Atlantic Council etkinliğinde konuşan Fatih Birol, küresel enerji sisteminin karşı karşıya olduğu risklerin henüz tam olarak fiyatlanmadığını vurgulayarak, enerji güvenliği açısından tarihin en kritik döneminden geçildiğine dikkat çekti.
1970’LERDEN DAHA AĞIR BİR TABLO
Fatih Birol, mevcut enerji krizini dünya ekonomisini sarsan 1973 ve 1979 petrol krizleriyle kıyasladı. Geçmişteki bu krizlerde günlük 5 milyon varil civarında olan arz kaybının, bugün Hürmüz Boğazı'ndaki abluka nedeniyle 13 milyon varile ulaştığını ifade eden Birol, bu rakamın küresel ekonomi için "tarihteki en büyük enerji güvenliği tehdidi" olduğunu vurguladı. Birol’a göre, mevcut arz açığı geçmişteki şokların iki katından fazla bir ağırlığa sahip.

PİYASA VE GERÇEKLİK ARASINDAKİ KOPUKLUK
Petrol fiyatlarının yükselmesine rağmen bu artışın sorunun derinliğini yansıtmadığını belirten Birol, piyasa algısı ile sahadaki gerçekler arasında ciddi bir "kopukluk" olduğunu savundu. "Ancak yakında bu ikisinin birbirine yakınsadığını göreceğiz" diyen Birol, bu durumun küresel ekonomi açısından son derece hassas ve sarsıcı bir süreci başlatabileceği konusunda uyarıda bulundu. Bu yakınsama, fiyatlarda çok daha keskin ve öngörülemez bir tırmanışa işaret ediyor.
80 KRİTİK TESİS AĞIR HASARLI
Enerji altyapısında meydana gelen fiziksel tahribatın boyutlarını ilk kez bu kadar net ortaya koyan Birol; petrol sahaları, rafineriler ve terminaller dahil olmak üzere 80'den fazla tesisin zarar gördüğünü açıkladı. Bu tesislerin üçte birinden fazlasının "ağır ve çok ağır hasarlı" olduğunu belirten IEA Başkanı, sorunlar bugün çözülse dahi enerji piyasasının kriz öncesi seviyelere dönmesinin 2 yılı bulabileceğini dile getirdi. Özellikle mali imkanları kısıtlı ülkeler için toparlanma süreci çok daha sancılı olacak.

IEA TARİHİNİN REKOR REZERV HAMLESİ
Krizin etkilerini dengelemek adına IEA üye ülkelerinin mart ayında aldığı 400 milyon varillik stratejik rezerv kararını hatırlatan Birol, bu adımın kurum tarihindeki en büyük ve en hızlı uygulama olduğunu belirtti. Bu rekor müdahalenin piyasaya nefes aldırmayı amaçladığını ancak kalıcı çözümün sahadaki hasarın onarılmasına ve Hürmüz Boğazı'ndaki akışın normale dönmesine bağlı olduğunu vurguladı.




