Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, “Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Baş Etmek” temasıyla düzenlenen 5. Antalya Diplomasi Forumu tamamlandı. Zirveye katılan dışişleri bakanları, akademisyenler, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve uzmanlar, Orta Doğu'daki çatışmalardan Batı Trakya Türklerinin sorunlarına kadar geniş bir yelpazede değerlendirmelerde bulundu. Etkinlikte 150 ülke, 66 uluslararası kuruluş, 23 devlet ve hükümet başkanı ile 6400'den fazla misafir bir araya geldi. Forum boyunca yapılan açıklamalarda bölgesel güvenlik krizlerine karşı alınması gereken tedbirler öne çıktı.

AZERBAYCAN DIŞİŞLERİ BAKANI BAYRAMOV TÜRKINFORM'A KONUŞTU

Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov, forumun ana müzakerelerinin başladığını belirterek, “Burada olan bu izdihamı burada olan onlarca dışişleri bakanlarının, siyasetçilerin, bölgede olan gerginliğe rağmen bu formun izdihamla geçmesi Türkiye diplomasisi açısından önemli. Azerbaycan-Türkiye münasebetlerine geldiğimizde ise bunu değerlendirmek çok özel. Münasebetler o sıcak o kadar geniştir ki, siyasetten iktisatta enerjiden nakliyata hem Azerbaycan hem Türkiye'de hoştur. Dünyada numunesi olmayan kadar, bu ülkelerimizi daha yakın, daha güçlü ve zengin eder” diye konuştu.

"TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATI KÜRESEL ÖLÇEKTE ETKİSİNİ ARTIRAN BİR YAPI HALİNE GELDİ"

Bayramov, Türk Devletleri Teşkilatı’nın faaliyetleri hakkında, “Aksine üye ülkeler arasında giderek artan iş birliği ve ilişkilerle daha geniş bir etki alanı oluşturuyor. Son yıllarda bu iş birliklerinin artması, teşkilata olan ilginin ve katılım talebinin de yükseldiğini gösteriyor. Bu durum, teşkilatın lider ülkesi konumunda olan Türkiye’nin dünya siyasetindeki etkisinin ve söz sahibi olma gücünün giderek arttığını ortaya koyuyor. Bu çerçevede yalnızca Türkiye değil, teşkilata üye olan Orta Asya ülkelerinin de uluslararası alandaki etkinliğinin arttığı görülüyor. Bu ülkeler, kendi bölgelerinde daha güçlü bir konuma gelerek belirli alanlarda liderlik rolü üstlenmeye başlıyor. Tüm bu gelişmeler, Türk Devletleri Teşkilatı’nın sadece bölgesel değil, küresel ölçekte de etkisini artıran bir yapı haline geldiğini gösteriyor” dedi.

"TÜRKİYE DÜNYANIN BİRÇOK BÖLGESİNDE ETKİLİ BİR AKTÖR HALİNE GELDİ"

Türkiye’nin dış politikada aktif olarak öne çıktığına işaret eden Bakan Bayramov, “Türkiye, jeopolitik konumu ve diplomatik girişimleriyle dünyanın birçok bölgesinde etkili bir aktör haline gelmiş durumda. Öyle ki bugün uluslararası alanda yaşanan birçok gelişmede Türkiye’nin rolünün hissedildiği ifade ediliyor. Özellikle Afrika kıtasında yürütülen diplomatik faaliyetler, Türkiye’nin küresel ölçekteki etkisini gözler önüne seriyor. Türkiye, diplomatik temsilcilik sayısı bakımından dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer alıyor. Afrika’da açılan büyükelçilikler ve yürütülen projeler, bu etkinliğin somut göstergeleri arasında bulunuyor.” ifadelerini kullandı.

