Psikiyatri tarihinde hiçbir araştırma, Profesör David Rosenhan’ın gerçekleştirdiği deney kadar büyük bir şok dalgası yaratmadı. Bir kişinin akıl sağlığının yerinde olup olmadığının bilimsel yöntemlerle kesin olarak saptanıp saptanamayacağını sorgulayan bu deney, modern tıbbın sınırlarını zorladı.
GAİPTEN GELEN SESLER VE SAHTE HASTALAR
Deney, Rosenhan dahil 8 sağlıklı gönüllünün farklı psikiyatri kliniklerine başvurmasıyla başladı. Tek bir ortak şikayetleri vardı: "Gaipten sesler duyuyoruz." Bu semptom dışında hayat hikayeleri ve ilişkileri hakkında tamamen doğru bilgi vermelerine rağmen, tüm gönüllüler "şizofreni" teşhisiyle hastaneye yatırıldı.
İYİLEŞMEK YETMEDİ: EN AZ 7 GÜN MAHPUSLUK
Kliniklere yatırıldıktan hemen sonra gönüllüler, seslerin kesildiğini ve kendilerini çok iyi hissettiklerini beyan ettiler. Ancak hastane yönetimleri bu "iyileşmeyi" kabul etmedi. Gönüllülerin hastaneden çıkabilmeleri ortalama 19 gün sürerken, bir katılımcı tam 52 gün boyunca klinikte tutuldu. Profesyonellerin hiçbiri bu kişilerin aslında sağlıklı olduğunu fark edemedi.
TIP DÜNYASINDAN BÜYÜK TEPKİ VE İKİNCİ RAUNT
Deneyin sonuçları yayınlandığında yer yerinden oynadı. Birçok hastane yönetimi Rosenhan'ı suçlayarak kendilerinin böyle bir hataya düşmeyeceklerini iddia etti. Bunun üzerine Rosenhan, meydan okuyan bir hastaneyle anlaştı: "Gelecek üç ay içinde size sahte hastalar göndereceğim, onları tespit edin."
Üç ayın sonunda hastane yönetimi; 41 "kesin" sahte hasta bulduklarını açıkladı. Ancak acı gerçek kısa süre sonra ortaya çıktı: Rosenhan o üç ay boyunca hastaneye tek bir sahte hasta bile göndermemişti.
GERÇEK HASTALARIN KESKİN GÖZLEMLERİ
Deneyin en ironik kısımlarından biri ise hastane personelinin fark edemediği durumu, gerçek hastaların fark etmesiydi. Kliniklerde yatan gerçek hastaların birçoğu sahte hastalara; "Sen deli olamazsın, olsa olsa hastaneyi denetlemeye gelen bir gazeteci ya da profesörsün" diyerek gerçeği sezmişlerdi.
PSİKİYATRİDE REFORMUN BAŞLANGICI
Rosenhan Deneyi, teşhis yöntemlerinin ne kadar sübjektif olabileceğini kanıtladı. Bu devrim niteliğindeki çalışma, Amerika Psikiyatri Birliği’nin (APA) tanı rehberlerini kökten değiştirmesine ve akıl hastanelerinde büyük reformların yapılmasına öncülük etti.




