Koşuşturmanın hiç durmadığı, günün sabahın ilk ışıklarıyla başlayıp gece geç saatlere kadar devam ettiği bir düzende yaşıyoruz. Ev işleri, iş hayatı, çocukların sorumlulukları, eş ve aile ilişkileri derken insanlar adeta sürekli hareket halinde kalmak zorunda hissediyor. Bir yandan yetişilmesi gereken işler, diğer yandan bitmeyen planlar ve sorumluluklar, hayatı durmaksızın akan bir akışa dönüştürüyor. Bu hızın içinde çoğu zaman bir günün nasıl geçtiği bile fark edilmezken, insanlar kendilerine ayıracak küçük bir nefes alanı bulmakta zorlanıyor.
Modern yaşamın getirdiği bu yoğun tempo, bireyleri sürekli “yetişme” ve “eksik kalmama” baskısı altında tutarken, günler birbirine benzer bir telaş içinde akıp gidiyor. Sabah başlayan koşturma, gün içinde bir görevden diğerine sürüklenme ve akşam olduğunda bile tamamlanmamış işler listesi, hayatın doğal akışını yorucu bir döngüye dönüştürüyor. Bu döngü içerisinde insanlar çoğu zaman kendi ihtiyaçlarını, duygularını ve dinlenme haklarını ikinci plana atmak zorunda kalıyor.
Peki, günümüzün hızlı yaşam temposu ruh sağlığını nasıl etkiliyor? Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi ve Bilişim Teknolojileri Uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık, Türkinform’a değerlendirmelerde bulundu.
“GÜNÜMÜZ DÜNYASI BİZE "HIZ" SATIYOR AMA BEDELİNİ RUH SAĞLIĞIMIZLA ÖDÜYORUZ””
“Günümüz dünyası bize "hız" satıyor ama bedelini ruh sağlığımızla ödüyoruz” diyen Kırık, sürekli bir şeylere yetişme telaşının, beynin durmaksızın "savaş ya da kaç" modunda tuttuğunu belirtti.
“KRONİK KAYGI, BİTMEYEN BİR YETERSİZLİK HİSSİ VE 'ANIN' KAÇIRILMASI”
Bunun sonunda kronik kaygının, bitmeyen bir yetersizlik hissinin ve anın kaçırılması gibi durumların oluştuğunu ifade eden Ali Murat Kırık, “Bugün insanlık, her şeye ulaşıp hiçbir şeyin tadını çıkaramama paradoksu yaşıyor.” dedi.
“SOFRADAKİ YEMEĞİ HIZLICA TÜKETİYORUZ AMA O SOFRADAKİ BİRLİKTELİĞİ RUHUMUZDA TAMAMLAYAMIYORUZ”
Hızın, ruhun sindirim sistemini bozduğunu aktaran Kırık, ruhun doğası gereği yavaş büyüdüğünü ve yavaş iyileştiğini ifade etti. Kırık, sofradaki yemeğin hızla tüketildiğini ancak sofradaki birliktelik ruhunu tamamlayamadığını kaydetti.
Ali Murat Kırık, “Koşarak gittiğimiz o hedef çizgilerinde, aslında kendi kendimizden uzaklaşıyoruz. Adeta son sürat giden bir hızlı trende manzaranın tadını çıkarmaya çalışıyoruz; oysa o hızda pencerelerden geriye sadece bulanık bir görüntü kalıyor” ifadelerini kullandı.