"BU İŞ BİRLİKLERİNİN DAHA SOMUT SONUÇLAR DOĞURACAĞI ÖNGÖRÜLÜYOR"

Bayramov, “2019 yılında başlatılan askeri ve diplomatik süreçlerin ardından Azerbaycan’ın uluslararası ilişkilerde daha görünür hale geldiği belirtiliyor. Özellikle Afrika ülkeleriyle son yıllarda gelişen ilişkiler, Azerbaycan’ın dış politika vizyonunun genişlediğini ortaya koyuyor. Son dönemde Azerbaycan’ın Afrika ülkelerinde diplomatik misyonlar açtığı, bu ülkelerle siyasi ilişkilerin yanı sıra ekonomik projeler, eğitim faaliyetleri ve çeşitli iş birlikleri geliştirdiği ifade ediliyor. Bu süreçte Türkiye ile Azerbaycan’ın birlikte yürüttüğü bazı projelerin de bölgesel anlamda önemli katkılar sağladığı vurgulanıyor. Tüm bu gelişmeler ışığında, önümüzdeki yıllarda hem Türkiye’nin hem de Türk Devletleri Teşkilatı üyesi ülkelerin uluslararası alandaki etkisinin daha da artacağı ve bu iş birliklerinin daha somut sonuçlar doğuracağı öngörülüyor.” diyerek sözlerini tamamladı.

TDT GENEL SEKRETERİ OMURALIEV TÜRKINFORM'A KONUŞTU

Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Genel Sekreteri Kurbanychbek Omuralıev ise, “Antalya Diplomasi Forumu, kısa sürede dünya çapında önemli bir platform haline geldi. Bu forum, yalnızca bölgesel değil, küresel düzeyde de etkili olan diplomasi buluşmalarından biri olarak öne çıkıyor. Bu yönüyle forum, sadece dış politika başlıklarının değil; ekonomi, güvenlik ve diğer önemli alanların da ele alındığı çok boyutlu bir platform haline gelmiş durumda. Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu vizyonu ortaya koyması ve böyle bir platformu hayata geçirmesi son derece önemli bir adımdır.” dedi.

"BU ÜLKELER ARASINDAKİ İŞ BİRLİĞİ GÜVENLİK VE EKONOMİK AÇIDAN BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR"

Orta Doğu’daki gelişmelere değinen Omuralıev, “Cumhurbaşkanımızın Gazze başta olmak üzere Orta Doğu’daki gelişmelerle ilgili yürüttüğü diplomatik girişimler de bu sürecin önemli bir parçasıdır. Aynı şekilde İran, Türkiye, Azerbaycan ve Türkmenistan gibi ülkeler bu coğrafyanın önemli aktörleri arasında yer alıyor. Bu ülkeler arasındaki iş birliği, güvenlik ve ekonomik açıdan büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.

"BUGÜN DÜNYA GENELİNDE BU ÖLÇEKTE AKTİF DİPLOMASİ YÜRÜTEN LİDER SAYISI OLDUKÇA SINIRLI"

Türkiye’nin güçlü bir aktör olduğunu belirten Omuralıev, “Rusya-Ukrayna savaşı başta olmak üzere, Orta Doğu’daki gelişmelerde Türkiye’nin aktif bir diplomasi yürüttüğü açıkça görülüyor. Bu süreçte Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği ve diplomatik girişimleri uluslararası alanda dikkat çekiyor. Bugün dünya genelinde bu ölçekte aktif diplomasi yürüten lider sayısı oldukça sınırlı.” dedi.

"TÜRKİYE'NİN ROLÜ VE YÜRÜTTÜĞÜ DİPLOMASİ BELİRLEYİCİ OLMAYA DEVAM EDECEKTİR"

Suriye meselesine dair Omuralıev, “Bu noktada Türkiye’nin oynadığı rol oldukça önemli. Hem güvenlik hem de diplomasi alanında yürütülen çalışmaların bölgedeki dengelere etkisi büyük. Ayrıca uluslararası aktörlerin de Türkiye’nin bu rolünü yakından takip ettiğini görüyoruz. Nitekim ABD eski Başkanı Donald Trump’ın da Türkiye’nin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bölgedeki etkisine dikkat çeken açıklamaları olmuştu. Sonuç olarak, Antalya Diplomasi Forumu gibi platformlar hem bölgesel hem de küresel sorunların çözümüne katkı sunabilecek önemli zeminler oluşturuyor. Türkiye’nin bu süreçteki rolü ve yürüttüğü diplomasi, önümüzdeki dönemde de belirleyici olmaya devam edecektir.” açıklamalarında bulundu.

