ve tutuklanma ihtimali, gençlerde yoğun bir şok ve çaresizlik duygusu yaratıyor” diyen Bakalım, bu durumun kontrol kaybı hissini beraberinde getirdiğini söyledi.
Uzayan soruşturma ve yargılama süreçlerinin kronik strese yol açtığını vurgulayan Bakalım, “Depresyon, yaygın anksiyete bozukluğu, uyku sorunları ve travma sonrası stres belirtileri bu süreçte sık görülüyor” dedi. Bazı vakalarda yoğun utanç ve umutsuzluğun kendine zarar verme düşüncelerine kadar ilerleyebildiğini aktaran Bakalım, yaşananların yalnızca bir adli süreç değil, uzun süreli bir psikososyal kırılma olduğunu yineledi.

YAPISAL VE SOSYOLOJİK BİR SORUN
Bu olgunun bireysel hatalarla açıklanamayacağını belirten Prof. Dr. Bakalım, dijitalleşmenin hızı ile toplumsal hazırlık düzeyi arasındaki uyumsuzluğa dikkat çekti. Eğitim sisteminde dijital riskler, çevrim içi güvenlik ve hukuki sorumluluklara yeterince yer verilmediğini belirten Bakalım, “Gençler çok erken yaşlardan itibaren dijital platformların aktif kullanıcısı oluyor ancak bu alanlarda nasıl korunacaklarını öğrenemiyorlar” dedi.
Dijital araçları kullanabilmenin dijital okuryazarlık anlamına gelmediğini vurgulayan Bakalım, bilgiyle birlikte etik, hukuki ve güvenlik farkındalığının da gerekli olduğunu söyledi. Bu eksikliğin gençleri dijital dünyada savunmasız bıraktığını belirtti.

PEKİ, ÇÖZÜM NE?
Çözümün multidisipliner bir yaklaşımla mümkün olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Orkide Bakalım, “Hukuk, psikoloji, sosyoloji ve eğitim birlikte hareket etmeden kalıcı bir çözüm üretilemez” dedi. Hukuki alanda bilmeden suça sürüklenen bireylerle suçun planlayıcıları arasında net ayrım yapılması gerektiğine dikkat çeken Bakalım, onarıcı adalet mekanizmalarının devreye alınmasının önemini vurguladı.
Psikolojik desteklerin zorunlu olduğunu belirten Bakalım, bu gençler için ücretsiz ve erişilebilir psikolojik danışmanlık hizmetlerinin sağlanması gerektiğini söyledi. Eğitim alanında ise dijital okuryazarlık, eleştirel düşünme ve hukuki farkındalığı kapsayan bütüncül bir müfredatın gerekliliğine dikkat çekti.

"CEZALANDIRMAK KOLAYDIR, ONARMAK İSE GERÇEK ADALETİN GEREĞİDİR"
Prof. Dr. Orkide Bakalım, yaşanan tablonun yalnızca bireysel mağduriyetlerden ibaret olmadığını belirterek, bunun aynı zamanda toplumsal bir vicdan sorunu olduğunu söyledi. Gençlerin tek bir hatayla tanımlanmaması gerektiğini vurgulayan Bakalım, onları yeniden topluma kazandıracak düzenlemelerin mümkün olduğuna dikkat çekti. “Cezalandırmak kolaydır; onarmak ise gerçek adaletin gereğidir” diyen Bakalım, yasa yapıcıların bu çok boyutlu soruna multidisipliner ve insan onurunu merkeze alan bir yaklaşımla eğilmesinin artık ertelenemez bir ihtiyaç olduğunu ifade etti. Bu süreçte mağdur olan bir gencin sözlerini aktaran Bakalım, “Sürekli hapise gireceğim korkusuyla yaşamak, ömür boyu hapiste olmaktan ne kadar farklı?” dedi ve şu soruyu yöneltti:
“Bir gencin bile böyle yaşamasına seyirci kalmak, taşınması çok ağır bir vebal değil mi?”




