Gelecek, sağlık, kariyer ya da maddi sorunlar... Günlük yaşamın doğal bir parçası olan endişe, belirli bir noktadan sonra kişinin hayatını kuşatan bir kaygı bozukluğuna dönüşebiliyor. Psikolog Ece Bahat, sağlıklı endişe ile klinik destek gerektiren kaygı bozukluğu arasındaki farkı değerlendirdi. Bahat, kaygının artık kişiyi korumak yerine yaşamını kısıtlamaya başladığı noktada profesyonel desteğin önem kazandığını vurguladı.
![]()
"KAYGI ARTIK HAYATI KISITLIYORSA KIRMIZI ÇİZGİ AŞILMIŞTIR"
Kaygılanmanın yaşamın doğal bir parçası olduğunu belirten Bahat, bunun insanı tehlikelere karşı hazırlayan önemli bir mekanizma olduğuna dikkat çekti. Bahat, "Kaygılanmak aslında hayatın doğal bir parçasıdır. Hatta bizi tehlikelere karşı hazırlayan ve önlem almamızı sağlayan bir mekanizmadır. Burada önemli olan kaygının varlığı değil, kişinin hayatını ne kadar etkilediğidir" ifadelerini kullandı.
Normal endişe ile kaygı bozukluğu arasındaki en önemli ayrımın, kaygının kişinin günlük yaşamını ne ölçüde etkilediği olduğunu söyleyen Bahat, "Eğer kişi ortada gerçekçi bir tehdit olmasa bile sürekli en kötü senaryoları düşünüyorsa, bu düşünceleri kontrol edemiyorsa ve kaygısı işini, okulunu, ilişkilerini ya da günlük yaşamını etkilemeye başladıysa artık normal endişeden farklı bir tabloyla karşı karşıya olabiliriz" dedi.
Kaygı bozukluğunun yalnızca zihinsel belirtilerle sınırlı olmadığını ifade eden Bahat, "Bunun yanında çarpıntı, nefes darlığı, kas gerginliği, mide-bağırsak sorunları, uyku problemleri gibi fiziksel belirtiler de sık görülür. Kısacası kaygı artık kişiyi korumak yerine yaşamını kısıtlamaya başladıysa profesyonel destek almak önemlidir." değerlendirmesinde bulundu.

"BEYİN GERÇEK TEHLİKE OLMASA BİLE SÜREKLİ ALARM VERİYOR"
Kaygı bozukluğunda beynin tehdit algılama mekanizmasının sürekli devrede kaldığını belirten Bahat, bunun zaman içinde hem bedeni hem de sinir sistemini yıprattığını söyledi. Bahat, "Kaygı bozukluğunda beynin alarm sistemi gereğinden fazla hassas çalışmaya başlar. Yani ortada gerçek bir tehlike olmasa bile beyin bunu varmış gibi algılar. Bu yüzden beden sürekli tetikte kalır" ifadelerini kullandı.
Bu durumun uzun vadeli etkilerine dikkat çeken Bahat, "Sürekli alarm halinde olmak; stres hormonlarının uzun süre yüksek kalmasına, kasların sürekli gergin olmasına, çabuk yorulmaya, dikkat dağınıklığına ve uyku problemlerine neden olabilir" dedi.
Gerçeklik algısının da bu süreçte değişebildiğini ifade eden Bahat, "Zamanla kişi belirsizlikleri tehdit olarak yorumlamaya başlar. Örneğin küçük bir bedensel belirtiyi ciddi bir hastalık olarak düşünebilir ya da henüz yaşanmamış olayların kötü sonuçlanacağından emin olabilir. Yani kişi olaylara değil, zihninin ürettiği olası senaryolara tepki vermeye başlar" sözleriyle kaygı bozukluğunun düşünce sistemi üzerindeki etkisini anlattı.

"KAÇTIKÇA KAYGI DAHA DA BÜYÜYOR"
Kaygı bozukluğunda en sık görülen davranışlardan birinin kaçınma olduğunu belirten Bahat, bu durumun kısa süreli rahatlama sağlasa da sorunu büyüttüğünü ifade etti. Bahat, "Kaygı bozukluğunda kaçınmak kişiye kısa süreli bir rahatlama sağlar. Örneğin kaygılandığı ortama gitmez, ertelemeyi seçer ya da sürekli güvende hissetmeye çalışır. Ama bu rahatlama geçicidir" dedi.
Kaçınma davranışının beyne yanlış mesaj verdiğini söyleyen Bahat, "Çünkü kişi kaçındıkça beyin 'Demek ki gerçekten tehlikeliymiş.' mesajını alır ve bir sonraki sefer kaygı daha da büyür. Böylece kişi zamanla hayatını yaşamak yerine kaygısından kaçınmaya çalışmaya başlar. Bu da hem özgüveni hem de günlük işlevselliği olumsuz etkiler" ifadelerini kullandı.

"İLK ADIM KAYGIYI YOK ETMEK DEĞİL, ONU FARK ETMEK"
Kaygı döngüsünü kırmanın ilk adımının kaygıyla savaşmak değil, onu fark etmek olduğunu vurgulayan Bahat, kişinin düşüncelerini sorgulamasının önemine dikkat çekti. Bahat, "Bu döngüyü kırmanın ilk adımı ise kaygıyı tamamen yok etmeye çalışmak değil, onu fark etmektir. Kendimize 'Şu an yaşadığım şey gerçek bir tehlike mi, yoksa zihnimin ürettiği bir ihtimal mi?' diye sormak oldukça kıymetlidir" dedi.
Kontrollü yüzleşmenin uzun vadeli iyileşmede önemli rol oynadığını belirten Bahat, "Sonrasında ise kaçınmak yerine, kişinin hazır olduğu ölçüde korktuğu durumlarla kontrollü şekilde yüzleşmesi ve gerekiyorsa bir uzmandan destek alması uzun vadede çok daha kalıcı bir iyileşme sağlar" ifadelerini kullandı.