DATÜB GENEL BAŞKANI KASSANOV TÜRKINFORM'A KONUŞTU

Dünya Ahıskalı Türkler Birliği (DATÜB) Genel Başkanı Ziyatdin Kassanov da forumda yer alarak, “Türk, Türkiye Cumhuriyeti sadece Türk dünyasının merkezi değil; aynı zamanda bugün İslam âleminin ve hatta farklı dinlerden, farklı ırklardan birçok toplumun ve devletin de güven merkezidir.” dedi.

"KİM HAKLIYSA HER ZAMAN HAKLININ YANINDA DURUYOR"

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın politikalarına değinen Kassanov, “Çünkü Sayın Cumhurbaşkanımız dine, ırka, soya bakmadan bir yaklaşım sergiliyor. Hem Ukrayna-Rusya savaşında hem Gazze’deki olaylarda her zaman tepkisini ortaya koyuyor ve bu olayların sona ermesi gerektiğini söylüyor. Aynı şekilde İran’la ilgili gelişmelerde de iki taraflı değerlendirme yapıyor. Örneğin İran ve Umman arasındaki deniz ticareti konularında, ticari gemilerin güvenliği gerektiğini ifade ediyor; bir yandan da İsrail’i kınıyor. Kendisi farklı bir yaklaşım sergiliyor ve herkese adil davranıyor, taraf tutmuyor. Kim haklıysa her zaman haklının yanında duruyor. İster bir toplum olsun ister bir devlet olsun. Buna göre özellikle Cumhurbaşkanımızın en büyük endişesi, bu hareketlerin uluslararası hukuk ve anlaşmaları bozmasıdır. Çünkü bu gidişat devam ederse dünya çok daha kötü durumlara sürüklenebilir, hatta üçüncü dünya savaşı riski bile ortaya çıkabilir. Bu nedenle Cumhurbaşkanımız Türkiye olarak her zaman barış platformu olmaya hazır olduğumuzu ifade ediyoruz” şeklinde konuştu.

Kassanov1

"BİZ DAHA ÖNCE GÜRCİSTAN'DAN SÜRGÜN EDİLMİŞ BİR TOPLUMUZ"

Ahıska Türkleri konusunu hatırlatan Kassanov, “Dünya üzerindeki tüm problemli ülkeler ve insanlar için Cumhurbaşkanımız gerçekten bir dünya lideridir. Herkesin güvendiği bir isimdir ve özellikle sorun yaşayan devletlere ve toplumlara güven vermektedir. Örneğin Ahıska Türkleri konusunda Sayın Cumhurbaşkanımızın desteğiyle bugünlere geldik. Biz daha önce Gürcistan’dan sürgün edilmiş bir toplumuz. 1944’te yaşanan sürgünden sonra uzun yıllar haklarımız verilmedi. Türklere ve Ahıska Türklerine yönelik çok önemli adımlar atılmıştır. Bugün, Ahıska bölgesinden gelen Türk kökenli insanlar Türkiye’de vatandaş olabilmektedir. İstenmeyen ya da uzun dönem kalış hakkı bulunanlar da bulunmaktadır. 2017-2025 yılları arasında yaklaşık 150 ila 200 bin arasında Ahıska kökenli Türk vatandaş olmuştur. Bunun yanında 182 bin ila 200 bin arasında kişi de uzun dönem ikamet izni almıştır. Vatandaş olamayanlar ise uzun dönem ikamet hakkı ile Türkiye’de yaşamlarını sürdürmektedir ve çocuklarını okutabilmektedir.” ifadelerini kullandı.

"BUGÜN HERKES GURURLA AHISKA TÜRKÜYÜM DİYEBİLMEKTEDİR"

Kassanov, “Bugün Ahıska Türkleri artık dünya tarafından tanınmaktadır. Hatta eskiden bilinmeyen bir kimlikken bugün herkes gururla ‘Ahıska Türküyüm’ diyebilmektedir. Bu da Sayın Cumhurbaşkanımızın göçmenlere ve topluluklara gösterdiği ilgi ve destek sayesinde olmuştur” dedi.

