Üsküdar'da, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı'nın girişine hakim noktada yükselen Ayazma Camii, Osmanlı mimarisinde Batı etkilerinin belirginleştiği 18. yüzyıl eserleri arasında dikkati çekiyor.
Sultan 3. Mustafa tarafından annesi Mihrişah Emine Sultan adına 1760-1761 yıllarında inşa ettirilen cami, Nuruosmaniye Camii ile başlayan Osmanlı barok üslubunun Üsküdar’daki önemli örneklerinden biri olarak gösteriliyor. Arşiv belgelerine göre, caminin bulunduğu yerde daha önce Ayazma Sarayı ve bahçesi yer alıyordu. Caminin inşasıyla birlikte vakıf olarak bir hamam ile çok sayıda dükkan ve han yaptırıldı; ayrıca hamam ve avluya bitişik çeşmeye Bulgurlu’dan su getirildi.
Etrafı duvarla çevrili geniş avlunun ortasında yer alan camiye, yarım yuvarlak biçimli on basamaklı bir merdivenle çıkılıyor. Avlu kapılarının üzerinde celi hatla yazılmış ayetler bulunuyor. Dikdörtgen planlı harim, dört kemere oturan tek kubbeyle örtülürken, caminin sol tarafına bitişik, sokak yönünde taş konsollar üzerine oturan çıkması bulunan hünkar köşkü, iki katlı galerisiyle dikkat çekiyor. Bu galeri, caminin içindeki hünkar mahfiline bağlanıyor. Mahfilin altın yaldızlı süslemeleri, ziyaretçilere göz alıcı bir görünüm sunuyor.
Avrupa sanat üsluplarının hakim olduğu bir dönemde inşa edilen camide, büyük kemerlerin içlerindeki pencerelerde Türk mimarisi özelliklerini taşıyan kemerler yer alıyor. Mihrap, minber ve kürsü ise mermer ve farklı renkli taşların ustalıkla birleştirilmesiyle zengin bir kompozisyon oluşturuyor. Caminin duvarlarında, küçük konsollar üzerine oturtulmuş minyatür köşk biçiminde kuş evleri bulunurken, hazirede saray mensuplarına ait çok sayıda mezar yer alıyor. Ayazma Camii’nin sıbyan mektebi, hamamı ve muvakkithanesi ise günümüze ulaşmamış durumda.
Marmara Üniversitesi (MÜ) İlahiyat Fakültesi Türk İslam Sanatları Tarihi Ana Bilim Dalı öğretim görevlisi Efdaluddin Kılıç, Ayazma Camii’nin mimari dokusunu ve tarihi özelliklerini anlattı. Kılıç, Üsküdar’ın geçmişte İstanbul’un dışında kaldığını ve bölgedeki tarihi mekanlardan birinin Ayazma Camii olduğunu belirtti.
Kılıç, caminin 1760’lı yıllarda 3. Mustafa tarafından yaptırıldığını, bulunduğu yerde Ayazma Sarayı’ndan bahsedildiğini ancak kalıntılarının bulunmadığını aktardı. "İçerisinde daha çok Avrupai tarzda süsleme anlayışı var. Binanın kendisi de strüktürel anlamda daha Avrupai çizgilerin hakim olduğu bir dönemin eserlerinden sayılabilir. İçerisinde kullanılan renkler, desen anlayışı bunu ifade ediyor. Ayrıca minberinde, mihrabında, vaaz kürsüsünde kullanılan mermer ve renkli taşlar Avrupai tarzı çağrıştırıyor." dedi.
Camiye destek amacıyla bazı dükkanlar da inşa edildi; ancak bazı yapı birimleri günümüze ulaşmamış durumda. Kılıç, "Her büyük caminin bulunduğu bölgede sosyal hayatı da zenginleştirecek şekilde sıbyan mektebi, hamam ve çeşmelerin olması, o bölgeye önemli bir katkı sağlıyor. Yapının kendisi beraberinde külliye mantığıyla inşa edilmiş. Halkın ihtiyacını karşılayacak yapılarla oraya çok farklı bir güzellik katmış oluyor." ifadelerini kullandı.
Kılıç, suyun yapı malzemesi ve işlevi açısından önemine de dikkat çekerek, Mimar Sinan’ın eserlerindeki uygulamalardan örnek verdi. "Ustalardan birisinin ikide bir inşaatın üst katlarına elinde büyük bir taş olduğu halde çıkıp indiği anlatılır. Ama bunu yerine de yerleştirmediği gözlemlenir. Bunun sebebi sorulduğunda onun da ‘Abdestsiz olduğunu, abdestsiz olarak Allah’ın mabedine bir taş yerleştirmek istememe endişesinin bulunduğunu’ dile getirdiği ifade edilir. Bunun üzerine de hemen oraya hamam yapılarak, ustaların gerekli fiziki ve manevi temizliklerini yapmaları, gönül rahatlığıyla bir mabet inşaatında çalışmaları temin edilmiş oluyor." dedi.
Caminin içerisinde, son dönem Osmanlı camilerine yakıştırılabilecek şekilde eklemlendirilmiş hünkar mahfili bölümleri de yer alıyor. Hazirede ise önemli saray mensuplarının defnedildiğini ve bazı taşların hala korunduğunu belirten Kılıç, Vaka-i Hayriye sonrası ölmüş veya eski yeniçerilere ait özel taşlar bulunduğunu vurguladı.
Kılıç, hat sanatı açısından da Ayazma Camii’nin önemli bir örnek teşkil ettiğini ifade ederek, "Burada Bosnalı bir hattatın ismi geçiyor. Hat sanatı açısından bakıldığında her hazirede ve camide rastlanmayan bir durumdan Ayazma Camii’nde bahsediliyor. Caminin giriş tarafında Veliyüddin Efendi tarafından yazılmış kitabe yer alıyor. Veliyüddin Efendi, talik yazısının İstanbul’a geldiği dönemlerde önemli ve kuvvetli talik yazan üstatlardan birisi. Aynı zamanda Şeyhülislam da olan ve devlet protokolünde de çok önemli bir mevkide bulunan Veliyüddin Efendi’nin izleri mevcut." dedi.