Konuyu Türkinform’a değerlendiren psikologlar, gençlerdeki bu psikolojik yükün tek bir nedene bağlı olmadığını, aksine dijitalleşmeden gelecek belirsizliğine kadar uzanan çok boyutlu bir sürece işaret ettiğini belirtiyor.
Psikologlar ve çocuk gelişimi uzmanları, gençlerde ve çocuklarda görülen kaygı bozukluklarını 5 ana başlıkta şöyle özetliyor:
1-SOSYAL MEDYADA BEĞENİLME DÜRTÜSÜ
Psikologlar, sosyal medyanın gençlerde anksiyetenin en güçlü nedenleri arasında olduğuna dikkat çekiyor. Sosyal medyada önlerine çıkan daha başarılı, daha mutlu, daha güzel hayatlara ilişkin paylaşımlar nedeniyle gençler, kendilerini yetersiz hissetmeye başlıyor.
Uzmanlar, bu durumun öz güven kaybına ve kronik kaygıya yol açtığını belirtiyor. Özellikle ergenlik döneminde, kimlik gelişimi sürecinde olan bireyler için bu kıyaslama baskısı çok daha yıkıcı olabiliyor.
2-GELECEK KAYGISI
Gençlerin önemli bir kısmının, mezun olsa bile iş bulamayacağı endişesi taşıdığını ifade eden uzmanlar, ayrıca ekonomik istikrarsızlık nedeniyle yoğun stres altında olduklarını vurguluyor. Araştırmalara göre gençlerin yüzde 65’i gelecek kaygısı yaşıyor. Bu belirsizlik hissinin, beyinde sürekli olarak “tehdit” algısı oluşturduğu ve buna bağlı olarak da anksiyete düzeyinin yükseldiğine işaret ediliyor.
3-SADECE BAŞARIYA ODAKLANMAK
Eğitim sistemindeki sınavlar, notlar ve sürekli rekabet ortamında olmak da gençlerin kaygılarını artırıyor. Çocuklar ve gençlerin, alınan notları çoğu zaman başarıya endeksli görmesi nedeniyle “yeterli olamama korkusu” yaşadığı, özellikle lise ile üniversite çağında anksiyete vakalarını tetiklediği belirtiliyor.
4-HABER AKIŞINA MARUZ KALMAK
Sosyal medya ve dijital kanallar üzerinden sürekli kötü haber akışına maruz kalmak da gençlerin ruh sağlığını doğrudan etkilerken, uzmanların haber yorgunluğu olarak tanımladığı bu durum, bireyde kronik stres ve duygusal tükenmişlik yarattığı ifade ediliyor.
5-ZAYIF AİLE BAĞLARI
Dijital iletişim artarken, ikili ilişkiler ve aile bağlarının azalmasının, gençlerde yalnızlık hissini derinleştirdiğini kaydeden uzmanlara göre sosyal bağların zayıflaması, anksiyeteyi artıran önemli bir faktör.
Pandemi sonrası dönemde bu durumun daha da belirgin hale geldiği ve gençlerin sosyal ortamlarda kendilerini daha güvensiz hissettiği ifade ediliyor.
Uzmanlar, gençlerde artan anksiyetenin bireysel zayıflık olarak görülmemesi gerektiğini vurguluyor. Aksine bu durum, içinde bulunulan çağın koşullarının bir yansıması olarak kabul edilirken, çözüm önerileri de şöyle sıralanıyor:
-Ailelerin bilinçlendirilmesi.
-Okullarda psikolojik destek sistemlerinin güçlendirilmesi.
-Sosyal medya kullanımının dengelenmesi.
-Gençlerin duygularını ifade edebileceği alanların artırılması.
TOPLUMSAL BİR SORUN
Uzmanlar, anksiyetenin tamamen ortadan kaldırılması gereken bir duygu değil, doğru yönetilmesi gereken bir sinyal olduğunun altını çiziyor. Bu sinyalin sürekli açık kalmasının gençlerin ruh sağlığını tehdit eden bir noktaya ulaştığı belirtiliyor.
Çocuklar ve gençler arasında artan anksiyete vakalarının yalnızca bireysel değil eğitimden ekonomiye, dijital kültürden toplumsal yapıya kadar uzanan geniş bir çerçevede ele alınması gereken bir sorun olarak kabul edilmesi gerektiği ifade ediliyor.