Kassanov2

"2 BİN AİLEYİ GETİRİP YERLEŞTİRMEK HER DEVLETİN BAŞARABİLECEĞİ BİR İŞ DEĞİLDİR"

Ukrayna'dan getirilen aileler hakkında konuşan Kassanov, “Ahlat’a ve Erzincan’a yerleştirdik. Bu program devam ediyor. Bu 2 bin aile yaklaşık 8 bin ila 10 bin kişiye tekabül etmektedir. Bu insanların hayatı kurtarılmıştır. 2015 yılında bir göç gerçekleşmiş, yaklaşık 1800 aile getirilmiştir. 2022 yılında ise ikinci göç olmuş ve yaklaşık 1000 ila 1200 aile daha Türkiye’ye getirilmiştir. Bu da 5 bin ila 6 bin kişiye denk gelmektedir. Bu gerçekten çok büyük bir organizasyondur. İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Göç İdaresi ve tüm kurumlar bu sürecin içinde yer almıştır. 2 bin aileyi getirip yerleştirmek, onların barınmasını, yemeğini, işini ve yaşamını sağlamak her devletin başarabileceği bir iş değildir.” ifadelerine yer verdi.

"BU ÇOK BÜYÜK BİR ORGANİZASYONDUR"

Kassanov, “Bu konuda Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’la, Türk milletiyle ve devletimizle gurur duyuyoruz. Antalya’daki bu forum gerçekten 150 ülkeden gelen katılımcılarla çok büyük bir platform haline gelmiştir. Cumhurbaşkanları, başbakanlar, dışişleri bakanları ve üst düzey yetkililer burada bir araya gelmektedir. Bu çok büyük bir organizasyondur ve Türkiye bunu başarıyla gerçekleştirmektedir. Bu nedenle gerçekten ülkemizle gurur duyuyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımıza ve Türk milletine teşekkür ediyorum” dedi.

KAPADOKYA ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ KARASAR TÜRKINFORM'A KONUŞTU

"KÜRESEL BİR FORUM OLMA YOLUNDA ÇOK HIZLI İLERLİYOR"

Kapadokya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Ali Karasar da forumun etkisini değerlendirerek, “Ben gerçekten Türkiye’nin Davos’u diyebileceğimiz, Türkiye’nin Münih Forumu diyebileceğimiz bir organizasyon olarak görüyorum. Hazırlıkta ve içerikte onlardan çok daha iyi bir noktada. Sadece Türkiye’nin kendi bölgesi değil, komşuluk bölgesi değil, Türk dünyası, İslam dünyası yani küresel bir forum olma yolunda çok hızlı ilerliyor. Bu seneki gündemde belirsizlikler içindeki dünyada geleceği tasarlamak konusu ortaya konuldu. Yapılan konuşmalar ve bütün paneller de bu çerçevede organize edildi” şeklinde konuştu.

"SAVAŞ İLAN ETMEDEN BÜYÜK SAVAŞLAR OLUYOR"

Küresel siyasete ilişkin konuşan Karasar, “Dünyamız özellikle son 10 yıldır ama son 4 yıldır çok büyük belirsizliklerin içine düştü. Dünya öyle bir belirsizlikler dünyası haline geldi ki Amerika Birleşik Devletleri büyük bir devlet gibi davranmıyor artık. Çok küçük oyuncular dünya tarihini değiştirecek kararlar alıyor. Savaş ilan etmeden büyük savaşlar oluyor, dünya piyasaları bir anda yerinden oynuyor. Dünya büyük bir dönüşüm içinde” dedi.

"BARIŞ VE İŞ BİRLİĞİ DÖNEMLERİNDE TOPLUMLAR MÜREFFEH HALE GELMİŞTİR"

Türkiye'nin yaklaşımına dikkat çeken Karasar, “Türk diplomasisi her zaman barıştan yana, her zaman iş birliğinden yana. Dünya tarihi bize göstermiştir ki barış ve iş birliği dönemlerinde toplumlar müreffeh hale gelmiştir. Gazze’deki soykırım gibi hadiseler veya İran’a tek taraflı müdahaleler ve savaşlar, bütün bu ekosistemi bozan işlerdir. Bunları engellemek için Türk diplomasisi elinden geleni yapıyor” ifadelerini kullandı.

