Türkiye’de aile yapısını ve demografik geleceği ilgilendiren önemli bir adım olarak Resmî Gazete’de yayımlanan 'Aile ve Nüfus On Yılı (2026–2035)' programı, sadece sosyal politikalar açısından değil, çalışma hayatı bakımından da yeni tartışmaları beraberinde getirdi. Hakan Toy, söz konusu programın stratejik bir vizyon ortaya koyduğunu belirtirken, bu hedeflerin sahada karşılık bulabilmesi için emekçilerin çalışma koşullarının da eş zamanlı olarak iyileştirilmesi gerektiğine dikkat çekti.
AİLE POLİTİKALARININ YÜKÜ EMEKÇİNİN OMUZLARINDA ARTABİLİR
Türkiye Sağlık ve Sosyal Hizmet İşçileri Sendikası tarafından yapılan değerlendirmede, aileyi merkeze alan bu uzun vadeli planın, kamu yönetiminde planlı ve bütüncül yaklaşımın güçlü bir örneği olduğu vurgulandı. Ancak açıklamada, sosyal politika hedeflerinin doğrudan sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının omuzlarına daha fazla iş yükü olarak dönebileceği uyarısı da yapıldı. Artan hizmet talebinin, mevcut personel üzerinde baskıyı artırdığına işaret edilerek, insan kaynağı planlamasının güçlendirilmesinin kaçınılmaz olduğu ifade edildi.

HAFTALIK ÇALIŞMA SÜRESİ 40 SAATE DÜŞÜRÜLMESİ
Sendika, özellikle çalışma süreleri ve aile-iş dengesi konusunda somut adımlar atılması gerektiğini belirtti. Bu kapsamda haftalık çalışma süresinin 40 saate düşürülmesi önerilirken, daha insani çalışma koşullarının hem çalışan sağlığını koruyacağı hem de hizmet kalitesini artıracağı dile getirildi. Açıklamada, çalışan annelere yönelik desteklerin genişletilmesi de öne çıkan başlıklar arasında yer aldı. Doğum sonrası süt izninin ilk 6 ay için günlük 3 saat, ikinci 6 ay için ise 1,5 saat olarak düzenlenmesi gerektiği vurgulanırken, bu adımın hem anne hem de bebek sağlığı açısından kritik olduğu kaydedildi.
Öte yandan, özellikle vardiyalı çalışan sağlık ve sosyal hizmet emekçileri için kreş desteğinin hayati bir ihtiyaç olduğuna dikkat çekildi. 24 saat hizmet verebilen, erişilebilir ve ücretsiz kreş imkanlarının sağlanmasının, çalışanların aile yaşamını sürdürebilmesi açısından belirleyici olacağı ifade edildi.
MAĞDURİYETLERİN GİDERİLMESİ AÇISINDAN KRİTİK BİR ADIM
Açıklamada dikkat çeken bir diğer başlık ise tayin ve becayiş hakkına ilişkin gelişmeler oldu. 2018 yılında 696 sayılı KHK ile kadroya geçirilen sürekli işçilerin yer değişikliği hakkını sınırlayan düzenlemenin iptal edilmesi, sendika tarafından “önemli bir kazanım” olarak değerlendirildi. Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bu kararın, uzun süredir devam eden mağduriyetlerin giderilmesi açısından kritik bir adım olduğu ifade edildi.
BÜTÜNCÜL BİR YAKLAŞIM
Bununla birlikte, iptal kararının yürürlüğe giriş süresinin dokuz ay sonrası olarak belirlenmesi, mevcut sorunların bir süre daha devam edeceği anlamına geliyor. Sendika, bu sürecin hızlandırılması gerektiğini vurgulayarak, düzenlemenin gecikmeden hayata geçirilmesi çağrısında bulundu. Özellikle Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin tatile girmeden önce gerekli yasal düzenlemeyi tamamlamasının büyük önem taşıdığı belirtildi. Eğitim dönemi, barınma planları ve aile düzeninin korunması açısından zamanlamanın kritik olduğuna işaret edildi.
Son olarak sendika, aile bütünlüğünü güçlendirmeyi hedefleyen politikaların, sahada görev yapan emekçilerin aile yaşamını da kapsaması gerektiğinin altını çizdi. Çalışanların yaşam koşullarını iyileştirmeyen hiçbir düzenlemenin kalıcı başarı sağlayamayacağı vurgulanırken, emekçilerin haklarını gözeten bütüncül bir yaklaşımın zorunlu olduğu ifade edildi. Sendika, emekçi lehine atılacak her adımda destek vermeye devam edeceğini de yineledi.




