Orta Doğu’da Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” gündemdeki yerini koruyor. Bölgesel güvenlik açısından dikkat çeken anlaşma, üç ülke arasındaki savunma iş birliğini güçlendirmesi bakımından yakından takip edilirken, ittifakın ilerleyen süreçte genişleyebileceği değerlendiriliyor.

Anlaşmaya yeni ülkelerin dahil olup olmayacağı merak konusu olurken, özellikle Mısır ve Lübnan gibi ülkelerin olası katılımı öne çıkıyor. Bölgedeki gelişmeler yakından takip edilirken, söz konusu ittifakın yeni üyelerle daha geniş bir yapıya dönüşüp dönüşmeyeceği önümüzdeki dönemde netlik kazanacak.

“GÜÇ EGEMENLİĞİ KURMAYI HEDEFLİYOR”

Lübnan ve Orta Doğu Uzmanı Dr. Gulshan Y. Sağlam, anlaşmaya ilişkin Türkinform’dan Ecem Çetin’e değerlendirmelerde bulundu. Sağlam, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan "Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın” bölgeye dışarıdan güç egemenliği kurmayı hedefleyen her türlü bölgesel projeye kesin bir stratejik darbe niteliği taşıdığını kaydederek, bu sağlam çekirdeğin Türkiye'nin askeri sanayisini ve ileri savunma teknolojisini, Suudi Arabistan'ın ekonomik ve siyasi ağırlığını, Pakistan'ın askeri ve nükleer kapasitesini bir araya getirdiğini aktardı.

“40'TAN FAZLA ARAP VE İSLAM ÜLKESİNİ KAPSAYACAK ŞEKİLDE GENİŞLEYEBİLECEK”

Sağlam, bu anlaşmanın öneminin , kapalı bir ittifak olarak değil, çekici ve genişlemeye açık bir güvenlik şemsiyesi olarak sunulmasından kaynaklandığının altını çizerek, Şam’ın son görüşmeler ışığında resmi katılım seçeneklerini şu anda değerlendirirken, Mısır ve Bangladeş gibi başka önemli ülkelerin de katılacağına dair tahminlerin arttığını, jeopolitik seyirin bu ittifakın 40'tan fazla Arap ve İslam ülkesini kapsayacak şekilde genişleyebileceğine işaret ettiğini belirtti. Sağlam, “Beklenen bu ittifak, bölgeyi tecrit etme ve ülkelerini marjinalleştirme planlarının önünü kesiyor; Kızıldeniz'den Doğu Akdeniz'e uzanan ticaret koridorları ve enerji kaynakları üzerindeki egemen denetimi yeniden tesis ediyor” dedi.

LÜBNAN’NIN ANLAŞMAYA KATILMASININ ÖNEMİ

Bu bütüncül panoramik tablo karşısında Lübnan'ın, pasif tarafsızlık bölgesinde durma ya da uluslararası yoğun bakım odalarında beklemeye devam etme lüksünün olmadığını, Beyrut'un üstün ulusal çıkarı, "Mekke Anlaşması"na resmi açılım yönünde cesur ve kararlı bir adım atmayı gerektirdiğini, ister doğrudan üyelik talebiyle ister kademeli bir stratejik ortaklık kurarak. Lübnan'ın bu ekseninize katılmasının , ülkeye üç egemen ve stratejik boyut kazandırdığını belirtti.

Sağlam, şöyle devam etti:

“Birincisi: Resmi kurumlar için egemen caydırıcılığın inşası. Askeri iş birliği ve gelişmiş savunma teknolojisi ile gözetleme sistemlerinin, yalnızca Lübnan Ordusu'na yönelik olarak açılması, Lübnan devletinin sınırlarını, hava ve deniz sahasını koruma kapasitesini güçlendiriyor; silahlı grupları vurma bahanesiyle ulusal egemenliğin tekrar tekrar ihlal edilmesi için kullanılan gerekçelerin önünü kesiyor.

İkincisi: Enerji ve koridor haritasında yer edinme. Bu adım, Lübnan'ın Doğu Akdeniz'deki elektrik bağlantı ağlarına, gaz hatlarına ve lojistik koridorlara entegre olmasını sağlıyor; ülkeyi yapay biçimde sürdürülen izolasyon ve ekonomik kuşatma durumundan, ulusal servetlerinden doğrudan yararlanan bir aktör konumuna taşıyor.

Girne açıklarında korku dolu anlar! 279 kişiyi taşıyan yolcu gemisi battı
Girne açıklarında korku dolu anlar! 279 kişiyi taşıyan yolcu gemisi battı
İçeriği Görüntüle

Üçüncüsü: Güvenlik ve diplomatik denge şemsiyesi. Geniş bir bölgesel bloğa katılım, Beyrut'a kapsamlı bir Arap-İslam siyasi örtü sağlıyor; topraklarının bölgesel hesaplaşmaların sahnesi olarak kullanılmasını engelliyor ve uluslararası platformlarda dengeli, caydırıcı bir müzakere gücü kazandırıyor”

“BÖLGELERİN TARİHİNDEKİ BÜYÜK DÖNÜŞÜMLER, KARARSIZ DEVLETLERİ BEKLEMEZ”

Lübnan ve Orta Doğu Uzmanı, “Bölgelerin tarihindeki büyük dönüşümler, kararsız devletleri beklemez. Ankara'nın müttefikleriyle koordineli biçimde uluslararası panoramayı okuyup Şam ve Körfez'i kapsayan geniş bir güvenlik denklemi kurarak stratejik boşluğu doldurmayı başardığı gibi, Lübnan'daki siyasi liderliğin de inisiyatif alma cesaretine sahip olması gerekiyor. "Mekke Anlaşması" ile ortaklık dosyasını açmak, geçici bir siyasi tercih değil; devletin itibarını yeniden kazanmak, ulusal bir savunma gücü inşa etmek ve Lübnan'ı nihayet "nüfuz edilmiş saha" konumundan, yeni Orta Doğu'nun istikrarını inşa sürecinde "egemenliği tam ortak" konumuna taşımak için stratejik bir penceredir” dedi.

Muhabir: ECEM ÇETİN