"ŞARTSIZ DESTEĞİN ARTIK YAVAŞ YAVAŞ ERİDİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM"

İsrail'e olan desteğin azaldığını belirten Karasar, “Batı’da özellikle İkinci Dünya Savaşı ile ilgili konularda İsrail’e büyük bir sempati vardı. O sempatiyi kaybettiler. ABD’de de Avrupa’da da şartsız desteğin artık yavaş yavaş eridiğini düşünüyorum. Türkiye’nin buradaki duruşu çok iyi. Her zaman tarihte olduğu gibi mazlumun yanında, ihtiyacı olanın yanında yer aldık. Bölgede refahın, barışın ilerlemesi için bölgenin güçlü aktörü Türkiye olacak” değerlendirmesinde bulundu.

ESKİ CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI FUAT OKTAY TÜRKINFORM'A KONUŞTU

"ONLARIN DA ARZUSU BİR AN ÖNCE SORUNUN ÇÖZÜLMESİ"

Eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Fuat Oktay, bölgedeki krizlere ilişkin şunları kaydetti: “İran’daki son durum Dışişleri Bakanı Sayın Arakçi’nin açıklamalarıyla yeni bir evreye geçmiş durumda. Hürmüz Boğazı’ndan ticari gemilerin geçmesine izin vermeleri konusu. Özellikle ateşkes sürecinin devamı çerçevesinde. Bu olumlu bir gelişme ama ümit ediyoruz ki bu kalıcı bir ateşkese ama onun ötesinde kalıcı bir barışa döner. Burada da zaten İran heyeti de vardı. Onlarla da kısa bir görüşme imkanımız oldu, görüştük. Bakan yardımcısı nezdinde temsil edilen bir heyet. Onların da arzusu bir an önce sorunun çözülmesi. Ama Cumhurbaşkanımız da ifade etti; bir tarafında İran bir tarafında Umman’ın olduğu bir körfezden, bir Hürmüz Boğazı’ndan bahsediyoruz.”

"İSRAİL ÇATIŞMALARIN BİTMESİNİ ARZU ETMEYEN KENDİSİ"

Oktay, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Dolayısıyla her iki ülkenin birlikte yönettiği bu ülkede özellikle ticari gemilerin serbest bırakılıyor olması önemli. İran tarafının da beklentisi bir an önce kabul edilebilir çerçevede. Tekliflerle zaten kendi aralarında bu görüşmeler devam ediyor. Bunların kabul edilebilir boyutta olduğu sürece anlaşmanın kalıcı hale gelmesinin mümkün olabileceği. Ama burada asıl sorun İsrail tabi. İsrail bölgedeki özellikle İran’daki, Suriye’deki, Lübnan’daki ve kendi içinde Gazze ve Batı Şeria’daki sorunların, çatışmaların, savaşların bitmesini arzu etmeyen kendisi. Zaten kandan, istikrarsızlıktan beslenen bir ülke. Dolayısıyla İsrail’in bu görüşmeleri sabote etmemesi son derece kritik.”

"ÜMİT EDİYORUZ ABD BU OYUNA GELMEZ"

ABD'nin rolüne de değinen Oktay, “Ümit ediyoruz ki ABD bu oyuna gelmez. Dünyanın diğer ülkelerine baktığınızda ABD’nin kendi yakın ortaklarına dahil buna AB ve NATO üyeleri de dahil aslında bunu çok net görüyor. ABD’yi de dostça uyarıyor aslında. Ümit ediyoruz bu sağlanır bir an önce ve barış hakim olur.” dedi.

GÜMÜLCİNE MÜFTÜSÜ ŞERİF TÜRKINFORM'A KONUŞTU

Gümülcine Müftüsü İbrahim Şerif, forumların kendileri için önemine işaret ederek, “Derdimizi ve problemlerimizi anlatma imkânı buluyoruz” açıklamasını yaptı.

