Orta Doğu’da artan tansiyon, küresel enerji piyasalarının en kritik geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı’nı yeniden gündemin merkezine taşıdı. Basra Körfezi’ni Umman Denizi’ne bağlayan bu dar su yolu, günde yaklaşık 17–20 milyon varil petrolün geçişine ev sahipliği yapıyor. Bu rakam, dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20-30’una karşılık geliyor.

Images-91

STRATEJİK KONUMU NEDEN HAYATİ?

Hürmüz Boğazı; Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin enerji ihracatının ana çıkış kapısı. LNG sevkiyatının da önemli bir bölümü bu hatta bağlı.

Boğazın en dar noktası yaklaşık 33 kilometre olsa da, tanker geçiş koridorları oldukça sınırlı. Bu da bölgeyi askeri ve siyasi açıdan son derece kırılgan hale getiriyor.

Deniz hukuku uzmanı, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Deniz Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hakan Karan, Hürmüz Boğazı’nın yalnızca ekonomik değil aynı zamanda uluslararası hukuk açısından da kritik bir konumda bulunduğunu belirtti.

Karan, TÜRKİNFORM’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:

“Hürmüz Boğazı, uluslararası deniz hukukunda transit geçiş rejimine tabi olan bir su yoludur. Bu tür boğazlarda barış zamanında seyrüsefer serbestisi esastır. Ancak bölgesel bir çatışma durumunda özellikle sahildar devletlerden birinin fiili engellemelerde bulunması ihtimali ortaya çıkabilir. Böyle bir durum uluslararası ticaretin akışını ciddi biçimde sekteye uğratabilir.”

Hurmuz B

“HUKUKEN AÇIK OLAN GEÇİŞ TİCARİ OLARAK DURABİLİR”

LezMaris (Deniz Hukuku Araştırmaları Derneği) Başkanı Prof. Dr. Hakan Karan, Hürmüz Boğazı’nın hukuken transit geçiş rejimine tabi olduğunu ancak siyasi ve ticari gerçekliğin her zaman hukuki prensiplerle örtüşmeyebileceğini vurguladı.

Karan şu değerlendirmede bulundu:

“Hürmüz Boğazı gibi uluslararası seyrüsefere açık boğazlarda temel prensip transit geçiş rejimidir ve bu rejim geçişin engellenemeyeceğini, askıya alınamayacağını öngörür. Ancak hukuki ilke ile siyasi gerçeklik her zaman örtüşmeyebilir. Bölgedeki güvenlik riskinin artması özellikle petrol ve LNG taşıyan tankerlerin geçişini zorlaştırabilir ve deniz ticaretini hem riskli hem de daha maliyetli hale getirebilir.”

Karan’a göre böyle bir senaryoda deniz taşımacılığı zincirinde ciddi bir domino etkisi oluşabilir.

“Başta gemi kira ve çarter sözleşmeleri olmak üzere deniz ticareti sözleşmelerindeki force majeure ve savaş klozları devreye girebilir. Devlet destekli konvoy uygulamaları gündeme gelebilir, uluslararası donanma devriyeleri artırılabilir. Buna paralel olarak savaş riski teminatları daraltılabilir ya da sigorta primleri keskin biçimde yükselebilir.”

En kritik noktanın sigorta mekanizması olduğunu belirten Karan şöyle devam etti:

Sürücüler dikkat! Akaryakıta ÖTV zammı geliyor
Sürücüler dikkat! Akaryakıta ÖTV zammı geliyor
İçeriği Görüntüle

“Denizcilikte krizler çoğu zaman mahkeme salonlarında değil sigorta piyasasında çözülür. Eğer sigorta teminatı sağlanamıyorsa, hukuken açık olan bir geçiş ticari olarak fiilen durabilir.”

Hürmüz Boğazı 2

TÜRKİYE İÇİN İLK ETKİ FİYAT ŞOKU OLABİLİR

Prof. Dr. Hakan Karan’a göre Türkiye açısından ilk etki çoğu zaman fiziksel bir arz kesintisinden ziyade fiyat artışı şeklinde ortaya çıkabilir.

Karan bu durumu şöyle değerlendirdi:

“Türkiye açısından en hızlı etki genellikle fiziksel bir arz kesintisi değil, doğrudan fiyat artışı şeklinde ortaya çıkar. Enerji ithalat maliyetlerinin yükselmesi, navlun ve bunker yakıt fiyatlarının artması elektrik üretim maliyetlerini ve sanayi girdi fiyatlarını da yukarı çeker. Bu durum zincirleme şekilde enflasyonist baskıyı artırabilir.”

69A5Fdfc2F018E8A84C81Fc9

LNG RİSKİ DAHA DOĞRUDAN

Doğalgaz tarafında ise riskin daha doğrudan hissedilebileceğine dikkat çeken Karan şunları söyledi:

“Türkiye dönemsel olarak LNG kullanım oranı yüksek bir ülke. Hürmüz Boğazı kaynaklı bir aksama doğrudan gaz kesintisi anlamına gelmeyebilir ancak daha pahalı spot LNG alımını gündeme getirebilir. Bu durum hem cari açık hem de iç piyasa maliyetleri üzerinde ek baskı oluşturabilir. Kısa vadede net etkinin maliyet artışı yönünde olacağını söyleyebiliriz.”

Hürmüz Boğazı Kapanırsa

KRİZ UZARSA TÜRKİYE’NİN STRATEJİK ROLÜ ARTABİLİR

Karan, uzun vadede jeostratejik dengelerin de değişebileceğine işaret etti.

“Kriz dönemlerinde jeostratejik konumlar daha fazla önem kazanır. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’nin enerji transit ülkesi rolü ve alternatif enerji koridoru niteliği daha da öne çıkabilir.”

Hürmüz Bogazı-4

HÜRMÜZ SADECE BİR BOĞAZ DEĞİL

Hürmüz Boğazı, küresel ekonominin en kritik enerji damarlarından biri olarak görülüyor. Bu bölgede yaşanacak her gerilim; petrol fiyatlarından enflasyona, döviz kurlarından büyüme oranlarına kadar geniş bir etki alanı yaratabiliyor.

Gerilimin süresi ve yayılımı belirleyici olacak. Ancak uzmanlara göre Hürmüz’deki tansiyon yalnızca bölgesel değil, küresel ekonomi için de kritik bir eşik anlamına geliyor.

Kaynak: HABER MERKEZİ