SALDIRI TRAFİĞİNİN MERKEZİNDE KÖRFEZ VAR
İran’ın 28 Şubat ile 21 Mart tarihleri arasında gerçekleştirdiği devasa misilleme harekatında hangi ülkeye ne kadar mühimmat attığına dair veriler netleşirken, fırlatılan toplam 5 bin 354 mühimmatın aslan payını yüzde 39,30’luk oran ve 2 bin 104 adet füze-İHA ile Birleşik Arap Emirlikleri alırken; İsrail sahasına 845 mühimmat (345 füze, 500 İHA), Kuveyt’e 819, Suudi Arabistan’a 654, Bahreyn’e 385, Ürdün’e 281 ve Katar’a 256 saldırı gerçekleştirildiği, Umman’ın ise 7 İHA ile hedef alındığı açıklandı.
STRATEJİK NOKTALAR VE ÜSLER HEDEF ALINDI
Saldırıların türüne bakıldığında balistik füzelerin yanı sıra yoğun şekilde kamikaze İHA’ların kullanıldığı görülürken, hedeflerin başında Kuveyt ve Dubai havalimanları, Bahreyn’deki ABD 5. Filosu, Katar’daki Ras Laffan Sanayi Bölgesi ile Suudi Arabistan’ın enerji tesisleri yer aldı; İran ordusu bu saldırıların eş zamanlı olarak Hürmüz Boğazı’nı kapatma kararıyla desteklendiğini ve bölgedeki tüm ABD çıkarlarının menzilleri içinde olduğunu duyururken, fırlatılan mühimmatların önemli bir kısmının müttefik hava savunma sistemleri tarafından imha edildiği bilgisi paylaşıldı.
TÜRKİYE SINIRINDA NATO KALKANI DEVREYE GİRDİ
Harekatın en kritik anlarından biri olan 4, 9 ve 13 Mart tarihlerinde İran’dan ateşlenerek Türk hava sahasına giren balistik mühimmatlar, NATO’nun bölgedeki hava ve füze savunma unsurları tarafından Türkiye topraklarına ulaşmadan etkisiz hale getirilirken; İranlı yetkililerin saldırıların doğrudan Türkiye'yi hedef almadığını, hedeflerin bölgedeki ABD ve İsrail varlıkları olduğunu savunması ve bu durumu bölge diplomasisinde bir koz olarak kullanması Ankara ile Tahran arasındaki gerilimi farklı bir boyuta taşıdı.
BÖLGESEL BİLANÇO VE DİPLOMATİK TEPKİLER
Saldırıların yüzdesel dağılımına göre İran'ın en çok BAE’yi (%39,30), ardından sırasıyla İsrail’i (%15,78) ve Kuveyt’i (%15,30) hedef aldığı bu süreçte; Türkiye, Azerbaycan ve Suudi Arabistan’ın da aralarında bulunduğu 12 ülkenin dışişleri bakanları ortak bir metinle İran’ın komşu devletlerin egemenliğini hiçe sayan bu provokatif eylemlerini derhal durdurması gerektiğini vurguladı, ancak Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalması ve petrol tesislerine yönelik tehditlerin sürmesi bölgedeki ekonomik ve askeri krizi tırmandırmaya devam ediyor.