"İSTEDİĞİMİZ TEK ŞEY ULUSLARARASI ANLAŞMALARA UYULMASIDIR"

Lozan Antlaşması'nı hatırlatan Şerif, “Biz müftülük makamının gasp edildiğine inanıyoruz. Müftülüğün yeniden azınlığa iade edilmesini ve halkın kendi müftüsünü seçmesini talep ediyoruz. İstediğimiz tek şey uluslararası anlaşmalara uyulmasıdır.” diye konuştu.

DEB PARTİSİ GENEL BAŞKANI ASAFOĞLU TÜRKINFORM'A KONUŞTU

"BİZİM ADIMIZA ÇOK KIYMETLİ BİR YER VE PLATFORM BURASI"

Yunanistan DEB Partisi Genel Başkanı Çiğdem Asafoğlu da forum hakkında konuşarak, “Forum hakikaten bizim adımıza da çok verimli geçiyor. Birçok kişiyle temas etme ve görüşme fırsatımız oldu. Geçen yıl da buradaydık, bu yıl da buradayız. Bizim adımıza çok kıymetli bir yer ve platform burası” ifadelerini kullandı.

"ANA VATANIMIZ SAĞ OLSUN HEP YANIMIZDA OLDU"

Asafoğlu, “Bizler Batı Trakya Türkleri olarak anavatanımız Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bize her zaman sahip çıktı, her zaman böyleydi. Dolayısıyla ayrıca bir beklentimizin olması söz konusu değil. Ana vatanımız sağ olsun hep yanımızda olduğu için bunlar karşılanmış oluyor. Uzun yıllardan beri sorun yaşıyoruz ve uzun yıllardan beri mücadele veriyoruz. Hakları verilmeyen haklarımız konusunda ne yazık ki ana sorunlarımızdan biri budur. Hatta ana sorunumuz kimliğimizin inkarı ve Yunan devletinin Batı Trakya Türk varlığını görmezden gelmesidir” dedi.

"YUNANİSTAN İNATLA BİZLERİ GÖRMEZDEN GELMEYE DEVAM EDİYOR"

Yunanistan'ın tutumunu eleştiren Asafoğlu, “Yunanistan inatla ve ısrarla bizleri görmezden gelmeye, yok saymaya devam ediyor. Kendine göre çıkardığı kanun hükmünde kararname ve genelgelerle Batı Trakya Türk azınlığının Lozan’dan doğan ve uluslararası anlaşmalardan doğan tüm haklarını görmezden geliyor. Bizler Batı Trakya Türk azınlığı olarak bu kadar baskıya rağmen bugüne kadar her zaman diyalog ve demokrasiyi tercih ettik. Bundan sonra da mutlaka böyle olacak. Türkiye ile Yunanistan arasındaki siyasi ilişkiler buradaki Batı Trakya Türklerinin durumunu etkiliyor. Ancak iyi komşuluk ilişkileri hiçbir zaman Batı Trakya Türk azınlığına yansımıyor” açıklamasını yaptı.

İSKEÇE SEÇİLMİŞ MÜFTÜSÜ TRAMPA TÜRKINFORM'A KONUŞTU

İskeçe Seçilmiş Müftüsü Mustafa Trampa, dil ve din unsurunun önemini vurgulayarak, “Bu iki unsurdan biri eksik olduğunda toplumun ayakta kalması zorlaşır. Özellikle dini özgürlükler bizim için hayati önemdedir” dedi.

"AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ LEHİMİZE KARAR VERDİ"

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne değinen Trampa, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi lehimize karar verdi ancak bu hakkımız iade edilmedi” şeklinde konuştu.

"TÜRKLÜĞÜMÜZDEN RAHATSIZ OLDULAR MÜSLÜMANLIĞIMIZI PARÇALADILAR"

Bölme politikalarından bahseden Trampa, "Yunan hükümeti Müslümanları da ikiye ayırmaya kalktı bunlar Alevi dedi bir kısmı sürekli böyle bölme parçalamaya yönelik bir pozisyona giriyorlar. En sonunda Batı Trakya ifadesinden de rahatsız olmaya başladılar. Burada batı Trakya diye bir yer yok burası Trakya diye mahkemeye başvurdular bundan bile rahatsız oldular. Dolayısıyla Türklüğümüzden rahatsız oldular Müslümanlığımızı parçaladılar halbuki biz Alevi kardeşlerimizle biz birlik ve beraberlik içerisinde yaşıyoruz hiçbir sorunumuz yok bütün bizim sosyal organizasyonlarımız hep beraber şimdi onlar bunlardan bir kısmını aldılar siz farklısın dediler." ifadelerini kullandı.

