Gidişat gösteriyor ki, dünya yeniden ikiye hatta daha fazla parçaya bölünmenin eşiğinde. Son dönemde yaşanan gelişmeler, 20. yüzyılın o karanlık günleri olan “soğuk savaş”ı hatırlatıyor bize. Ama bu kez sahne farklı, oyuncular öncekine göre daha fazla ve uyguladıkları yöntemler ise öncekine oranla daha karmaşık.
Gelin, önceki ve şimdiki dönemi karşılaştıralım. Klasik soğuk savaşta dünya ikiye bölünmüştü. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) ve onların yanında yer alan devletler. Bugün ise tablo çok daha parçalı. Bir yanda yine ABD ve müttefikleri var ama bu sefer karşısında, her alanda yükselen bir Çin ve başka bir ülkenin toprağını işgal etmekten çekinmeyen Rusya’nın sert bölgesel politikaları bulunuyor.
Ayrıca bu yeni dönemi öncekinden farklı kılan, sadece askeri değil, ekonomik, teknolojik ve dijital alanlarda da faaliyetlerin yeni yöntemlerle yürütülmesi. ABD’nin tekelinde tutmak istediği ancak beceremediği yarı iletken üretimi, yapay zeka teknolojileri, enerji hatlarının kontrolü, belki de silahtan daha değerli olan veri kontrolü...
Son yıllarda artan ticaret kısıtlamaları, yaptırımlar ve teknoloji ambargoları, küresel sistemin “serbest piyasa” ilkesinin zayıfladığını gösteriyor. Özellikle ABD ile Çin arasındaki bu gerilim, klasik bir ticaret anlaşmazlığından çok daha fazlası olan küresel liderlik mücadelesine dönüşmüş durumda.
Çin üretim gücüyle ABD ise teknoloji ve parasal gücüyle üstünlük kurmaya çalışıyor. Ortaya çıkan tablo, dünya ekonomisinin giderek bloklara ayrıldığını gösteriyor.
Bir başka dikkat çeken konusu ise büyük güçlerin doğrudan birbirleriyle savaşmadığı gerçeği. Böyle bir savaşın bedelinin ağır olacağını tüm taraflar bildiği için bunun yerine vekalet savaşları tercih ediliyor. Bunun sonucu olarak da bölgesel krizler büyüyor ve askeri harcamalar daha fazla artıyor.
Bu yeni dönemde savaşların şekli de değişmiş durumda. Artık kimse doğrudan tetiği çekmek istemiyor, bunun yerine pozisyon alıp beklemeyi tercih ediyor.
Dünya iki kutupluyken yaşanan soğuk savaşta, nükleer silahlar önemli bir caydırıcılık göstergesiydi. Bugün ise bu rolü teknoloji üstlenirken, yapay zeka, siber güvenlik ve veri kontrolü, ülkelerin en kritik güç unsurları haline gelmiş durumda. Artık herkes biliyor ki, bir ülkenin teknolojik bağımsızlığı yoksa siyasi bağımsızlığı da tartışmalı hale geliyor. Bu nedenle ülkeler artık sadece silah değil, algoritma üretmek içinde birbirleriyle yarışıyor.
Bu yeni küresel düzende, Türkiye gibi tarafsız kalmak isteyen ülkeler ise en zor durumda olanlar. Türkiye, denge politikasını bir zorunluluk olarak tercih ediyor. Batı ile ekonomik ilişkiler, doğu ile enerji ve güvenlik dengesi ve bölgesel krizlerin ortasında kalma riski Türkiye’nin masasındaki önemli başlıklar arasında yer alıyor.
Son dönemde yaşananları yeni “soğuk savaş” olarak tanımlayanların yanı sıra bu benzetmeyi eksik bulanlar da çoğunlukta. Çünkü bugün dünya, sadece iki kutuplu değil, aynı anda hem rekabet hem de iş birliği var. ABD ve Çin rekabet ediyor ama aynı zamanda ekonomik olarak birbirine bağımlı. Bu durum, karşımıza çıkan yeni dönemi daha belirsiz ve kırılgan hale getiriyor.
Bugünkü durum, belki klasik anlamda fiili bir soğuk savaş olmayabilir. Ancak kesin olan şey, dünyanın yüksek gerilimli bir rekabet dönemine girmiş olduğu. Bu rekabet ortamı, belki de daha öncekine oranla daha tehlikeli. Çünkü kurallar net değil, sınırları ise belirsiz...
Buradan hareketle küresel güçlerin yeni bir soğuk savaşa mı hazırlandığı, yoksa henüz adı konulmamış daha karmaşık bir çatışma çağının içine mi girdiğimizi zaman gösterecek.