Toplumda çoğu zaman yüksek sesle dile getirilmeyen ancak dikkat çekici bir gerçeklik giderek daha fazla görünür hale geliyor: Köklü, itibarlı ve güçlü ailelerin çocukları arasında kriminal davranışlara rastlanması. Uzman Psikolog Tuğana Akyürek, bu durumu yalnızca bireysel değil, psikodinamik, gelişimsel ve aile sistemi perspektifinden ele alarak TÜRKINFORM muhabiri Yaren Tekin'e değerlendirmelerde bulundu.

"AVANTAJLI" ÇOCUKLAR
Dışarıdan bakıldığında ekonomik güç, iyi eğitim, sosyal çevre ve fırsatlar açısından “avantajlı” olarak görülen bu çocukların suça yönelmesi ilk bakışta bir çelişki gibi görünse de, Akyürek’e göre bu durumun arkasında görünmeyen ama güçlü psikolojik dinamikler yer alıyor. Özellikle köklü ailelerde çocukların birey olarak değil, bir “temsil” olarak yetiştirildiğini vurgulayan Akyürek, “Bu çocuklar çoğu zaman kendi kimliklerini inşa etmekten ziyade, kendilerinden önce yazılmış bir rolü oynamak zorunda kalıyor. Bu da içsel çatışmayı kaçınılmaz hale getiriyor.” dedi.
Bu noktada bastırılan duyguların önemine dikkat çeken Akyürek, Sigmund Freud’un şu yaklaşımına atıfta bulunuyor:
“Bastırılan her şey, bir gün başka bir formda geri döner.”
Akyürek’e göre; öfke, yetersizlik hissi, hayal kırıklığı gibi duyguların açıkça ifade edilemediği aile yapılarında, bu duygular zamanla davranışsal patlamalara dönüşebiliyor. Suç davranışı da çoğu zaman bu bastırılmış iç dünyanın dışa vurumu olarak karşımıza çıkıyor.
KİMLİK BASKISI SUÇA YÖNELİMİ TETİKLEYEBİLİYOR
Kimlik gelişimi sürecinin sağlıklı ilerleyememesi de bu tabloda belirleyici bir faktör olarak öne çıkıyor. Erik Erikson’un kimlik kuramına değinen Akyürek, bireyin “ben kimim?” sorusuna kendi içsel yanıtını veremediği durumlarda rol karmaşası yaşadığını belirtiyor. Bu bağlamda Erikson’un şu sözü dikkat çekiyor:
“Kimlik duygusu kazanılamadığında, birey rol karmaşası yaşar.”
Akyürek, köklü ailelerin çocuklarında sıkça görülen bu durumun, bireyin kendi benliğini oluşturamamasına ve dışsal kimliklere tutunmasına neden olduğunu ifade etti. Bu noktada kriminal davranışlar yalnızca bir sapma değil, bireyin kendini var etme, sınırlarını test etme ve görünür olma çabası olarak ortaya çıkabiliyor.
KÖKLÜ AİLELERDE SIKLIKLA GÖRÜLEN İKİ UÇ
Aile içindeki sınır dinamikleri de bu sürecin önemli bir parçasını oluşturuyor. Akyürek’e göre köklü ailelerde sıklıkla iki uç yaklaşım gözlemleniyor: Aşırı kontrol ve sınırsız özgürlük. Akyürek, aşırı kontrol altında büyüyen çocukların bastırılmış bir isyan geliştirebildiğini, sürekli denetim altında olmanın gizli ve riskli davranışları tetikleyebildiğini belirtti. Öte yandan, sınırsız özgürlük içinde yetişen çocukların ise sorumluluk ve sınır algısını yeterince geliştiremediğini ifade etti. Her iki durumda da psikolojik denge zedelenebiliyor.
"DOKUNULMAZLIK ALGISI"
Bununla birlikte, “dokunulmazlık algısı” da dikkat çeken bir diğer faktör olarak öne çıkıyor. Aile gücünün sağladığı koruyucu alanın, zamanla kuralların esnetilebileceği ve sonuçların ortadan kaldırılabileceği yönünde bir inanç oluşturduğunu belirten Akyürek, “Bu durum yalnızca davranışı değil, bireyin gerçeklik algısını da etkiler. Risk, bir tehdit olmaktan çıkar ve bir deney alanına dönüşür” dedi.
Uzman Psikolog Tuğana Akyürek, konunun en kritik boyutlarından birinin ise duygusal yoksunluk olduğunun altını çiziyor. Maddi imkanların varlığı, duygusal ihtiyaçların karşılandığı anlamına gelmiyor. Görülme, anlaşılma ve koşulsuz kabul edilme ihtiyacının karşılanmadığı durumlarda çocukların içsel bir boşluk yaşadığını belirten Akyürek, bu boşluğun zaman zaman dikkat çekme, sınırları zorlama ve varlığını hissettirme çabasıyla kriminal davranışlara dönüşebildiğini ifade etti.
Akyürek, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:
“Hiçbir çocuk durduk yere suça yönelmez. Özellikle köklü ailelerin çocuklarında suç; bastırılmış duyguların, kimlik arayışının ve görünmeyen yalnızlığın bir sonucudur. Bu nedenle yalnızca ‘ne yaptı?’ sorusuna değil, ‘neden yaptı?’ sorusuna odaklanmak gerekir. Çünkü bazen en güçlü soyadlarının ardında, en derin kırılganlıklar saklıdır.”