"NEDEN TRAKYA'DA TÜRK KELİMESİNDEN RAHATSIZ OLUNUYOR BİLMİYORUZ"

İstanbul'daki Rum toplumu ile karşılaştırma yapan Trampa, “İstanbul’daki Rum tabelalarından kimse rahatsız olmuyor. Neden Trakya’da Türk kelimesinden rahatsız olunuyor, bunu anlamak mümkün değil” dedi.

ORTA DOĞU UZMANI DR. ORHAN TÜRKINFORM'A KONUŞTU

"SURİYE HÜKÜMETİ EGEMENLİĞİNİ VE OTORİTESİNİ TESİS ETMİŞ DURUMDA"

Orta Doğu Uzmanı Dr. Oytun Orhan, Suriye’deki duruma ilişkin, “Suriye hükümeti neredeyse ülkenin tamamında egemenliğini ve otoritesini tesis etmiş durumda. Tabi Suriye’nin en büyük önceliği artık güvenliğin tesis edilmesinin ardından ekonomi ve yeniden inşa meselesi haline gelmiş durumda. Bu çerçevede Suriye’nin uluslararası topluma hem ülkenin güvenli olduğuna dair bir mesaj vermesi hem de daha dengeli bir dış politika yaklaşımı sergilemesi gerekiyor. Bunun Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın açıklamalarına da yansıdığını görüyoruz. Hatta İsrail konusunda bile daha önceki dönemlere kıyasla çok daha temkinli bir dil kullanıldığı, aşırı agresif ve sert açıklamalardan kaçınıldığı dikkat çekiyor. Aynı şekilde bölgedeki İran geriliminde de doğrudan bir pozisyon almaktan uzak durulmaya çalışıldığı görülüyor. Bu yaklaşım, Suriye’nin kendisini bölgesel çatışmaların dışında tutarak daha çok iç istikrara ve yeniden inşa sürecine odaklanma çabasını ortaya koyuyor. Şara’nın mesajlarında da genel olarak bu denge arayışı ve pragmatik dış politika yönelimi açık şekilde gözlemleniyor.” ifadelerini kullandı.

"YABANCI UNSURLARIN DA ÜLKE DIŞINA ÇIKTIĞI İFADE EDİLİYOR"

SDG/YPG entegrasyonu hakkında Orhan, “Türkiye açısından uzun süredir sorun teşkil eden SDG/YPG’nin entegrasyonu konusunda sürecin büyük ölçüde tamamlandığı görülüyor. Yabancı unsurların da ülke dışına çıktığı ifade ediliyor. Ülkenin uluslararası topluma güvenli olduğu mesajını vermesi gerekiyor. Aynı zamanda daha dengeli bir dış politika sergilenmesi gerektiğini görüyoruz. İsrail konusunda aşırı sert ve agresif açıklamalardan kaçınıldığını, İran-İsrail geriliminde ise doğrudan pozisyon almaktan uzak durulduğunu görüyoruz. Bu da daha dengeli bir Suriye arayışına işaret ediyor.” dedi.

"İSRAİL İLE SURİYE ARASINDA REVİZE EDİLMİŞ BİR METİN ÜZERİNDE SÜREÇ YÜRÜTÜLÜYOR"

Güvenlik anlaşması sürecine ilişkin konuşan Orhan, “İsrail ile Suriye arasında 1974 güvenlik anlaşmasını temel alan ve revize edilmiş bir metin üzerinde süreç yürütülüyor. ABD’nin arabuluculuğunda, Türkiye’nin de destek verdiği bir çaba söz konusu. Eğer bu anlaşma sağlanabilirse, İsrail’in Suriye’deki varlığının özellikle devrim sonrası oluşan yeni işgal alanları bakımından belirli ölçüde gerilemesi ve aynı zamanda Suriye’ye yönelik artan askeri saldırıların önüne geçilmesi hedefleniyor. Bu çerçevede yoğun diplomatik görüşmelerin sürdüğü belirtiliyor. Öte yandan İsrail’in işgal ve yayılmacı politikalarını tamamen sonlandırmadığı, son dönemde yaşanan İran gerilimini de gerekçe göstererek özellikle güneyde Suveyde ve Dürzi bölgeleri ile Lübnan sınır hattında güvenlik gerekçesiyle bazı askeri hareketliliklerini sürdürdüğü görülüyor” ifadelerini kullandı.

"ABD AÇISINDAN BU SAVAŞ SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR NOKTADA DEĞİL"

Bölgedeki dengeler bağlamında Orhan, “ABD’nin tavrı burada belirleyici olacak. ABD içinde İsrail’e yönelik daha eleştirel bir yaklaşım oluştuğunu görüyoruz. Şu an gelinen noktada savaşın en azından psikolojik ve hedefler açısından İran’ın kazanan tarafta olduğu görülüyor. ABD açısından bu savaş sürdürülebilir bir noktada değil. Ekonomik getirisi yok, güvenlik açısından da bir kazanım sağlamıyor. Aksine uluslararası alanda yalnızlaşma etkisi yaratıyor.” açıklamalarında bulundu.

"YENİ BİR ATEŞKES VE İKİNCİ TUR GÖRÜŞMELERİN GERÇEKLEŞMESİ BEKLENİYOR"

Orhan sözlerine şöyle devam etti: “Önümüzdeki hafta içerisinde, Pazartesi veya Salı günü yeni bir ateşkes ve ikinci tur görüşmelerin Pakistan’ın İslamabad kentinin arabuluculuğunda gerçekleşmesi bekleniyor. Bu süreçte atılan adımların, tarafların masa öncesinde sahadaki pozisyonlarını güçlendirme çabası olarak değerlendirilmesi gerektiğini söylemek mümkün. Yani sahada yaşanan her gerginliği, ateşkes görüşmelerinin başarısız olacağı ya da sürecin tamamen çökeceği şeklinde yorumlamak doğru olmaz. İlk ateşkes görüşmesinden bir gün önce Donald Trump’ın İran’a yönelik oldukça sert ve yüksek tonda açıklamalar yaptığı, ‘İran’ın uygarlığını yok edeceğiz, ortadan kaldıracağız’ gibi ifadeler kullandığı görülmüştü. Ancak buna rağmen daha sonra tarafların yeniden masaya oturduğu da bir gerçek. Bu nedenle yaşanan gelişmeleri, müzakereler öncesi tarafların pazarlık gücünü artırmaya dönük hamleler olarak okumak gerekir. Trump’ın söylemlerinin zaman zaman sahadaki gerçeklikle tam örtüşmediği, buna rağmen bir çıkış arayışı içinde olduğu da gözlemleniyor. Zira mevcut tablo, savaşın Trump açısından sürdürülebilir bir noktada olmadığını gösteriyor.”

"BU GEÇİŞ NOKTALARI İRAN'I MASADA GÜÇLÜ KILIYOR"

İran'ın baskı araçlarına değinen Orhan, “Hürmüz Boğazı kartının ne kadar etkili olduğu görüldü. Babülmendep de buna eklenebilir. Bu geçiş noktaları İran’ı masada güçlü kılıyor. ABD’nin bu savaşı sürdürmek istemeyeceği ve bir noktada ateşkesin gündeme geleceği kanaatindeyim.” dedi.

"SAVAŞIN SONA ERMESİ HALİNDE İSRAİL İÇ SİYASETİNDE CİDDİ TARTIŞMALAR YAŞANACAK"

Savaşın olası sonuçlarına ilişkin ise Orhan, “Bu süreçte kazanan taraf İran olacaktır. ABD ise ekonomik kazanımlar üzerinden bir zafer söylemi üretmeye çalışacaktır. Kaybeden kim olur diye sorarsanız, İsrail olacağı kanaatindeyim” diyerek sözlerini tamamladı.

Kaynak: HABER MERKEZİ